İZMİR

Arda AYDIN

Ebubekir isimli bir kütle meşhur İzmir Marşı’nın sözlerini yanındaki kendi gibi kütlelerle birlikte değiştirip, çok afedersiniz koya koya, şen şakrak kahkahaların eşlik ettiği bir videoda görüntülenmiş ve bu video ortaya çıkınca ne halt edeceğini bilemediği için kaçacak delik aramış. Merak edenler videoyu internetten “Ebubekir, İzmir Marşı a…. koyum” yazarak aratabilirler. Karşılarına zaten hemen bu kütle çıkıveriyor o tuhaf yüz ifadesiyle. Buraya kadar çirkinlikten fazlasıyla nasibini alan hadise, bu kütlenin “oyuncu” sıfatıyla medyaya servis edilmesiyle bir parça daha çirkinleşiyor ve 17 Mayıs 2017 akşamı itibariyle hakaretin bile fazla ucuzladığı ülkemde kendi meslek tanımımı nasıl eyleyeceğim konusunda beni soru işaretlerine maruz bırakıyor. Oyuncu Ebubekir bilmem ne! Oyuncu. Ne oyuncusuymuş bu kütle? Birkaç sinema filminde ve dizisinde boy göstermiş. Nedir o filmler, sayabilir misin sevgili Google? Şafak Sezer ağırlıklı sınıflandırmaya alınmayan filmler. Dizi? O da, 2013 Gezi zamanında “bi eşeklik ettim, ben ettim, sen etme” diye dönemin Başbakanına günah çıkaran Şafak Sezer’in yanında boy göstermesiyle dahil olduğu zümrenin yapımcılığındaki bir takım diziler. Buraya kadar normal her şey. Tamam mıyız? Tamamız.

Şimdi gelelim meselenin bu kütleden bağımsız, kütlenin eylemiyle beni, bizi rahatsız eden tarafına. Oyuncu Ebubekir Kütle Bey bu sıfatla ortalıkta dolanırken son derece mazbut, son derece efendi kişiliğiyle mi setlerde boy gösteriyordu? Yoo. Oyuncular, son derece mazbut ve efendi kişilikleriyle boy göstermek zorunda değillerdir, yalnız, örnek olmak gibi sırtlarına yüklenen bir sorumluluk vardır ki bu da benim anlamadığım ve hoşlanmadığım bir meseledir ve daha da fenası bu kütlenin de sırf televizyonda göründüğü için örnek alınası insan sınıfına sokulduğu bir takım mecralar vardır. Yıllarca tiyatro sahnelerinde, sanat filmlerinde, festival filmlerinde beş kuruş kazanmadan sergilediğiniz performansınızın on’da bir’ini sergilediğiniz boktan televizyon dizisinde sizi seyredip “aaa ben bu abiyi tanıyom” diye ağzını ayıra ayıra sizi taklit etmeye çalışan kütlelerin yaşadığı mecralar gibi. Ne yazık ki ülkede büyük bir çoğunluk için kutsal olan değerlerin, bir takım ucuz insanların ağızlarına sakız olmasını engelleyemediğimiz gibi, bu kütlenin çıkardığı gürültüye eşlik etmelerini de engelleyemeyebiliriz. Bu durumda, o çok sevdiğimiz ve Ebubekir Kütle Bey’le paylaştığımız oyuncu sıfatlarımızı korumak adına da, kendi değerlerimizi korumak adına da, o sıfatı bir süreliğine kenara koyup başka sıfatlarla yola devam etmeliyiz. Çünkü Ebubekir Kütle Bey oyuncuysa, ben değilim. O kütle İzmir’in dağlarının a… koyarken ben oyuncu sıfatımla onun müthiş koyma potansiyeline seyirci kalamam. Tıpkı Atatürk’ün manevi şahsına hakaret etmekte beis görmeyen iki farklı kütlenin yaptıklarına seyirci kalmadığım gibi. Oyunculuk bu paçavralardan temizlenene kadar bir köşede durabilir, kullanmayıveririm olur biter. Önce bu mesleği yapmama sebep olmuş insana, bu ülkenin değerlerine olan borcumu ödeyeyim, sonra işime dönerim. Çünkü bu koşullarda yaptığım şeyin adı da oyunculuk olmaz zaten. Tabi bu benim fikrim.

Bir de bu Ebubekir Kütle Bey ve benzeri kütlelerin, kendilerini yakın hissettikleri insana, lider olarak gördükleri, ülkenin Cumhurbaşkanı’na sevgilerini gösterme biçimleri büyük ihtimalle, Sayın Cumhurbaşkanını da rahatsız ediyordur. Yani düşünsenize, bir lideriniz var ve ona sevginizi, düşkünlüğünüzü filan ifade ederken hep böyle galiz küfürler ediyorsunuz, kendisinin vücudundaki tüyler, uzuvlar olduğunuzu filan söylüyorsunuz ve başka şekilde ifade edemiyorsunuz kendinizi, sonra da istiyorsunuz ki lideriniz sizi, sizin onu sevdiğiniz gibi sevsin. Allah aşkına aklı başında insan yapar mı bunu? Sevgisini göstermek isterken ağzından lağım akan kitlelerle yan yana durur mu aklı başında insan? Biraz da buradan bakın sayın kitle. İzmir Marşı çok mu hoşunuza gidiyor melodik ve prozodik açıdan? Ama onu kendinize ve liderinize mal edemiyor musunuz? Başka bir marş yazın. Bakın bir sürü besteci, söz yazarı var içinizde. Yapabilirsiniz bunu. Öyle bir marş yazılmalı ki dillere pelesenk olmalı. Tabi marşın muhatabı da marşta geçen övgüleri sonuna kadar hak etmiş olmalı. Bir düşünün bunu. Ebubekir Kütle Bey’e de buradan tavsiyem daha yaratıcı düşünmeye çalışması. Tabi aklı yeterse.

Buradan Ebubekir Kütle Bey ve onun gibi düşünen herkese İzmir Marşı’nı bir kez daha hatırlatmak isterim. Eğer becerebilirlerse sözlerine biraz dikkat kesilmeliler. Zira bir tarihi, bir büyük şahsiyeti ve içinden çıktıkları durumu, o büyük şahsın liderliğinde nasıl çıktıklarını anlatır…

İzmir’in dağlarında çiçekler açar.
Altın güneş orda sırmalar saçar.
Bozulmuş düşmanlar yel gibi kaçar.
Yaşa Mustafa Kemal Paşa, yaşa;
Adın yazılacak mücevher taşa.

İzmir dağlarına bomba koydular
Türk’ün sancağını öne koydular.
Şanlı zaferlerle düşmanı boğdular.
Kader böyle imiş ey garip ana
Kanım feda olsun güzel vatana.

İzmir’in dağlarında oturdum kaldım
Şehit olanları deftere yazdım.
Öksüz yavruları bağrıma bastım.
Kader böyle imiş ey garip ana
Kanım feda olsun güzel vatana

Türk oğluyum ben ölmek isterim.
Toprak diken olsa yatağım yerim.
Allah’ından utansın dönenler geri
Yaşa Mustafa Kemal Paşa, yaşa
Adın yazılacak mücevher taşa

Sevgiler…

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR