Seray ŞAHİNLER DEMİR / [email protected]

Tiyatro sezonunun son günlerine yaklaşırken, İstanbul’un en yeni sahnelerinden Kültüral Performing Arts, güzel bir sürprize imza attı. Jean Genet’nin ölmeden önce yazdığı son oyun olan Paravanlar’ı sahneye taşıdı. Hem de oldukça özgün, özgür ve çarpıcı bir yorumla. Sanayi Mahallesi’nde faaliyet gösteren Kültüral Performing Arts, bu sezon önce Teessür ile izleyiciyi selamlamıştı. Ardından heyecan verici bir haber daha geldi ve Genet’nin Paravanlar’ının Mayıs ayından itibaren sahneleneceği duyuruldu.

Kültüral, aslında tayin edilmiş kültür coğrafyalarına karşı, şehrin alternatif bir yerinde, bir oto sanayi mahallesinde metal kesim atölyesinden kültür alanına dönüştürülmüş bir mekan. Oyunun sahneleneceği duyurulunca Paravanlar’ın, ilk tiyatro sezonunu yaşayan mekanın da avangard ruhuna oldukça yakışacağını düşünmüştüm. Sanat Yönetmeni Yağmur Yağmur’un titiz, yazarın kimyasıyla örtüşen sıradışı reji anlayışı ve bunun sahne üzerindeki uygulanışı, oyuncuların olağanüstü performansı ve sahne üzerindeki atmosferde yakalanan estetik çıtanın yüksekliği sezonun tam da sonunda izleyiciyi yakalamayı ve sarsmayı başaran, seyir zevki yüksek bir oyun çıkardı karşımıza.

Fransa’nın Cezayir sömürüsü ekseninde, öğretilmiş kötülük, kabul ettirilmiş çirkinlik, psikolojik mültecilik ve daha birçok mesele, bir yerde seyirciyi de içine dahil ederek organize bir sorgulama eylemine dönüşüyor. Bu sorgulama eyleminin cesur önermesi işi evrensel bir boyuta taşıyor. Tiyatroya hızlı bir giriş yapan oyunun önümüzdeki sezon da adından çok sık söz ettireceğine eminim.

Paravanlar’ı sahneye uyarlayan yönetmen Yağmur Yağmur ile konuştuk…

Öncelikle Paravanlar ilk kez profesyonel bir tiyatro tarafından sahneleniyor. Paravanlar’ı sahneye taşıma fikrinin çıkış noktası neydi?

Paravanlar, ilk kez 2001 yılında ODTÜ OYUNCULARI tarafından sahnelenmiş Türkiye’de ve sahnelendiği dönemde çok olumlu tepkiler almış. İzleme şansım maalesef olmadı. Biz ilk kez profesyonel bir tiyatro olarak sahneliyoruz. Kendimi bildim bileli edebiyat ve tiyatroyu çok sıkı bir şekilde takip ediyorum. 14 yaşından bu yana tiyatro ile ilgiliyim. Tüm gösteri sanatlarına ve edebiyata aşığım deyim yerindeyse. Hem ana akım, hem de alternatif edebiyatı okumaya, yorumlamaya ve özümsemeye gayret gösteriyorum. Farklı okumalar yapmayı çok seviyorum. Varoluşçu edebiyata, üst kurmacaya ve avangard tiyatroya ayrı bir ilgim ve merakım oldu hep. Jean Genet çok sevdiğim bir yazar. Hem öz yaşam öyküsüyle, hem de yazın evreniyle çok tuhaf, sert ve provokatif bir deha. 20. Yüzyıldaki çağdaşları arasında bence döneminin en egzantrik ikonu. Çağının çok ötesinde birçok anlamda.

Hepimize ikiyüzlülüğümüzü; içine doğduğu yaşamıyla ve bedeniyle de deneyimleyerek en şiirsel biçimde haykıran bir ses. Gerek döneminin toplumsal olaylarıyla, gerekse çağının tüm kaypaklıklarıyla epey hemhal olmuş ve hesaplaşmış bir karakter. Paravanlar, 1961 yılında yazdığı son tiyatro oyunu ve kendi deyimiyle yazarken “yazma mutluluğunu” tattığını ifade ettiği tek metin. Tüm oyunlarının ve diğer metinlerinin Z raporu gibi neredeyse. Hepsinden çok önemli parçalar taşıyor. Zor olana elim gittiğinden ve Paravanlar’ın hem estetik, hem politik, hem entelektüel, hem de teatral anlamda söyleminin gücünden etkilenmiş olmalıyım ki; 2017 yılı itibariyle Jean Genet üzerine ne yazıldıysa ve Jean Genet ne yazdıysa okuyarak, uzun bir araştırma sürecinden sonra kendimi Paravanlar’ı uyarlamak üzere masaya oturmuş buldum.

Paravanlar aktarımı zor bir oyun. Bunu sahneye büyük bir başarıyla anlaşılır ve bütünlüklü olarak aktardığınızı görüyoruz. Oyunun sahneleme sürecinden de bahsedebilir misiniz? Genet’nin metni size yönetmen olarak nasıl bir alan açtı?

Öncelikle çok teşekkür ediyorum teveccühünüz ve güzel düşünceleriniz için. Oyunun sahnelenme süreci de en az oyunun kendisi kadar tuhaf, uzun, sürprizli, bol çetrefilli, sanki hiç mezun olunamayacak bir “okul” gibiydi diyebilirim. Yaklaşık 1 yıllık bir prova ve atölye süreci yaşadık. 3 kez oyunun -bir kişi haricinde- tüm kastı değişti ve son katılan arkadaşlarımızla 2.5 aylık bir prova sürecinden sonra büyük bir mutlulukla 22 Mayıs 2019 akşamı prömiyerimizi gerçekleştirdik. Başka bir ifadeyle daha yinelemem gerekirse; hem insani, hem entelektüel, hem de estetik anlamda bir dersti Paravanlar’ın sahnelenme süreci. Bana açtığı alanlara gelince; bu biçimin yani avangard, absürd, grotesk ve provokatif öğelerin alamet-i farikasını Samuel Beckett şu cümleleriyle “cuk” diye tanımlar: “Altı yeterince delik ve boşluklar özenle bırakılmış olmalı.”Daha ne olsun? Metin tamamıyla “bilinç akışı” tekniğiyle yazıldığı için asla dramatik bir örgüyle karşı karşıya değiliz.

Evet, bir hikaye var; ama A’dan Z’ye lineer olarak ilerlemiyor. Sürekli başka duraklara uğrayarak ve kurmuş olduğu “yeni gerçekliği” an be an kıran bir matematikle ilerliyor. 19. yüzyıl sonrası dünyanın geldiği hat gibi, modern zamanların ve modern insanın tutarsızlığına garip parantezler açıyor. Bunu da bütün yerine, fragmanlarla yapıyor. O fragmanlar takip edilerek elde edilecek olan parçalı ve kırık dökük bir “bütüne” ulaşılıyor. Dilde de benzersiz ve şiirsel bir söylem var. Bir yönetmen başka ne bekleyebilir bir metinden?! Bu “olanak ve olanaksızlıklarıyla” bugün üzerinden, yepyeni anlamlar üretmek adına çok doğurgan, özgürleştirici ve kafa açıcı bir metin Paravanlar. Genet, yönetmeni hem çok sınırlayan, hem de çok özgürleştiren bir yazar. Öyle garip, çelişik ve şiirsel bir yazın evreni var ki! İçerik de çok zengin; ölümle, yaşamla, savaşla, çölle, erkle ve maskelerle meselesi var. Benim de bunları aktarmakla ilgili derin, tuhaf, ısrarcı bir inadım ve derdim var. Ustanın efsunlu ruhuyla, pek eğlenceli ve sürprizli “lanetiyle” kesişmiş olduk böylece.

Paravanlar’ın ana meselesi çok güncel. Siz bu güncelliği didaktik bir üslup kullanmadan ve çok farklı bir estetikle aktarıyorsunuz izleyiciye. Oyunun fikir aşamasından sahnelenişine kadar disiplinlerarası bir çalışma söz konusu. Aslında izleyici de oyunu kendi zihninde yönetiyor bir anlamda. Bu noktada da bir titizlik söz konusu açıkçası. Bu konudaki yorumlarınızı merak ediyorum… Neleri önemsediniz? Oyunun ifade biçimi ve söylemi açısından önemli olan noktalar nelerdi sizce?

Bu takibi zor, ağır, uzun ve tuhaf hikayeyi farklı disiplinlerin sahnede olduğu zengin bir estetikle sahneleme kaygısını metni çalışmaya başladığım ilk günden itibaren taşıyor ve bunu yapmayı hayal ediyordum. Tiyatro bir sahne eylemi sonuçta. Çok kıymetli tasarımcı arkadaşlarımın katılımıyla birlikte multidisipliner bir çalışma ortaya koymaya özen gösterdik. Bence dünya çapında bir koreograf ve performer olan Orçun Okurgan’ın metnin heykelini çıkardığı, oyuncu bedenlerini tam da olması gerektiği gibi yoğurduğu koreografisi, Cansu Köksal’ın metnin görsel dünyasını ve reji konseptini çok doğru yansıtan sahne tasarımı ve uygulaması, Londra’da moda tasarımı eğitimini tamamlamış ve Alexander McQueen, Vivienne Westwood gibi dünya çapındaki tasarımcılarla çalışmış arkadaşım Aslı Jackson’un sıradışı kostüm tasarımı ve stylingi, ülkemiz tiyatrosundaki ışığın ustalarından kabul edilen Yakup Çartık’ın benimle birlikte metni kelimesi kelimesine takip ederek ışığın rejisini çıkardığı ve özveriyle çalıştığı ışık tasarımı, Selim Can Yalçın ve Barış Manisa’nın hikayeyi en doğru şekilde besleyen, sahnedeki atmosfere en doğru biçimde katkı sağlayan birbirinden farklı ve özel müzikleri, son yılların genç kuşaktaki en önemli ressamlarından Erin İlkcan Aslan’ın çizimleri ve videoları, Ömer Gazi’nin illüstrasyonları, Ahmet İspirli’nin animasyonları, ses koçumuz Çağrı Hün’ün oyuncularımızın ses masklarını çıkartırken ortaya koyduğu ses peyzajı…

Yönetmen yardımcım ve oyuncum Zeliha Gürsoy’un müthiş organizasyon yeteneği, güzelim enerjisi… Ve tabii ki; geceli gündüzlü prova yaparak hikayeye olan “bağlılıklarını ve inançlarını” ortaya koyan, “sahneye sahip çıkan” birbirinden değerli ve yetenekli oyuncu arkadaşlarım… Oyunun söylemine ve atmosferine katkı sağlayan tüm ekibimize değerli katılımlarından ötürü şükranlarımı sunuyorum. Oyunun söylemi çok net ve güncel. Erkle, düzenle, şiddetle, suçla, güzel – çirkin algısıyla, savaşla, burjuvazinin ikiyüzlülüğüyle, ayrımcılıkla, genç ölümlerle, kısacası günümüz insanıyla ciddi anlamda “düellosu” var. Bu kavramları bağlamlarından kopararak ölüm ve hayat üzerinden tartışıyor.

Sembollerle, nesnelere yüklediği sıradışı metaforlarla, renklerle, seslerle, kumaşlarla bir düşünceyi başka bir düşüncenin içine “saklayarak” çağrıştırıyor ve bunu bir tür “saklayarak” söylemesi, çağrıştırması düşünceyi kuvvetlendiriyor. Demir leblebi gibi. Çiğne çiğneyebilirsen! Tüm değerlerini yitirmeye yüz tutmuş, “çirkinleşmiş” ve “çürümüş” dünya gibi, hayat gibi, insan gibi dağılıyor hikaye… Haritaların ve haritaların üzerindeki coğrafyaların küçük kırmızı birer kan lekesine çevrilmesi gibi; “güçlü birileri” tarafından… Ezen ve ezilenler, öğretilmiş çirkinliği dibine kadar yaşayanlar, kendi olarak kalmak için savaş verirken kendi değerlerinden fersah fersah uzaklaşanlar, kötülüğü seçmiş ve bunu çiğ cinsellik üzerinden kutsayan kuvvetliler ve kötülüklerini göstermek için sahte ile gerçeğin yerini sürekli saptıran “herkesler”… Kesif bir “hiçlik”. Bu kavramları; yani kötülüğü, şiddeti, savaşı, ters yüz olan çirkinlik ve güzellik algısını, çürümüşlüğü ve tüm maskların kendilerini an be an yalanladığı, gözleyen ile gözetlenenin sürekli yer değiştirdiği soyut gibi görünen ve aslında çok somut olan bir dünyayı aktarmaya çalıştık. Tiyatro ile tiyatronun tüm tasarım unsurlarını efektif bir şekilde kullanarak hem deneysel hem de seyir keyfi yüksek bir çalışma yapmaya özen gösterdik. Umarım bir nebze de olsa muvaffak olabilmişizdir.

Biraz oyunun da içine girmek istiyorum. Oyunda Batılı sömürgeciler, askerler, Araplar, mücahitler, hırsızlar, fahişeler ön planda. Bu noktada hem çok gerçek hem sembolize edilmiş bir dünya var karşımızda. Neyi temsil ediyor sizce bu karakterler?  

Bu sembollerin tamamına karakter diyemeyiz aslında. Paravanlar’ın -en azından bizim sahnelediğimiz modelinde- neredeyse karakter yok. Çoğunu tip olarak yazmış Genet. Hatta bazıları prototip. Anne, Leyla ve Said oyunun 3 ana karakteri diyebiliriz bunların dışında. Çünkü hikayenin başından sonuna kadar bir çemberi tamamlıyorlar. Anladığımız ve bildiğimiz bir yerden kurulan dramatik bir yapıda tamamlamasalar da o çemberi, yine de hikayenin içinde bir grafikleri var. Ancak -ana metinde yaklaşık 90 karakter var- diğerleri beliriyor ve kayboluyorlar. Başka tablolarda görüyor olsak da aynı tipleri, öyküsel anlamda bir grafikleri yok. Hatta Genet, “Arkalarında hiçbir şeyin olmadığı boş masklar.” olarak tanımlıyor hepsini. Anne, sistemin hem kendisini hem de sistemin öğüttüğü ve kustuğu her şeyi, Leyla, öğretilmiş ve kabullenilmiş “çirkinliği”, Said, ihaneti, suçu, kötülüğü ve aynı zamanda umudu, diğer Batılı ve Ortadoğulu masklar da gücün, güçsüzlüğün, saf kötülüğün, kötülüğün eylemsel bir uzantısı olarak cinselliğin, tamahın, yağmanın, kirli siyasetin, işkencenin, ayrımcılığın, umutsuzluğun, en çok da kendini kaybedişin ve çürümüşlüğün bin bir yüzünü yansılayıp temsil ediyorlar diyebiliriz.

Oyunun tanıtımında “Bu metinde Genet’nin dünyasının günümüze nasıl ulaşabileceğini göstermek istedik. Genç ölümlerin ve sayısını takip edemeyeceğimiz kadar çok ölümlerin tüm acısının sadece sayı ve renklerle kifayet bulduğu çağımızın mezar taşları da, sırrı dökülmüş aynaları da, paravanları da irili ufaklı bu tuhaf aynalar ile birlikte geçmişin, anın ve geleceğin yanılsamasını bize “gösteren” tuhaf prizmalardır” diyorsunuz. Paravanlar bugün için neden önemli peki?

Sözün gücüne ve sahne üzerindeki eylemin kuvvetliliğine sonuna kadar inanıyorum. Bu anlamda Paravanlar hem düşünsel hem de biçimsel olarak büyük bir metin. Bunun için de bence çok önemli. Bugün de az önce değindiğimiz tüm kavramlar ve insanlık halleri koşut ve geçerli değil mi? Rejiyi, oyunculuğu ve sahnedeki tüm tasarım unsurlarını çalışırken göstergebilimden çok yararlandık. Görüntümüzün gerçeğini ve sahtesini bu çoklu dünyada “kırarken” ve “çelişkiye uğratırken” sahne üzerinde ortada zincirle tavana asılı bir şekilde duran prizma anın – şimdinin – yanılsamasını, en solda duran çoklu tümsek aynaların konkav ve amorf yapısı yarını ve dijitalleşmeyi temsil ederken geleceğin yanılsamasını, ahşap çerçeveli kırık ayna kırık yüzeylerle görüntüleri bükerek geçmişin yanılsamasını simgeliyor. En başa geleceği, ortaya şimdiyi, en sona da geçmişi yerleştirerek geçmiş ve geleceğin de durduğu yeri değişime uğratmış olup, seyircimize bir kafa karışıklığı daha hediye ettik. Bu oyunun cevaplardan ziyade esaslı sorulara kapı açacak bir “beyin yakma oyunu” olarak deneyimlenmesini hayal ediyorum. Tiyatronun işlevi kesin cevaplardan ziyade, esaslı sorular sordurmak olmalıdır kanımca.

Son olarak… Mayıs ayından bu yana seyircisinin ilgisi ile karşılanan PARAVANLAR, tiyatro sezonunun son oyunlarıyla Haziran ayında da perdelerini açmayı sürdürecek.

Paravanlar Haziran takvimi ise şöyle;

11 HAZİRAN SALI, 20:30 / K! SAHNE

12 HAZİRAN ÇARŞAMBA, 20:30 / K! SAHNE

14 HAZİRAN CUMA, 20:30 / K! SAHNE

15 HAZİRAN CUMARTESİ, 20:30 / K! SAHNE

17 HAZİRAN PAZARTESİ, 20:30 / MODA SAHNESİ

K! KÜLTÜRAL PERFORMING ARTS OYUNLARININ BİLETLERİ BİLETİX VE K! SAHNE GİŞEDEN TEMİN EDİLEBİLİR.

GİŞE TEL: 0 212 281 81 55

MODA SAHNESİ OYUNUNUN BİLETLERİ

www.modasahnesi.com VE MODA SAHNESİ GİŞEDEN TEMİN EDİLEBİLİR.

P A R A V A N L A R

JEAN GENET

“Delilere sözden başka bir şey bırakmadılar.”

Çeviren: Sosi Dolanoğlu

Proje Tasarımı, Uyarlayan ve Yöneten: Yağmur Yağmur

Yönetmen Yardımcısı: Zeliha Gürsoy

Yapım: K! Kültüral Performing Arts

Yapımcı: Yağmur Yağmur

Proje Koordinatörü: Meltem Kerrar

Koreografi: Orçun Okurgan

Sahne Tasarımı ve Realizasyon: Cansu Köksal

Kostüm Tasarımı: Aslı Jackson

Işık Tasarımı: Yakup Çartık

Müzik: Selim Can Yalçın, Barış Manisa

Ses Koçu: Çağrı Hün

Görüntü ve Videoart Tasarımı: Yağmur Yağmur

Animasyon: Ahmet İspirli

İllüstrasyon: Ömer Gazi Yılmaz

Afiş Tasarımı ve Video: Erin İlkcan Arslan

Reji Asistanı: Dilan Derya Aydın

Koreografi Asistanı: Dilek İlker Erkul

OYUNCULAR (Alfabetik Sıraya Göre): ALTAY ÖZBEK, BARBAROS ANDIÇ, ÇİĞDEM YILDIZ, EKİN TUNÇELİ, EREN AKOVA, GÜLNARA GOLOVİNA, PUSAT ÜRKMEZ, SERCAN GÜLBAHAR, ŞİRİN ERGÜVEN HAMŞİOĞLU, TEOMAN GELMEZ, ZELİHA GÜRSOY

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

  • GÜNDEME TAKILANLAR

Gülten Kaya, “Ahmet Kaya filmi vahşi sömürüden ibaret ticari bir faaliyet”