mustang

Gaye Taşkan

Bir sahil kasabasında babaanne ve amcasıyla yaşayan Lale ve kardeşlerinin erkek çocuklar ile oynadıkları oyun, çevreleri tarafından beklenmedik bir skandala dönüşür. Skandal sonucu adeta ev hapsine mahkum olan kızlar, üzerlerinde kurulan baskıdan sıyrılıp özgürlüğe giden yolu aramaya başlar. İşte bu 5 yetim kızın hayatını, hayallerini ve özgürlüklerini arayışlarını anlatıyor Mustang.

Filmin -ilerleyen sahnelerinde belli belirsiz anekdotlarla öğrendiğimiz kadarıyla- Karadeniz’de bir kasabadan başlayan ve bir toplumda kadın olarak yaşamanın birey üzerinde yarattığı baskı ile evrensel bir hal alan film olduğunu söylemeyi çok isterdim. İlk bakışta konu olarak sinemaseverlerin yakından tanıdığı Sofia Coppola nın The Virgin Suicides benzese de bu filme göre daha az şiirsel ve sanatsal ögeler taşıdığı aşikâr. Aynı zamanda The Virgin Suicides’de işlenen din kaynaklı baskıdan ziyade Mustang’de Türkiye’nin son yıllarda laiklikten uzaklaşma süreci baskıcı bir rejime doğru yönelme süreci çerçevesinde yansıtılıyor. Bülent Arınç’ın kadın odaklı o şahane konuşmalarının yer verildiği filmde ara ara GEZİ’ye çakılan selamlar ve halka yol gösteren özgürlük tablosunun görüntüleri ile harmanlanmayı da sayarsak, film aslında kadına yönelik şiddeti hatta kadın cinayetleri, çocuk gelinler gibi boğuşmak zorunda kaldığımız bütün cinsiyetçi toplumsal baskıya başkaldıran, farkındalığı arttırmak için çabalayan kesimin var olduğu bir Türkiye imajı yerine Batıda kabul edilen Türkiye portresi çiziyor. İşte o zaman Fransa’da yaşayan bir Türk olan Deniz Gamze Ergüven geliyor aklıma ..

Kadın olarak var olmanın ve birey olarak görülmenin zor olduğu bu coğrafyada cinsiyetçi baskılara rağmen hayatta kalmanın zorluklarını 1 saat 34 dakikaya sığdırmaya çalışma zorluğunun yarattığı açığı masalsı bol ışıklı çekimler ve aralara serpilmiş mizah tohumları ile kapatmaya çalışılmış.

Genişleyen konuyu tek elde tutabilmek adına evlendirilen kızların yok olması yine bağımsız sinemada kullanılan tekniklerden. Buna ek olarak profesyonel olmayan 5 genç kızın oynuyor olmasını filme özgünlük kazandırma çabası olarak görüyorum. Bu genç kızların tek ortak noktası güzel uzun saçları ise filmin adı Mustang ile doğrudan ilintili. Mustang Amerika’da başıboş yaban atı anlamına gelir. Bu metafor filmde özellikle köy ortamında yaşayan ve kırlarda çekilen sahnelerde çokça hissedilir durumda. Karadeniz’in eşsiz güzelliği filme katkı sağlıyor. Mekanın ve bütün o masalsı büyüleyici anlatımının birleşimi ile filmin sanatsal olma özelliğinin beden bulduğu tartışılmaz bir gerçek.

Mustang ile alakalı kafama iki soru takılıyor. Kadını, özellikle de toplumda yer edinmeye çalışan kadını işleyen filmde özellikle tensel yakın çekimler, kızların bir arada bulunduğu sahneler ve ıslak oldukları sahneler gibi kadın bedeninin erotizmini ön plana çıkaran sahneler konusuna ters düşmüyor mu? Kadının birey olarak değil de eşya, meta olarak görülmesini destekler nitelikteki bu sahneler eleştirinin neresinde kalıyor? Oscar’a adım adım yaklaşan Mustang’den yola çıkarak bir de şunu soruyorum kendimi, Oscar’ın ne kadarı sanatsal ne kadarı politik?

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR