Seray ŞAHİNLER DEMİR / seray@sanatindibi.com

“Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim.”

Mustafa Kemal Atatürk

Bugün büyük bir sevgiyle, özlemle andığımız Ata’mızın, burada bahsettiği bir sporcuyu keşfettiğimizin anonsudur bu yazı. Sivassporlu oyuncu Ergin Keleş’ten bahsediyorum.

Uzun yıllardır binbir ucuzluğun, kabalığın, çirkinliğin kol gezdiği futbol dünyasında, Keleş gibi bir oyuncu hepimize umut verdi.

Keleş ile tanışıklığımız henüz çok yeni. Birçoğumuz kendisini 29 Ekim Pazar günü tanıdık. Aynı gün gerçekleşen Sivasspor-Karabükspor maçı öncesinde kendisine maç hakkındaki görüşleri sorulduğunda, “Bugün futbol konuşmak ayıp olur” dedi. Ve o röportajda şunları kaydetti: “Tabii bugün biraz sözlere futbol ile başlamak ayıp olur diye düşünüyorum. Zira bugün var olduğumuz günden beri esareti kabul etmemiş, bağımsızlığa aşık olmuş bir milletin egemenliğini kayıtsız ve şartsız bir şekilde kendi ellerine aldığı, bunu da tüm dünyaya haykırdığı bir gün bugün. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız’ı büyük bir onurla, büyük bir gururla kutluyorum. Bu güzel günü bize armağan eden ebedi başkomutanımız Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk’ü ve bu vatan için mücadele vermiş bütün o güzel insanları özlemle, saygıyla, rahmetle anıyorum. Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun. Hem Sivasspor hem Karabükspor, bugünün adına yakışır bir maç oynar.”

Keleş, bu açıklamasıyla birlikte sosyal medyanın gündemine bomba gibi düştü. Zira futbolculardan uzun zamandır bu tür açıklamalar gelmiyordu. Öncelikle Keleş’in akıcı dili, Türkçeyi başarıyla kullanışı (ki burada futbolcuların çok büyük bölümününü iki cümleyi zar zor biraraya getirdiği göze alınınca, ah bir de sakız çiğneyişleri yok mu!) röportajdaki yorumları hepimize “Vay be, helal olsun!” dedirtti. Şaşırdık, kaldık. Başka da bir şey diyemedik.

İlk şoku atlatınca hemen Keleş’in kim olduğunu araştırmaya başladık. (Bir Trabzonlu olarak kendisinin Trabzonlu olacağını hissetmiştim, yanılmadım) 1987 Trabzon doğumlu futbolcu, şehrin başarılı okullarından olan Trabzon Lisesi’nde eğitim almıştı. Belli ki eğitim altyapısı da güçlüydü.

Ardından hemen kendisini daha yakından tanımamıza vesile olacak sosyal medya hesaplarına girdik. Taşlar yavaşça yerine oturuyordu. Birçok kişi, bir yaşına daha girmişti! Öyle ki; başarılı futbolcu gittiği birçok Avrupa ülkesinde, soluğu müzelerde almıştı. British Museum’lar mı, Victoria and Albert Museum’lar mı dersiniz… Hepsini gezmiş, çektiği kareleri Instagram hesabında paylaşmıştı. Hayretimiz ve sevgimiz giderek büyüdü, büyüdü.

Ve son olarak 9 Kasım Perşembe günü paylaştığı o fotoğrafla bizi yine kalbimizden vurdu. Bu kez de ressam Muzaffer Akyol’un yanındaydı. Akyol’u ziyaret etmiş, onunla Can Yücel’i, Tuncel Kurtiz’i, Bedri Rahmi’yi konuştuğunu anlatıyordu takipçilerine: “Ben Trabzonlu ve Trabzon Lisesi mezunuyum tıpkı Türk Sanat Tarihine renkler katan Muzaffer Akyol hocam gibi.. Asmalımescid’de kendisinin müze evini gezdirdi ve anlattı.. Tarihi, sanatı, edebiyatı, Can Yücel’i, Tuncel Kurtiz’i ve Bedri Rahmi’yi anlattı.. Ve ekledi, “ahde vefası olmayan kimsenin, yarına bırakacak neyi olabilir ki?”

Cehaleti marifet sayıldığı bir Türkiye’de Ergin Keleş yarına ismini böyle düzgün bir şekilde bırakacak birkaç futbolcudan birisi olacak. Bunda belki de en büyük pay, kültüre, sanata olan ilgisi. Parayla emek çalan, ucuzluğuyla sesine ses, gücüne güç katan, sanatla olan tek irtibatı sevgilisi için sinema kapatmak olan birçok futbolcunun, teknik direktörün hüküm sürdüğü, stadyumlarda mafyaya övgü düzen pankartların açıldığı bir spor dünyasında böyle oyuncuları görmek, görebilmek umut verici. Umarız altyapıdan gelen genç yetenekler de böyle sporcuları örnek alsın, sanata sarılsın. Umarız hangi meslekten olursa olsun, herkes önce sıkı sıkıya sanata sarılsın. Gerisi zaten geliyor…

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR