burakkapak

Mumammed Burak Ağbayır
#TuncelKurtiz

Size bir “insan” dan bahsetmek istiyorum. Adının, doğum tarihinin ve yerininin önemini yitirdiği bir ustadan… karanlık kalması gereken bir geceden ay ışığını çalmadan anlatacağım. Ötekileştirmeden, bizleştirmeden bahsedeceğim.

Bugünkü aşkları, yüreğini emanet ettiği ustasına şikayet eden bir insan. Umut’ta Hamal Hasan, Duvar’da Gardiyan Ali Emmi, Sürü’de Hamo Ağa… Hoşçakal Yarın’da kendine kızmış; Yaşamın Kıyısı’nda kendine gülmüş bir Usta’dan bahsedeceğim. Renklerin anlamsızlaştığı, ses tonlarının titrediği, gözlerin dolduğu, dudakların büküldüğü ölüm gerçeğine teslim ettiğimiz bir insandan bahsedeceğim.

“Karanlık bir geceden ay ışığını çalmadan…” Amaç insanca yaşamaksa; onu Duvar filminde tellere yapışarak: “Vurmayın lan çocuklara!” diye bağırırken bulabilir veya umutsuzca nefeslenen bir sigaradan sonra: “Mademki bu dünya biIe yok oIacak bir gün, sevginin bitmesine insan neden üzüIsün?” diye mırıldanırken bulabilirsiniz. Bu mırıltıyı besleyen asi bir ruh; seslendiren ölümsüz bir fikirle birleşerek yorgun kalbiyle uzun sure mücadele etmiştir. Dünyanın daha yaşanabilir bir yer olması için bir fikri olan, adını mezarı başına dikilen bir tahta parçasından okuyacağım; sanat, fikir ve Anadolu insanından bahsedeceğim. Tuncel Kurtiz!

Ölümünün 2. Senesini geride bıraktığımız sanatçının beş üniversite macerası nihayet 1958’de yaratılış gayesini bulmasıyla sonlandı. Oyunculuk! Başarıları “Yürürken bıraktığı izler”den ibaret. Dönüp arkasına bile bakmadan bitirdi koca bir ömrü. Yanında ise bir bardak çay ve toprak ellerinde tüten, herhangi bir memleketten koparılmış, bir tutam tütün. 12 Eylül mağduru olması mı? “Bu Memleket Bizim” şiirini okudu, Türküsüne eşlik etti. Küsmedi, belki biraz kırgındı ama ilk fırsatta O, amacını bulmakla kalmamış; Mevlana’nın yakarışını, Oscar Wilde’ın uyanışını, Can Yücel’in yakarışını, Nazım Hikmet’in çiseleyişini yaşattı bize… Anlamlaştırdı, anlattı… Onu her an Yılmaz Güney’den koca bir “Ah” çekerek bahsederken, Çehov’dan bir söz, Hasan Sabbah’tan bir hikaye anlatırken görebilirsiniz yada işitirsiniz. Kaçmak için çok çırpınmayın, nefes alıp vermeye odaklanın sadece; çünkü zihniniz ve kulaklarınız artık onun esiri.

Bu Büyük Usta’nın sevenleri bile ikiye ayrılmış durumda; Ezel’den önce ve sonra tanıyanlar diye… Onu paylaşmak bile zor. Bu kadar seveni olan bir insanın mezarının bile hala toprak yığınından ibaret olması onun: “Biz zengin olma tehlikesini atlattık, şimdi daha huzurlu yaşayabilirim..” sözündeki felsefenin onunla birlikte ölmediğini gösterir. Bununla beraber “… Şu anda ulaştığımız sonuç başından beri bizimle beraberdi.” sözüylede yaşadığı gibi bir sonla aramızdan ayrıldı.

Ülke olarak insana, fikire, sanata kısacası her türlü insancıl eyleme ve söyleme dilimizce, dinimizce “Amin” diyebileceğimiz, birbirimizi yaftalamayacağımız günler görebilmek umuduyla…
Allah rahmet etsin, ışıklar içinde uyu…

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR