Gaye Taşkan

2010 yılında Gişe Memuru ile ilk uzun metraj filmi ile Antalya’da en iyi ilk film ödülünü kucaklayan Tolga KARAÇELİK yeni filmi Sarmaşık ile başka sinema salonlarında seyirci ile buluşmaya ay sonuna kadar devam ediyor..

Samuel Taylor Coleridge’in the Rime Of The Ancient Mariner’ın “Direkler eğik, burnumuz batmış suya / İnsan düşmanının sillesinden kaçar ya / Soluğunu ensesinde duya duya / Ve koşar başını hiç kaldırmadan / Gemi öyle koştu, rüzgâr öyle coştu / Kaçtık güneye hiç durmadan…” dizeleri ile başlayan Sarmaşık yine aynı kitaptan yapılan alıntılar ile üç bölüme ayrılan bir psikolojik gerilim filmi..

Filmin kısa özeti ise su şekilde: Sarmaşık gemisi yük aldıktan sonra tahliye limanı olan Angola’ya gidecektir. Sefer devam ederken geminin armatörü iflas eder ve ortadan kaybolur. Gemi Mısır’a geldiğinde armatörün liman parasını ödemediği anlaşılır, geminin üstünde haciz vardır. Liman yetkilileri gemiyi kimsenin uğramadığı demirleme alanına çekerler. Mürettebattan gemiyi olası tehlikelere karşı hareket ettirebilecek sayıda kişinin kalması gerektiğini belirtirler. Beybaba diye hitap edilen geminin kaptanı, makineden Kürt, mutfaktan kamarot Nadir, gemicilerden Alper ve Cenk, usta gemici olarak da İsmail gemide kalır. Hepsinin kalmayı seçişindeki hikaye başkadır. Sarmaşık bu altı adamın yiyecek ve içecek kıtlığıyla gemide geçirdiği 120 günün hikayesidir.

Gelelim izleyici olarak filmin bize yansıttıklarına.

Siz hiç gemide yaratılan bir ülke gördünüz mü? Görmediyseniz hadi buyrun sarmaşığa. Genç yönetmenden Gişe Memuru’ ndan sonra yine yalnızlaşma sonucu gerçek- hayal dengesi bozulan bir film daha . ve yine farklı bir meslek gurubu hikayesi ile.. Hiç konuşmayan ama kuvvet sahibi bir kürt karakteri, otoriteye karşı duran esrarkeş işçi, roman bir yeni yetme gemici inançları kuvetli bir gemici ve ototorite sahibi bir beybaba karakterleri ile erkek egemen toplumda var olan bir iktidar inanç ve ırksal farklılıkların bir aradılığı bağlamında küçük bir Türkiye izlemenin mümkün olduğu bir film olmuş demek yanlış olmaz. Ama bu çözümlemeler yine izleyiciye bırakılmış durumda .. Su-sarmaşık ve salyangoz metafor üçlemesi; su ile beslenip yayılan sarmaşıkların arasında karanlığa başkaldıran kabuğundan sıyrılmaya çalışan çıkan salyangoz imgelerini ince ince işleyen bir film olmuş.. aslında bu üç metaforun ardı ardına gelmesi ve birleştirilmesi çabası seyircinin düş gücünü oldukça zorlamıyor değil..

Aynı zamanda geminin vermiş olduğu mekânsal desteği yerinde ve kuvetli olarak kullanan yönetmen bir nevi zor durumda kalmış olmanın verdiği inanılmaz dönüşümleri KAFKA vari bir tavırla seyirciye sunuyor.. ve filmin sonunu tıpkı bir önceki filminde olduğu gibi seyirciye bırakıyor. Değinmeden geçemeyeceğim iki konu var birincisi zorlama olarak film içerisinde hissettiğimiz viral reklam( çok bilinen çikolata kreması) filmin ana hatları ve ifadesi taban tabana zıt oluşu… İkincisi ise Nadir Sarıbacak’ın. Geçen ay tek kişilik tiyatro oyunu olan Dostoyevski’nin Yeraltından notlarında izlediğim karaktere benzer bir karakter ile bütünleşmesi ve bu karakteri hakkını yiyemeyeceğim kadar iyi oynamasıdır. İzlerken çözümlemeler yapmayı seven sinema izleyicileri için zevkli, boş vakit değerlendirmek amaçlı izleyenler için sıkıcı, Türk sineması için yüz güldüren yapımlar arasında olacak gibi…

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR