ozgurkapak

Özlem Özgür Özcan / ozgur@sanatindibi.com

Ama öldü O!

Sene 2011, Hopa eylemleri sırasında Metin Lokumcu’yu kaybettik. Emekli bir öğretmen, 54 yaşında kalp krizi geçiriyor. Nedeni polisin attığı gaz bombası, direnemiyor Metin Öğretmen… “Su haktır, satılamaz” dediği için sistem canına kıyıyor Hopalı cengaverin. Mayıs 2011’de zaman Metin Lokumcu için duruyor, sonrası yok. Bir ölüm ne kadar acı verirse öyle acıyor kalanların içi, bir ateş yanıyor yüreklerinin tam orta yerinde.

Bir tartışma programında Ruşen Çakır, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a Metin  Lokumcu’yu soruyor. Başbakan açıyor ağzını, yanan ateşe körükle gidiyor. “Emekli bir öğretmenin orada ne işi varmış” diyor önce, kanımızı donduruyor bir başsağlığı dilemeden böyle kırıcı konuşması. “Herhalde siz de, akrabanız da olsa hakkı teslim etmeniz gerekiyor” diyor Ruşen Çakır’a. Ruşen çakır tam o sırada akıllardan çıkmayacak cümleyi kuruyor “Ama öldü o”! Başbakan dinlemiyor, “Beni ilgilendirmez” minvalinde cevaplarla verip veriştiriyor. İçi yananların hepsi aynı şeyi fısıldıyor “ama öldü o”! Metin Lokumcu yiğit bir adamdı, içi güzel yüreği temiz bir insan, tarihin en temiz sayafalarında geçecek olsa da adı artık ölü o. Bütün kelimelerin anlamsız olduğu bir şey geldi başına, kalbi dayanmadı bu gidişe ve aramızdan ayrıldı. Huzurla uyu sevgili Lokumcu.

Biz ölülere saygı duyan insanlardık. Kimsenin ölümünün ardından “ama” ile cümleler kurmazdık. Ayıptı çünkü bu, örfümüzde ananemizde yoktu. Kan düşmanın bile olsa, ölenin ardından kötü söz söylenmez rahmet okunurdu. En azından benim büyüdüğüm yerde böyleydi. Kimse ölüsünü savunma gereği duymazdı “ama öldü o” denmezdi cenaze evlerinde.

Camide mi Havrada mı?

Geçenlerde Zeki Alasya’nın ölüm haberi ile sarsıldık. Ekranların ve sahnelerin kocaman yürekli güler yüzlü adamını kaybettik. Metin Akpınar, Zeki’siz kalışını “Canım gitti, yarım gitti” diye açıkladı. Daha acımız en taze yerindeyken bir çeşit kendini bilmez insanlar “Cenazesi nereden kaldırılacak, camiden mi havradan mı?” diye bir saçmalık attı ortaya. Bir ölünün arkasından konuşulacak şey mi bu şimdi, hatta ve hatta yaşayanın hakkında bile sorulacak soru değil bunlar. Ayıp çok ayıp… Acıya saygısızlık yapmayı kimden öğrendik biz? Nasıl bu kadar saygısız, edepsiz, ahlaksız bir hale geldik? Zeki Alasya için de aynı şeyi söylemek zorunda kaldık “ama öldü o”!

Kenan Evren ölmüş, tüm içtenliğimle üzüldüm.

Bu sabah uyandığımda alabildim Kenan Evren’in ölüm haberini. Tüm içtenliğimle üzüldüm öğrendiğimde. Çünkü hesabı ödemeden kaçmıştı. Yaptıklarının bedelini ödemeden göçüp gitmişti bu dünyadan. Daha 16’sında bi fidanı “asmayalım da besleyelim mi?” diye bir gerekçeyle dar ağacına gönderdi Kenan Paşa. 80’ler bu ülkede kara bir lekeyse, bu lekenin en büyük suçlusu bizzat kendisidir. Tüm bunların hesabını veremeden ayrıldı aramızdan.

 Her ölüm gençtir, Evren’inki de!

Ölüm haberini aldığımda yıkıldım, “genç öldü” dedim kendi kendime “daha yaşayacaklarımız vardı onunla”. Daha bitmemişti onunla olan hesabımız, koyduğu keyfi yasalar yüzünden halen yabancılar, beni öldürmek isteyenler yönetiyor ülkemi. Her ölüm erkendir, Kenan Paşa’nınki de… Daha anlatması gereken şeyler vardı bize, üstünü örttükleri gerçekler vardı. Mesela işkenceleri, mesela zindanları, mesela nasıl kıydıklarını bizlere. Bunları anlatacak kadar yaşayamadı Evren.

 Netekim ölü bir adamsın, artık beni duyamazsın!

Sonra sakinleştim biraz, tüm düşündüklerim yine aynı yere çıkıyordu. “Ama öldü o”… Kenan Evren ölmüştü ve ben ne desem azdı artık. Üzülmedim aramızdan ayrılışına, sevinmedim de! Netekim o artık ölü bir adamdı ve beni duyamazdı.

Üzgünüm Paşa, senin için iyi dilekler hazırlayamadım, ardından söyleyebileceğim bir rahmet cümlem de yok ancak ben sizin kadar kötü değilim sizin kadar terbiyesiz olamadım bu yaşıma kadar. Sen hesabı ödemeden kaçsan da ben ardından ziller takıp oynayacak, senin için üzülenleri “ama öldü o” çaresizliğine sürükleyecek kadar kötü değilim. Netekim sen artık ölüsün, her nasılsa yaşamdan sonrası, orada hayatını tekrar düşünmen dileğiyle….

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

  • PLASTİK SANATLAR

Abdülmecid Efendi Köşkü “İçimdeki Çocuk” ile kapıları açıyor