talna-kapak-e1442238561529

Özlem Özgür Özcan / ozgur@sanatindibi.com

Talha Gülören, ney çalan bir reklamcı. Onunla lise yıllarından tanışıyoruz. Aynı sıralarda okuduk ve sonra başka memleketlere doğru uçup gittik. Birbirimizi yine İstanbul’da meslektaş olarak bulduğumuzda görüşmeyeli nereden baksak 7 belki de 8 yıl olmuş. Bunca yılın üzerine sohbetin dibine vuralım, fonda da ney çalsın istedik.

– Lisede yoktu senin böyle huyların, neyin nesi bu ney sevdası?

Sanat insanın bulunduğu şehirle alakalı bir durum. Isparta’da böyle şeylerle tanışma imkanımız yoktu. Üniversiteyi İzmir’de okudum biliyorsun. İzmir’i bilmeyenler, İzmir’in sanat ruhunu da tahmin edemezler. ‘’Yahu, İzmir’de neyi nasıl buldun?’’ diyenler çok oldu ama bilmiyorlar ki Klasik Türk Müziği İzmir’de çok ileridir. Ege Üniversitesi konservatuar bölümünün şehre katkısı olarak değerlendiriyorum. İzmir’de çok saygın neyzenler ve müzisyenler vardır. Ben de onları değerlendirdim.

Küçüklükten beri aşina olduğum bir müziktir tasavvuf. Annem ev hanımıdır ve evde iş yaparken hep ilahi dinlerdi. Radyomuz hep açık olurdu. İlahiden ötesi asıl beni cezbetti. İzmir Kordon’da takıldığımız bir Osmanlı Kahvesi vardı. Orada devamlı Klasik Türk Müziği çalardı. Gide gele ‘’Ulan bu müzik ne kadar güzel, kesin dinlemem lazım’’ diyerek başladı bütün iş. Sonra kulaklığımda bu eserler çalar oldu. İnsanlar ney dinlediğimi öğrenince ‘’Aaa, ne hoş. Beni de aşırı rahatlatıyor.’’ gibi laflar ediyorlardı. Halbuki ben geceleri ney sesindeki ateşten uykularımı kaçırıyordum. Birinci sınıf bittiğinde Isparta’da yaz tatilindeydim. Evde boş boş oturuyordum annemle. Bir anda cebimdeki parayı ney alarak değerlendirmek geldi içimden. Hemen dışarı çıkıp, bir müzik marketten basit bir ney aldım. Eve geldiğimde annem ‘’Sana mı kaldı onu çalmak, insanlar aylarca üfleyip ses çıkaramıyor.’’ dedi. İlk üflememle annemin surat ifadesindeki değişim görülmeye değerdi. Net bir ses çıkarmıştım çünkü. O yaz tatili evden çıkmadan günde neredeyse 12 saat ney üflüyor, başımın dönmesiyle leyla gibi ortalıkta dolanıyordum. Okul başlamasına yakın İzmir’de hocam Neyzen Veysel Varcan’a ulaştım ve derslerime başladım. Annemse şu an cep telefonundan benim videolarımı açıp dinliyor. O günden sonra ağzından olumsuz bir laf duymadım.

– Ney ya da neyzen denildiğinde aklıma, köşesine çekilmiş, beyaz saçlı sakallı dedeler geliyor benim. Sonra sana bakıyorum orta yaşta bile değilsin. Neden, ney? Neden başka bir enstruman değil?

Şunu söylemeliyim ki bana neyzen denmez. Aklına o tip bir profil gelmesi çok normal, çünkü neyzenlik yıllar süren ustalığın sıfatıdır. Ha, ney üfleyen insanı tarif etmek için dışarıdan birinin beni neyzen olarak tanıtmasına laf etmem. Sonuçta bu enstrümanın icracısıyım. Enstrümanla tanışma yaşı için geç bile kalmışım. Orta okul çağları her enstrüman için iyi bir başlangıç yaşıdır. Neyzen profilinin yaşlı olması genç neyzenlerin ustalarına duyduğu saygının göstergesi olarak kendilerini öne çıkarmamalarından kaynaklanıyor. Edeb, bizim camiamızın temel taşıdır.

Enstrümanlar insanların karakterleriyle özdeşleşiktir. Ya mizacına göre yönelir insan, ya da enstrüman onun mizacını yönetir. Beni tanıyorsun, çocukluğumdan beri ağır adam olarak bilindim. Dolayısıyla neye yönelmem abes olarak görülmez. Bulunduğum yaştan daha yaşlı görüldüm hep. Hayat da önüme bunu getirdi. Şirketimizi kurduğumuzda 24 yaşındaydım. Babam yaşında adamlarla oturup kalkar oldum.

– Yaşam tarzın ve ney birbirini tamamlıyor mu peki? Yani bu işin felsefesinden etkilenip mi ney çalmaya başladın yoksa, yoksa ney ile tanıştıktan sonra mı felsefesine merak saldın?

Tasavvufu felsefe olarak görmek oryantalist bir bakış açısıdır. Malesef Avrupa’ya özenmekten kendi kültürümüze onların bakış açısıyla bakar olmuşuz. Birkaç kitap okuyup, Hz. Mevlana sözleri paylaşan insanlar tasavvufla ilgilendiklerini söyler oldular. Oysa tasavvuf dinin bir mertebesidir. Bizim gibi hayatın içinde üç kuruşluk zevkler peşinde koşan insanların işi değil. Ölmeden önce ölmektir. Biz ise geç yaşlanmak için bakım kremlerine para döken insanlarız ya da onlarla birlikte yaşıyoruz. Küçüklüğümden beri mütedeyyin insanların arasında yetiştim. İnançlı ve dininin gereklerini yerine getiren bir insanım ama tasavvuf kelimesini kendimle kullanarak o kavramı basitleştiremem.

– Bazen ben de ney taksimleri açıp dinliyorum. İçimde bir yere dokunulduğunu hissediyorum. Belki de bize öğretilen ney adabından kaynaklanıyor bu durum ancak sanki ney konuşan bir enstruman. Onu dinlerken başka bir şey düşünülemezmiş gibi geliyor. Böyle bir şey sözkonusu mu yoksa bunların hepsi algı yönetimi mi?

Her enstrüman insanı farklı duygulara sokar. Bunu koşullanmaya bağlamamalıyız. Ney uhrevi duygulara büründürür dinleyeni. Kimi sıkılır, dinleyemez. Bunu o kişinin dünyaya olan bağlılığı ile açıklayabilirim. Nefsi, ney sesinindeki o sırrı anlamayı kabul etmez. Bu uhrevi duygular da kendi arasında makamlarla ayrılır. Kimi zaman dertlendirir, kimi zaman huzur hissettirir. Makam dediğimiz notaların kendi arasındaki formüller silsilesidir. Mesela Hüzzam Makamı, yakar kavurur insanı. Çünkü hüzzam ateş demektir. Hicaz duygulandırır, birçok arabesk şarkı da hicaz makamıdır. Mahur Makamı huzurla doldurur insanın içini, mutlu eder. Osmanlı’da müzikle tedavi bu şekilde kullanılmış. İbn-i Sina’nın bu konuda derin araştırmaları olmuş. Makamlar bir matematiktir, her makam belli bir duyguya ve belli bir vücut bölgesine hitap eder. Misal, Hüseyni Makamı karın bölgesinde tesirlidir. Mide hararetini giderici bir özelliği vardır. Uşşak Makamı, kelime olarak aşık demektir. Uyku ve istirahat için kullanılır.

Elbette ki ney konuşur. Neyin sesinde bir sır vardır. Hatta Mesnevi’nin ilk beyitidir:

Bişnev in ney çün hikâyet mîküned
Ez cüdâyîhâ şikâyet mîküned

Yani ‘’dinle bu ney neler hikâyet ediyor, 
ayrılıklardan nasıl şikâyet ediyor’’. Sanırım bu yeteri kadar açıklıyor neyin konuşup konuşmadığını.

– Ney tasavvufa mal olmuş gibi bir düşünce var, sahiden böyle mi? Yani ney dinleyen, çalan biri tasavvufi bir görüşü taşır mı? İkisi arasındaki bağ organik mi yoksa yine algı yönetimi mi söz konusu?

Ney elbette ki tasavvuf yoluyla bu günlere ulaşmıştır. Dinleyen de üfleyen de tasavvufa alenen ya da gizliden ilgi duyar. Belki şahsi hayatında yapması gerektiğini düşündüklerini yapamıyor olabilir ama tasavvufu bilmeyen ve saygı duymayan bir insanın bu işte derinleşmesi mümkün olmaz. Hava olsun diye ney üfleyen görmedim ben. Zaten merak etmesinler kız tavlamada da işe yaramaz.

– Bir de çok merak ediyorum. Son dönemlerde kulağıma geldiği kadarıyla ney sesi çeşitli müzik tarzlarının alt notası olarak kullanılıyor. Yanılıyorsam düzelt lütfen, Pentegram’dan Yalın’a hatta Nev’e kadar pek çok sanatçı ya da grup parçalarının içinde neye yer verdiler. Keza Mercan Dede hemen hemen her şarkısında ney kullanıyor. Bu durum seni rahatsız ediyor mu? Ya orada ney sesinin ne işi var dediğin oluyor mu?

Çok normal. Çünkü ney, doğa sesine en yakın sesi veren enstrümandır. Şu şehir hayatında biz zavallıların küçük rahatlamalara ihtiyacı var. Popüler kültür için de böyle ikonik bir sesin ticari malzeme olması bana hayretler yaşatmıyor. Onlar neyin dümdüz sesini kullanıyorlar. Halbuki ney kendini klasik tarzda gösterir. İşte, öyle bir enstrüman ki basit bir sesi bile başlı başına lezzet veriyor.

Neyzenler camiasında neyin popüler müzikte kullanılması hoş görülmüyor doğal olarak. Ben çok sert değilim bu konuda. Uygun bir içerikte kullanılırsa çok şık işler çıkabiliyor. Bu neye zarar vermez. Yine de tavsiyem neyin kendi ortamında dinlenmesi yönünde olacaktır.

– Yine kişisel merakımdan soruyorum. Yaptığın meslek ve çaldığın ensturuman sanki çok başka dünyalar. Reklamcılık; sinir stres işi, ney ise tamamen bunlardan arınmış bir ses. Reklam bir nevi insanların nefislerine seslenme durumu ney yine bu duygunun arınmış hali. Nasıl dengeliyorsun bu iki dünyayı?

Senin de dediğin gibi çok farklı dünyalar. Ben de gergin bir insanım ama bu gerginliği aşmak adına, canım ne zaman sıkılsa neye sarılıyorum. Üflemek insanı rahatlatan bir durum. Sigaraya sarılmak gibi düşün. İnsan boş boş bile üflese rahatlığa erişir. Ben neye üflüyorum. Ayrıca işimiz gereği fikir üretiyoruz. Her reklamcının kafasını dağıttığı bir meşgalesi vardır. Benim kafamı dağıtma yöntemim de bu.

Reklam ve ney dünyası mantık olarak birbirine zıt olabilir ama ben en azından işimi düzgünce yapmaya çalışıyorum. Bazı değerlere özen gösteriyorum. Kapitalizmin acımasız bir zebanisi değilim. Bana yanlış gelen işi yapmam. Günümüz koşullarında reklam bir ihtiyaçtır. Benim bu konuda doğrularım varsa o işi doğrularıma uygun olarak yapmalıyım. Sonuçta uyuşturucu satmaktan bahsetmiyoruz.

– Son bir soru -daha doğru bir söylemle bir rica- seni ve neyi aynı cümle içinde kullanmak gerekirse bu cümle ne olmalı?

Ney, Talha’nın elektrik süpürgesi gibi. İçimdeki pislikleri onunla temizliyorum.

 

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

  • PLASTİK SANATLAR

Abdülmecid Efendi Köşkü “İçimdeki Çocuk” ile kapıları açıyor