pragr

Emel GENÇER

Büyülü bir ses gelir

Ve kulağıma fısıldar

“Sadece beni hissederek gez” der.

Ve gider.

Prag’a ayak bastığım an içimi kaplayan huzurla beraber bir sağ bir sola koştururken ilk hayalimi gerçekleştirmek için yola çıktım. Ve şuan en yüksekteyim. Ayaklarımı sarkıtıp, kollarımı iki yana açıp koca bir nefesi içime çekip, yüzümde kocaman bir gülümseme ile şehri izlemeye başlıyorum. Arada gözlerimi kapatıp anı zihnime kaydetmeyi de unutmuyorum.

Tarih kokan bu şehir 2. Dünya savaşında pek fazla zarar görmemesi sebebiyle çok fazla tarihi yapıyı günümüze kadar getirmeyi başarmıştır. Hatta Prag Kalesi 9. yüzyıldan günümüze kadar gelen dünyanın en büyük antik kalesi olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na girmiştir.

Avuçlarını birleştirmiş bu şehir, ellerini açtığı zaman size koca bir tarihi hediye eder. Kutuları açmaya başladıkça karşınıza çıkacak bazı güzellikler; Charles Köprüsü, Prag Kalesi, St. Vitus Katedrali, Old Town Meydanı, Astronomik Saat, Tarihi Kule, Nicholas Kilisesi, Mustek Meydanı, Vaslavske Bulvarı ve dahası.

Kutuları karıştırmaya başlarken Old Town Meydanındaki kutunun içine düşüp kendinizi Ortaçağda bulmak yetmiyormuş gibi, bir de zamanın ileri değil hep geriye doğru gitmesine şahit olmak. İşte bu enfes bir duygu.

Ve ilerlemeye başladıkça karşınıza Astronomik Saat çıkar. 12 saat diliminin aynı zamanda 12 burcun simgesi ile ortaçağın gök bilimlerine ait izler taşıması ve günümüze kadar gelip hala çalışmasının sevinci ile kalabalığa karışıp hep beraber saatin kolunu çevirmeye başlarız. Artık zaman geçmiş ve saat tamı göstermiştir.

emel

Kulenin penceresi açılır. Çan sesi ile beraber iskelet şeklindeki heykel karşımızda, bir eli ile çanı çalar diğer eli ile kum saatini çevirir. Bu heykel bize her canlının ölümü tadacağını ve akıp giden zamanın ölüme yaklaştırdığını anlatır. Sonraki Yahudi heykel ise elindeki para kesesini gösterip ölümü kabullenmediğini ifade eder. Diğer bir heykel elindeki aynaya bakarak başını sağa sola çevirir ve kibri ile o da ölümü kabullenmediğini gösterir. Ve en son heykel de mandolin ile eğlenceyi sefayı temsil eder, başını sağ ve sola çevirerek diğer heykeller gibi ölümü kabul etmediğini gösterirken saatin en üstündeki horozun ötüp yerine girmesi ile animasyon sona erer. Ve bizlerde ölümsüzlüğü kabul etmeksizin hep beraber çığlıklar atıp alkışlamaya başlarız.

Bir dakika

Ama bu saatin kahramanına ne olmuş?

Aslında bakarsanız rivayetin en üzücü bölümü de budur.

15. yüzyılda Hanus tarafından yapılan bu saat başka bir yerde yapılmasın diye kör edilmiş.

Hanus’ta durur mu intikamını almak için saati bozmuş. Fakat gel zaman git zaman derken saat tamir edilmiş.

Hanus’un gözleri mi? O geri gelmemiş. Yaptığı güzelliğin cezasını gözleri ile çok ağır ödemiş.

Ve ben bunları dinlerken kendimi Venedik’teki saat kulesinin karşısında buldum.

İki farklı meydan,

İki farklı saat,

İki aynı kader,

Orada da saat kulesini yapan kişinin gözleri sırf aynı saati yapmasın diye oyulmuştu.

Sonra dayanamadım ve saatin kolunu hızlı hızlı çevirmeye başladım. Artık zaman ileriye doğru akmalıydı. Güzel şeylerin ödüllendirildiği döneme gelebilmek için kolu çevirdim, çevirdim, çevirdim… Zamanla değişen tek şeyin aslında bakarsanız sadece ceza şekli olduğunu görüyorsunuz. Maalesef güzel bir şeyler yapan insanların cezalandırılması yüzyıllar boyu değişmemiş…

İç çeker

Kutuyu kapatıp,

Bir pencere açıp,

Ayaklarımı sarkıtıp,

Gökyüzündeki yıldızları izlemeye koyulurum.

Ve içimden geçen şarkının sözleri öyle umut verir ki

Yıldızları kaydırmaya başlarım…

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR