Arda AYDIN/arda@ardaydin.com

Uzun zaman sonra ilk kez yazıyorum. Nedendir elime kalem almak hiç içimden gelmedi. Çeşitli notlar tutmak, belki bir numara kaydetmek -gerçi onu da artık akıllı telefonlarla yapıyoruz- ya da ne bileyim elimiz kalem tutmayı unutmasın diye belki kalem aldım elime. Gerçekten de bu yazıyı kalemle yazdım, sonra bilgisayara geçirdim ve şimdi de okuyorsunuz.

Bilemedim bu ülkenin fıtratı ne? Bilmeyi de beceremiyoruz ya zaten bu aralar, kafalar karman çorman. Toparlayıp yazılacak konu neydi, neden şimdi bir takım düşüncelerin arasında saçmalayarak geziniyorum (ruz) bilemiyorum.

Nicedir istatistiklerle, rakamlarla vesairelerle uğraşıyorum, çeşitli sebeplerden ötürü. Gördüğüm şey, geldiğimiz noktanın ne kadar tedirgin edici olduğu. Okumaya, yazmaya, izlemeye, görmeye ya da merak etmeye sabrımız kalmamış durumda. Sebat gösterip bunları yapan insan sayısı çok ama çok azaldı ülkede. O kadar az ki artık bir şeyler için mücadele eden; yapmaya becermeye çalışan insan sayısı ve vasıfları çok net gösteriyor bunu. Sokağa çıktığımda gördüğüm insan figürünü tarif etmeme gerek yok, çoğu zaman ben de onlardan biri oluyorum. Zombi gibi ama maalesef öyle.

Yeni bir umut lazım, beni, bizi bu halden çıkartacak. Önümüze bakacak ve aydınlanmaya tekrar baş koymamıza sebep olacak yeni bir şey…

Korkmuş ve konuşmaya çekinen pek çok insanı önce yeniden okumaya, sonra yeniden konuşmaya, akıl bâli olmaya çekecek yeni bir duruma ihtiyaç var. Tespit yaparak değil, çözüm bularak devam etmek zorunda olduğumuz yeni bir sürece ihtiyaç var.

Çocuklar Türkçe konuşmuyor artık, onlara Türkçe konuşturacak yeni bir dil. Genç insanlar GOT’tan başka bir şey konuşmuyor artık, onlara kahramanının kendileri olduğu yeni bir serüven. İnsanlar birbirlerine nefretle bakıyor, onlara nefreti aşılayanlardan kurtulmaları için yeni bir insan…

Çok güzel olabilecek çoğu şeyi kaçırıyoruz senelerdir. Yine istatistik sayesinde size çok net rakamlar verebilirim de, işte neyse; gözü kör olasıca istatistik. Bu kadar senedir öyle acayip yollara girmişiz ki çıkamıyoruz sanmaktan önümüzdeki koskocaman maviliği göremiyoruz. Uçmaktan bahsetmiyorum. Umudun maviliğinden. Duygulardan bağımsız düşünün. Tamamen analitik bir düşünce tarzıyla, tarihi, insanı, sanatı, bilimi yücelten ne varsa yaslanmak zorunda olduğumuzu düşünerek bunların hepsinin rengini maviye dönüştürdüğümü düşünün. Her seferinde sandık kurulmadığı bir dönemi düşünün. Düşünün işte. Bir gün öncesinde olanla bir gün sonrasında olacağın birbirinden tamamen farklı şeyler olabileceği ihtimalini düşünün. Hiçbir şeye bağlı olmaksızın. Açıkça tarafınızı belli etmediğiniz için yaftalanmadığınızı düşünün ya da açıkça tarafınızı belli ettiğiniz için. Bir anlamda geç gelen şeyler de olsa artık rahat bir nefes alabilme özgürlüğünüz olduğunu, yağmalanan bir şehir üzerinden nasıl sömürüldüğümüzü, bundan kurtulma, bunları yapanlardan sıyrılma ihtimaliniz olduğunu düşünün. Düşünün işte…

Her şey çok güzel olsun diye yaptığınız her şeyin, çok güzel olabilecek bir geleceğe uzanacağını düşünün.

Her zaman söylediğimi bir kez daha tekrar edeyim, tiyatroya sinemaya konsere festivallere gidin. Sanatın yapıcılığına inanın. Hayatı boyunca bir tiyatroya kendi arzusuyla gitmemiş, bir konseri kendi rızasıyla dinlememiş, bir sinema filmini kendi özgür iradesiyle izlememiş olanlardan olmayın. Hashtaglerde bırakmayın, bağırın isterseniz yüksek sesle; her şey çok güzel olacak…

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

  • GÜNDEME TAKILANLAR

Öğrenciler festivale alınmadı, Onur Saylak söz verdi