SENA-KAPAK

Sena Özşimşir

Ayaklarım yere basmıyordu. Benim için yer dediğin, taş, toprak en kötüsü asfalttan ibaret düzlüklerdi. Ayaklarımın altında bir bulut denizi… Uçmak deyimi yer çekimiyle kol kola gerçek oluyordu. Yeşil akıyordu taşların arasından huzurla. Nasıl gidiyor turunuz diye sordu birkaç arkadaşım. Bulutların üzerindeyim desem kim anlar? Anlamadılar haliyle ama öyleydim. Akşamları yıldızlardan yorgan yapıyorduk, yastığımız yine yeşil… Kazım’ın şarkıları ağaçlarda yankılanıyor, yeryüzünün gıdası oluyor, Fırtına’da yaptığımız rafting, gençken yapılacaklar listesinden bir maddenin daha üzerini çiziktiriyordu. Şimdi unutamadığım bir Çamlıhemş’in macerası hafızamda yeşerip duruyor.
Bugün bana, yeşille uyuduğum, yıldızları örtüp huzurla uyandığım o bulut denizine yeşil bir yol yapılacağını söylüyorlar. Yol üstüne yol olur mu diyorum. Oranın yolları zaten yeşil. Söz konusu otellerse, yer altı kaynaklarını sermayeye çevirmekse, ekolojinin göz ardı edilmesiyse, derelerin yok edilmesiyse neden olmasındı? Olmayacaktı!

yedirmeyiz
Turist olarak çıktığım yaylalara turizm adı altında yolların yapılması tepemi fena attırıyordu. Ben yaylaya, yeşili içerek, bulutu öperek, sessizliğinde ruhumu dinleyerek çıkmak istiyordum. Ben fırtınali derelerde rafting yapmak istiyordum yaptıkları yollarda drift değil.

2014 yılında, benim o müthiş cenneti ancak keşfedebildiğim tarihlerde yürürlüğe giren ve Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı’nın üstlendiği “Yeşil Yol” projesi, Samsun’dan Artvin’e 2600 kilometre uzunlukta ve 2000-2600 metre irtifada geçecek şekilde planlanmış.

“Turizmin gelişmesi, mevcut turistik aktivitelerin çeşitlendirilmesi” yaftasıyla hazırlanan bu proje, nasıl ki Sahil Yolu’nun, Karadeniz’in Kara’sını Deniz’inden ayırdığı gibi, HES’lerin, dereleri ve ormanları geri dönülmez bir bataklığa sürüklediği gibi, Uzungöl’ün havuza dönüştüğü, Ayder’in huzurunu kaybettiği gibi yaylaları da telafisi imkansız bir talana doğru itmekte.

Her aklıma geldiğinde içimin yeşerdiği Çamlıhemş’in hikayesi, herkesin benzer hikayeler taşıyarak biraraya geldiği Fırtına İnsiyatifi ile tanışmama sebep oluyor bu süreçte. Ekibi, kendi yaşam alanlarına sahip çıkanların yanında Karadeniz’e hiç yolu düşmemiş ama günü gelip de oraları görmeye gittiğinde bozulmamış bir doğayla kavuşmak için sabırsızlanan güzel yürekli insanlar oluşturuyor. Aramızdan ayrılalı 10 sene olan Kazım’ın ruhu herkesin içinde can buluyor.

Yaylalarla kucaklaşan o bulutlu gökyüzü başımızdan eksik olmasın diye, günün karanlık saatinde yıldızlarla tutulan dilekler gerçek olsun diye, birgün boğulacağımız denizler doldurulmasın diye, her şey eski günlerdeki gibi kalsın diye, bugün dahi tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklar haklı çıksın diye, bir kez daha teşekkür edebilmek için dünyaya horona duruyorum bu güzel yürekli Kazım ruhlu insanlarla…

İşte o yüreklerden Yeşil Yol ile ilgili açıklama;

11535820_10153399158534146_2000420211951044381_n
Yeşil Yol Projesi’nin bir sonraki adımın öncüsü olduğunun, nelere alt yapı oluşturacağının, o yeşil yolların kenarında, kıyısında nelerin olup bitebileceğinin, yaylalarımıza biçilen karanlık geleceğin farkında olan, sorumluluk sahibi, “aktif vatandaşlar” olarak,

BU PROJEYE KARŞI ÇIKIYORUZ.

Dünyanın en önemli doğal miraslarından Fırtına Vadisi ve Kaçkar Dağları, Milli Park ve Sit Alanı statüsüne sahip.
Bildiğimiz gibi vadinin çeşitli kollarında hayvancılık veya turizmle iştigal ederek gelir elde eden yüzlerce ve binlerce insan var. Yeşil Yol, bu insanların ekonomik ve sosyal yaşantısında ne gibi değişikliklere neden olacak, onlara nasıl bir çevre bırakacak? Bu soruları yanıtlamaya çalışalım.

2000-2600 metre irtifadan geçecek olan proje, bölge turizmini temelden değiştirmeyecek mi? Bugün, yerel turizm firmalarının vasıtalarıyla bölgede günlük turlar organize edenlerin yerini kimler alacak? Yerel taşımacılık şirketleri ya da yaylalardaki küçük otel ve pansiyonlar kurulması hedeflenen büyük otellerle rekabet edebilecek mi gerçekten? Yoksa bir çoğumuz, büyüyüp gelişen “Kaçkar ekonomisinin” altında ezilip gidecek mi?

Yeraltı sistemleriyle bugünkü biçimini koruyan su kaynaklarımız, yol çalışmalarıyla geri dönüşsüz biçimde değişerek bugünkü yerleşim yerlerinde su kıtlığına neden olacak.

Transit yollar, zaten kendi yolları olan yaylaların mahremiyetini ve güvenliğini ortadan kaldıracağı için toplumsal güvenliği kontrolsüz bir hale sokacak. Huzursuz bir ortamda yaşamaya hazır mıyız? ,

Yüksek irtifalarda kendini yenilemesi çok zor olan doğal örtü ve yüzlerce endemik türün yaşam alanları tehlikeye girecek. Bu canlıların bölgedeki eksikliği, kelebek etkisiyle başka canlıların da bölgeyi terk etmesine yol açarak bölgenin cazibesini kaybetmesine neden olacak.

Bu altyapıyla birlikte büyük yapılaşma yatırımlarının önü açılarak hukuki haklarımız kısıtlı yaylalarda barınma hakkımızın dahi tanınmamasına yol açarak büyük bir toplumsal kargaşaya neden olacak.,

Sera etkisi nedeniyle, dünyada gelecekte (yüzyıl sonuna kadar) her bölgenin sıcaklığında 20-25 santigrat derece ısınacağını öngören bilimsel verilere göre bölgemiz, yerleşim açısından sayılı imkanlardan biri olacak. Dünyaya kucak açabilecek yerlerden birini koruyup atalarımızı onurlandırmaktansa, rant düşkünleri arasında yer alıp torunlarımıza ne anlatacağız?

Projeye göre tek bir taşın dahi yuvarlanmaksızın önceden belirlenmiş hafriyat alanlarına taşınması, ülkemizdeki işleyişi göz önünde bulundurursak gerçekten mümkün mü?

Destek eksikliği, ekonomik koşullar ve kenteşme hevesleri uğruna bugüne değin kültürel özelliklerini kaybetme eşiğine kadar gelmiş iki kültür, Laz ve Hemşinliler, özbenliklerini büsbütün kaybetmeyecek mi?

Yeraltı kaynakları bakımından da değerli olduğunu bildiğimiz bölgemiz, birilerinin iştahını kabarttığında, siyanürlü sular, susuz bir Fırtına, taş ocaklarıyla delik deşik olmuş dağları arkamızda bırakıp burayı terk edip gidebilecek miyiz? Bugün SİT ve Milli Park olmasına rağmen hukuka aykırı biçimde yapılan projenin yerini, yine hukuka aykırı başka girişimler alacak, ancak, o vakit, bu yolların sağladığı imkanlar, iştahları daha da kabartacak.

Sonuç olarak;

“Yeşil Yol Medeniyet’e Değil, Karanlığa Çıkıyor…”

Yeşil Yola Dur De!

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR