karagul

Şenay TANRIVERMİŞ

Karagül’de her şey çok uzadı, abartıldı, sıktı ama yine de toplumsal gerçekçi bir açı yakaladığı için devam etti ve ediyor. Zorla yaptırılan evlilikler, saklanan çocuklar, pay edilen bebekler ve gözü sürekli yaşlı kadınlar! Karagül’ün son bölümünde zorla evlendirilen Melek’in intiharı ve intihar sonrasında annesi Kadriye Hanım’ın iç hesaplaşması konu ediliyor. Bir annenin kendini bu şekilde sorgulaması dizilerde çok rastlanmayan bir konu aslında! Ancak ne yazık ki Kadriye Hanım kızını ölüme iten yoldaki sorumluluğunu bu kez Kendal’a yüklemeyi tercih ediyor. Evet Kendal’ın kız kardeşinin ölümünde rolü çok büyük elbette! Ne var ki annenin bir büyük olarak zamanında Kendal’ı uyarması, mani olması ve mücadele etmesi gerekirdi. Kendisini dinlemeyen oğluyla tartışması hatta belki konuşmaması beklenebilirdi. Oysa sonuna kadar susan anne Melek’in ölümünden sonra kendisiyle beraber bu kez oğlunu da cayır cayır yakarak ölüme götürmeyi seçiyor. Bari birinin yaşamasını seçseydi? Yaşatmaktan çok öldürmesini bilen ebeveynler kültüründen geliyor Kadriye Hanım!

Melek’in ölümüne kadar çıt çıkarmayan herkes Kendal’a bağırıp çağırarak kendini aklıyor. Kızı başlık parası veya hangi sebeple olursa olsun kafasına göre alıp veren babalara susan anneler, kadınlar, kız kardeşler bir kez daha tertemiz olmanın kısa ve kolay yolunu buluyorlar. Dizi de olduğu gibi bazen anaların gözyaşları da kirli olabiliyor işte! Seyirci kalmak, susmak, oturup mazlumlar söyleminin garantili topraklarına yayılmak, sorumluluk almadan sorumlu görünmek herkesi ikna etse de annelerin vicdanına su serpmeye yetmeyebiliyor. Belki de bu yüzden Kadriye Hanım acısına benzin döküyor ve fakat oğlunu da yanında götürmeyi hak bilebiliyor. Oysa analar öldürmez doğururlar diye biliyorduk değil mi?

Kadriye Hanım’ın ‘namus’ ve ‘aile’ normları içinde yüzdürdüğü ya da batırdığı kendi gemileri eninde sonunda usun yolunu saptırıyor ve evlatlarını yemesine neden oluyor. Her zaman ki gibi şimdiye kadar hayra vesile olduğu görülmemiş ‘namus’ dizgesinin içinden yine kan ve gözyaşı çıkıyor. Kadriye Ana bu dizgeye boyun eğmek yerine seçeneksiz oluşumuzu ya da seçimlerimizin keyfiyetinin sorumluluğunu yüklenecek gibi yaparken bu kez Kendal’ı da kurban ediyor.

Metin olarak içinde bir tane bile aşk barındırmayan dizi nihayetinde bir intiharla rahatlayacak ve kısmen arınacakken bir kez daha anne eliyle imkansız istikballerin ateşini harlıyor. Aslında tüm aile aynı timsah gözyaşları içinde sessizce evlense Melek’in mutsuzluğunu bilmiyorlarmış gibi yapıyorlar. Melek kurtuluyor ve tüm ailesini olmayan vicdanlarıyla baş başa bırakıyor. Olmayan vicdanın muhasebesi de yine şiddet doğuruyor elbette! Evi ateşe verip ‘melekler üşümesin diye’ geçmişin tüm kirlerini yaktığını ilan eden Kadriye Hanım yetiştirdiği şeytan oğluyla ilgili sorumluluğu öldürerek almayı seçiyor.

Allah aşkına yanlışlarla dolu maziyi yakma hakkı var mı artık o annenin? Suç gibi büyüyen evlatlar sonunda ya kendisine kıyıyor ya da cezasını doldurur gibi yaşıyorsa sorumlu değil mi yetiştiren? Sorumluluk ‘severim de döverim de’, ‘doğururum da öldürürüm de’ demek hakkı mı veriyor?
Anlaşılan ne yazık ki büyüklük yaşatmakla değil öldürmekle ölçülüyor bu coğrafyada.

Melek’i susarak öldüren anne, Kendal’ı feryat ederek öldürünce adaleti sağlamış oluyor yani.

Kalan evladını da yakıp namaza durunca Allah kabul ediyor mu cidden?

Amin o zaman!

 

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR