Arda AYDIN

Sızlanmayı bırakarak başlamak lazım. En başta, yapılacaklar listelerini yakmak gerekiyor galiba. Liste hep alt alta dizilmiş mayın düzenekleri gibi ve biz kendimizi o mayın tarlasında patlatmadan, kol bacak koparmadan ilerletmeye çabalıyoruz. Olmaz. O mayın tarlasından uzaklaşmak lazım. Plan yapın, yapmayın demiyorum ama ölçüsünde tadında bırakın her şeyi (Hamlet). Pervasızca plan yapıyorsunuz yapmayın. Kafası kesilmiş tavuk gibi dolaşıveriyorsunuz etrafta; dolaşıyoruz. Ne yapacaktık şimdi? Ne oldu bitti mi yani? E bitti işte. Bu yıla girmeden düzeneğini kurduğunuz mayınlar üstüne basıldığı için birer birer patlamadı mı? Kol bacak, gitmedi mi? Kimse kendini kandırmasın, hayat biz plan yaparken başımıza gelenlerdir (John Lennon) ve bu böyle devam etmeye mahkumdur. Bakın altını çizerek bir kez daha söylüyorum, plan yapmayın demiyorum, yapın ama duyduğunuz coşkunluk bir sel, bir fırtına da olsa onu dindirecek bir hava bulmalı buldurmalısınız (yine Hamlet)

O plan tarlalarında çiçek ektiğimizi düşünürüz hep. Yeni fikirler ekeriz kafamıza. Kağıt defterlerden çaldığı rolü iyi oynayamayan akıllı telefonların not defterleri zaman içinde dijitallikten midir bilinmez, işlemez olur. Bugünün notunu yarına, yarının notunu ertesi güne bıraktırır. Adı üstünde “ertele” diye yazı çıkıyor ekranda nal kadar. Doğal olarak dijitale yenik düşüp erteliyoruz hepsini. Erteleye erteleye yılın son gününe gelmişiz işte. Ondan önceki yıl da aynı değil miydi? Ya ondan önceki? Göze var ele yok musun sen, ateşli beynim mi yarattı seni? (Macbeth) 10’dan geriye saymaya başlarken iyiydi de sonra kaçta tıkandı acaba o plan defterinde yazılan madde sayıları?

Düşündüğümüz her şeyin, ihtimal dahilinde bile olsa gerçekleşmediğini gördük sürekli. Sürekli yeni hesaplar yaptık. Yapmaya da devam ediyoruz. Kırılgan bir yapıdayız kabul etmek lazım. Her insan hayalleriyle yaşıyor kabul edelim bunu. Hayaller planlara, planlar gerçeklere dönüyor! mu acaba?

Şimdi bir defter mefter almayın elinize. Aklınıza gelen her şeyi de not etmeye çalışmayın. Sadece olabileceklerin hayaliyle biraz halvet olun. Sizi arındıran ne varsa, içinizden gelen, saklamak istediğiniz neyse, onlarla buluşun. Plan yapmayın. Senelerce yanıldığınız gibi yanılmayın. Kendi adıma bu yıldan ve bundan sonraki yıllardan en büyük dileğim, daha az yanılmak. İnsanlarla ilgili, durumlarla ilgili, fiziki koşullarla ilgili. Kaçarı yok yanılacaksınız, yanılacağız ama ne olur her sene daha az yanılgıyla gelsin ve geçsin. Şu yaşam koçlarını biraz kenara alalım, alın. Pisti bi boşaltsınlar lütfen, çok kirlendi ortalık, bi yıkayalım. Bir elinde sigara, ötekinde ağzına kadar dolu kadehiyle herkes kavalyesiyle dans etmeye çalışıyor. O kadar hızlı ki çalan müzik, tempoyu tutturmak için herkes elindeki sigarayla ya üstünü başını yakıyor ya da kadehindekini sağa sola döküyor. Vallahi mümkün değil, sigarayı bırakın. Piçmişim, sefilin, alçağın biriymişim (Kral Lear) diyeceğinize, seni bir yaz gününe benzetmek mi, ne gezer (sone 18) diyin.

Şiddetle tavsiye eden kişi doktorunuz değilse ve şiddetle tavsiye ettiği sağlığınızla alakalı değilse, o şiddeti durdurun. En nihayetinde şiddet arkasına saklandığı duygu itibariyle çözümsüzdür ve can acıtır. Tavsiyeler kısmı her zaman iyi olmayabilir velhasıl. Sizin de vereceğiniz tavsiyenin yararı olmayabilir. En basit anlatımla, bu basit yaşamayı getirir. Hırs ettik de ne geçti elimize? Sonuç olarak bedenlerimiz bahçe, iradelerimiz bahçıvandır (Othello).

Hayat hırsın iradeye baskın gelmesi için çok uzun bence. Bir anlık şeyleri dert etmeye başladı mı insan, başka anlık güzellikleri kaçırabiliyor; kaçırmayın. Bakın ağaçlar, kuşlar, çiçek, böcek değil mesele. Mesele anları yaşamak. Jorge Luis Borges’in buna dair çok güzel dizeleri var, onlara göz gezdirin, kendiniz bulun çünkü biz Shakespeare’den gidiyoruz (Shakespeare)

Daha çok hikaye paylaşın mesela, paylaşmayın demiyorum. Ama allah aşkına şunu idrak edin; her anınız sırf paylaşılanın adı hikaye olduğu için “hikaye” değil. Bu mu yani bütün “hikayeniz”? Eskiden böyle söylenirdi ya hani, birinin yaptığı anlamsızlığa karşılık, ya da bir alet çalışırken ne işe yaradığı anlaşılmadığında; “eee ne ki şimdi bunun hikayesi?” Hah işte onu sorabilirsiniz kendinize, sorabiliriz; ne ki şimdi bizim hikayemiz? Hikayenin sonunu duymak ister misiniz? (Bir Yaz Gecesi Rüyası)

Yılın son günü ya da yeni yılın ilk günü yazısı bu. Nasıl isterseniz. Sonuçta hepimiz dayanma gücümüzü de bir yere dayandırdık ve bu güç elimizde oldukça dayanacağız. Ülkede mutluluk veren pek az şey var artık biliyorum, biliyoruz; keyif bir içki markasının adı artık; farkındayız, farkındayım ve huzur, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın bir eseri olarak kitapçıların raflarında; hem de yeni baskısıyla, görüyoruz ama okumuyoruz, hissetmiyoruz ve bilmiyoruz. Uzun ettim biliyorum, gidiyorum zaten. Ezcümle ey ahali, dizginleri o kadar gevsek bırakma. En sağlam yeminler bile saman copudur kandaki ateşin karşısında. (Fırtına) Ve son olarak, merhamet, bağışlanmayı dileyen, bağışlamayı bilmeli. (yine Fırtına) Daha az yanıldığımız bir yıl dilerim…

Not: Hani sadece Shakespeare’den gidiyordun, araya John Lennon girmiş diyenlere! John Lennon 1964’te bir televizyon programında The Beatles’la Bir Yaz Gecesi Rüyası esnaflar sahnesini oynamış ve izlenme rekorları kırmıştır. Yani bağlantısı var :))

 

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR