bajaettt

Özlem ERTAN

Mehter ritmiyle başlayan müzik salonu sarıyor ve koltuklarına yaslanmış oturan müzikseverlerin kulaklarını dolduruyor. Yaylılardan, vurmalılardan yayılan gösterişli ve çekici Barok ezgilerin arasına karışan Osmanlı esintilerini ayırt etmekte zorlanmıyoruz. Barok Dönem müziğinin ilk akla gelen bestecilerinden, ‘Dört Mevsim’ konçertosunun yaratıcısı Antonio Vivaldi’nin Yıldırım Bayezid hakkındaki operası ‘Bajazet’i izliyoruz.

Öykü ağır ağır ilerliyor. Sade döşenmiş, bir sarayın odası olarak tasarlanmış sahnede geçmiş zaman giysileri içindeki opera sanatçıları bazen şarkı söyleyerek konuşuyor bazen de teknik ve artistik yeteneklerini göstermeleri amacıyla bestelenmiş süslü aryalar seslendiriyor. Son derece zarif ve tüm Barok dönem eserleri gibi sarayların ve Avrupalı aristokratların beğenisini yansıtan parçalar bunlar.

Sanatçıların seslerini ve orkestra şefi Paolo Villa yönetimindeki İstanbul Devlet Opera ve Balesi Orkestrası’nı dinlerken bir yandan da eserin dramatik akışını takip ediyoruz. Antonio Vivaldi’nin, ilk kez 1735 senesinde sahnelenen operası ‘Bajazet’ yani ‘Bayezid’, Ankara Savaşı’nda Aksak Timur namlı Timurlenk’e yenilip esir düşen I. Bayezid’in, nam-ı diğer Yıldırım Bayezid’in son günlerinden esinlenerek yazılmış fakat konusu tarihsel gerçeklerden bir hayli uzak.

Agostino Piovene, Fransız oyun yazarı Jacques Pradon’un bir oyunundan yola çıkarak ‘Bajazet’ operasının librettosunu kaleme almış. Eserin hayal ürünü konusuna göre, Sultan Bayezid ve kızı Asteria, Timurlenk’in sarayında esirdir. Trabzon Prensesi Irene’yle nişanlı olan Timur, Asteria’ya âşık olur ve onunla evlenmeyi aklına koyar, ancak Bayezid bu durumdan haberdar değildir. Bu arada Timur’un müttefiki, Bizans komutanı Andronicus da Asteria’yı sevmektedir ve üstüne üstlük aşkı karşılıksız değildir. Bu arada Irene ise Timur’a âşıktır ve sevdiği adamın başka bir kadını tercih ettiğini bildiği için acı çekmektedir. Asteria’nın amacı ise Timur’u öldürerek babası Yıldırım Bayezid ile birlikte özgürlüğüne kavuşmaktır.

1402’deki Ankara Savaşı’nda Timur’a esir düştükten yaklaşık yedi ay sonra dünyaya veda eden Yıldırım Bayezid’in acı sonundan alınan ilhamla bestelenen ‘Bajazet’ operasının kuşkusuz en güzel kısmı aryaları… Zira bu eserdeki her karakterin, onları canlandıracak opera sanatçısını zorlayacak birbirinden zor ama güzel aryaları var. Bunların arasında ilk aklıma gelenler ‘Qual guerriero in campo armato’ ile ‘Sposa son disprezzata’. Hem sopranoların hem de mezzo-sopranoların canlandırdığı Irene karakteri için yazılan bu iki arya, Barok dönem repertuarının başta gelen parçalarından aynı zamanda.

“Sposa son disprezzata” dramatik anlamda güçlü ve duygusal yapısıyla, “Qual guerriero in campo armato” ise kıvraklık ve sıkı bir nefes kontrolü gerektiren inişli çıkışlı dokusuyla akılda kalıyor. İşin şaşırtıcı tarafı ise bu iki aryayı da Vivaldi’nin bestelememiş olması. Evet, yanlış okumadınız: Vivaldi’nin ‘Bajazet’ operasında yer alan en önemli iki aryayı aslında Vivaldi bestelemedi. ‘Sposa son disprezzata’ , Geminiano Giacomelli’nin ‘La Merope’ operasından alındı. ‘Qual guerriero in campo armato’ ise Riccardo Broschi tarafından Farinelli adıyla bilinen ve opera tarihinin en büyük kastratolarından biri olan kardeşi için yazılmıştı.

Ancak tabii ki Vivaldi, hırsız değildi. Bestecinin yaşadığı dönemde operalarda farklı sanatçıların parçalarını uyumlu bir bütünlük oluşturacak şekilde bir araya getirmek son derece yaygın bir uygulamaydı ve bu şekilde tamamlanan operalara “pasticcio” yani “pastiş” deniyordu.

‘Bajazet’in sevilen aryaları arasında Vivaldi’nin imzasını taşımayan başkaları da var. Ancak Vivaldi bu eser için çok güzel aryalar seçmiş ve onları ve kendi parçalarıyla ustalıkla bir araya getirmiş. Neticede ortaya güzel bir eser çıkmış ki, vücuda getirildiği 1735 senesinden beri varlığını koruyor.

‘Bajazet’i 31 Mart akşamı, Kadıköy’deki Süreyya Sahhesi’nde, Mehmet Ergüven’in rejisiyle ve İstanbul Devlet Opera ve Balesi sanatçılarından izledim. Aynı eser 1 Nisan günü ve 4 Nisan akşamı da izleyiciyle buluştu ve bu sezonun son temsili 5 Nisan’da. Umuyorum ki önümüzdeki yıl da izleyebileceğiz bu operayı. Eserde Bajazet’i bariton Bahadır Noyan Coşgun, Timur’u kontrtenor Kaan Buldular, Irene’yi soprano Burcu Soysev, Asteria’yı mezzo-soprano Ayşe Özkan, Andronicus’u mezzo-soprano Elif Tuğba Tekışık, Idaspe’yi ise soprano Sevim Zerenaoğlu oynuyor.

Aslına bakılacak olursa aynı ekip, 2012 yazında İstanbul Uluslararası Opera Festivali kapsamında da sahnelemişti bu eseri. ‘Bajazet’in Türkiye prömiyeri ise 1999’da İstanbul Müzik Festivali çerçevesinde Europa Galante topluluğu tarafından Aya İrini’de yapılmıştı.

31 Mart akşamı izlediğimiz temsilde tüm solistler başarılıydı. Nadir bulunan kontrtenor sesiyle Kaan Buldular, genç yaşına rağmen sahnede kendini hemen belli eden Bahadır Noyan Coşgun, kıvraklık isteyen bol ajiliteli zor parçaların üstesinden gelen Burcu Soysev, Ayşe Özkan, Elif Tuğba Tekışık, Sevim Zerenaoğlu, hepsi de kendilerinden beklenenleri layığıyla yerine getirdiler.

Opera binasından ayrılırken aklımızda mehter ritimleri, süslü aryalar, kıvrak sesler ve zarif ezgiler kaldı.

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR