Emel GENÇER

Öyle bir şehir düşünün ki kanallarla ayrılmış köprülerle bağlanmış 118 adanın üzerine kurulmuş sular şehri. Boşuna aşıkların şehri diye kulaktan kulağa dolaşmamış. Aşk var bu şehirde… Hem de öyle bir aşk ki eşsiz binaları suyu sarıp sarmalayıp, aşk ile zamana direnip, eğilip bükülmeden dimdik ayakta kalmış.

Suyun üzerindeki bu binalar yıllar yıllar önce ahşap kazıklar üzerine inşa edilmiş. Suyun altında oksijen olmaması ahşabın çürümemesini sağlarken, mineral düzeyi yüksek suya maruz kaldığı için de kaya gibi sert bir madde haline gelmiş. Yumuşak kum ve çamur tabakalarını, ahşap kazıklar delerek sert olan kile kadar batmıştır.

Suyun üzerindeki gondolları izlerken artık sihirli kürenin içindesiniz. Her şehrin bir hikayesi vardır, evet ama bu şehir de bir tılsım var.

Mimarisine, sanat eserlerine hayran hayran bakıp dolaşırken artık en çok merak ettiğim San Marco Meydanı’ndayım. San Marco Meydanı’nı muhteşem yapılar öyle güzel çevrelemiş ki bir tek benim zihnimde kalmasını istemiyorum. Biraz da sizin zihninizde canlanmalı diye düşünüyorum.

Meydandan gelen müzik sesi beni daha da heyecanlandırıyor. Meydanı saran muhteşem yapıların arasında keman sesleri ile yavaş yavaş dönerken muhteşem yapıların üstünden gökyüzünün göz kırpması ile tılsım bu olmalı deyip anı zihnime kaydetmeye başlıyorum.

San Marco Meydanı çeşitli festivallere ve konserlere ev sahipliği yapıyor. Venedik’in en bilinen maske karnavalını duymayan kalmamıştır. Efsaneye göre geçmişte kazanılan bir zafer sonucu halk bu meydanda dans etmeye başlıyor ve ilerleyen tarihlerde her yıl kutlanan bir karnavala dönüşüyor. Maskelerin takılmasının sebebi sınıf farklarını fakir ile zengin ayrımını ortadan kaldırmak, eşitliğe inanılması. Başka bir efsaneye göre ise çok fazla sayıda kişinin veba salgınına yakalanarak ölmesi ve hayatta kalanların yaralarını, hastalıklarını gizlemesi için kullanması. Hangi efsane doğru bilinmez ama ben nedense renkli kostümler ve maskeler ile halkın meydanda dans edip eğlendiği efsaneye inanmak istiyorum.

Aziz Mark’ın Çan Kulesi, 98,6 metre yüksekliğinde basit bir forma sahip ve gövdesi düz tuğla sütun. 12 metre bir tarafta, 50 metre boyunda, yukarıda çan kulesi şeklinde kubbelenir. 5 adet çana sahiptir. Kule piramit tepe şeklinde kapatılır ve tepesinde baş melek Gabriel Cebrail durur. Çan kulesi şimdiki formuna 1514 yılında ulaşmış. 1902 yılında çökmesinden sonra 1912 yılında tekrar inşa edilmiş. Rivayete göre her yıl düzenlenen gösteride gönüllü biri halata tırmanarak yukarı kuleye çıkar ve başkana çiçek sunarmış.

Torre Dell’Orologio Saat Kulesi, 15. yüzyılda yapılan saat kulesinin inşaatı 3 yıl sürmüş. Çeşitli dönemlerde yenilenen saat kulesi 2006 yılında son halini almış. Rivayete göre kulenin yapımında çalışan kişilerin gözleri oyulmuş. Bunun sebebi ise bir daha buna benzeyen bir yapı yapılmaması. Ayrıca kulesinin tepesindeki genç ve yaşlı adamın her gün saat çanını dövmesinin sebebi insanlara zamanın nasıl aktığını göstermesiymiş.

Venedik’ten sadece bir kesit sundum. Burası anlata anlata bitirilemeyecek bir masal şehri. Siz sadece kendinizi ona bırakın, o susmadan, usanmadan anlatsın size hikayesini…

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR