ozlemertan-kapak

Özlem ERTAN

Beyaz perukalı, zarif bir kız Viyana’daki Habsburg Sarayı’nın geniş odalarından birinde klavsen çalıyordu. Akşamın, gökyüzünde siyah ayak izlerini bırakarak yürüdüğü saatlerdi… Müzisyen kız şarkı söylemeye başladığında hayranlık dolu fısıltılar yayıldı odaya. “Ne kadar maharetli parmakları var. Üstelik sesi de büyüleyici. Gerçekten de söyledikleri kadar varmış” diyen saray ahalisinin sözleri müziğin içinde eriyip gitti ama gözlerdeki hayranlık kıvılcımları gece boyunca sönmedi.

Kumral saçlarını beyaz perukasının altında gizleyen kız ise beğenilmekten memnundu. Sesinin kıvraklığını, genişliğini ve güzelliğini göstermek amacıyla bestelediği aryaları minik konserinin sonuna saklamıştı. Çocukluğundan beri dinleyicilerin karşısına çıktığı için finalin önemli olduğunun farkındaydı. Besteci kız, aryalarını söyleyip sesinin hazinelerini gözler önüne serdikten sonra kendisini coşkuyla alkışlayan ellerin önünde saygıyla eğildi. Âdet olduğu üzere asil dinleyicileriyle bir müddet konuştuktan ve onların teşekkürlerini kabul ettikten sonra bahçede kendisini bekleyen atlı arabaya binip ayrıldı görkemli Habsburg Sarayı’ndan.

O zarif, güzel sesli genç besteci ve müzisyenin adı Marianna Martines idi. İsmi sizi yanıltmasın Viyana doğumlu bir Avusturyalı idi Marianna Martines. İspanyol askeri olan büyükbabasından miras aldığı soyadını 18. yüzyıl Viyana’sının müzikli davetlerinde ve konser salonlarında gururla taşıyan yetenekli bir kadın besteciydi.

1812’deki ölümünün ardından adı yavaş yavaş unutulan ve 20. yüzyılda yeniden keşfedilen besteci Marianna Martines, 1744’ün Mayıs ayında Viyana’da doğdu. Papalık elçisi olan babası Nicola’nın ve onun yakın arkadaşı şair ve libretto yazarı Pietro Metastasio’nun kollarında tanıdı doğduğu kentin sokaklarını. Sonra büyüdü ve müziğin çağrısına uyup minik parmaklarıyla klavsenin tuşlarına dokunmaya başladı. Saray şairi, libretist ve oyun yazarı Metastasio’nun yakınında olduğu için şanslıydı. Metastasio, yeteneğini fark ettiği küçük Marianna’yı o zamanlar genç ve tanınmamış bir besteci olan Franz Joseph Haydn’a götürdü. Şans bu ya, Haydn o dönemde Martines ailesinin yaşadığı apartmanın çatı katında ikâmet ediyor; soğuk havalarda uğuldayan rüzgârı ve tavandan peş peşe düşen yağmur damlalarının tahta döşemelere çarparken çıkardığı sesleri dinleyerek beste yapıyordu. Aslında küçük Marianna Martines’in şansı Haydn ile aynı binayı paylaşmasıyla sınırlı değildi. Devrin efsane şan hocası ve besteci Nicola Porpora da Viyana’daki o güzel apartmanda yaşıyordu.

Marianna Martines, Haydn’dan klavsen, Porpora’dan ses dersleri aldı ve aile dostları Metastasio’nun yardımıyla hemen hemen her konuda bilgi edindi. Günler, aylar, mevsimler, yıllar geçti. Anlaşıldı ki Marianna bestecilik konusunda da çok yetenekli. Dönemin Viyana’sında moda olduğu üzere İtalyan stilinde aryalar besteliyor; sonra da önemli insanların davetli olduğu konserlerde güzel sesiyle bunları yorumluyordu. Metastasio, bestecilik konusunda da teşvik etti Marianna’yı. Özel kompozisyon dersleri almasını sağladı. Marianna, ünlü şair ve libretisti hayal kırıklığına uğratmadı ve peş peşe birbirinden güzel kantatlar, motetler, oratoryolar, hatta bir de senfoni besteledi. Genç bir kadın besteci olarak kendini hem Viyana’da hem de diğer Avrupa kentlerinde kabul ettirdi. Üstelik de Haydn ve Mozart gibi bestecilerin yaşadığı bir devirde.

Derler ki Mozart da çok severmiş Marianna Martines’i. Kadın bestecinin Viyana’daki görkemli aile evinde haftada bir düzenlediği müzikli gecelere katılır ve piyano çalarmış. Öyle ki bu mini konserlerde Marianna Martines ile birlikte çalmak amacıyla dört el için piyano sonatı bile bestelemiş. Marianna, sadece Viyana’daki Habsburg Sarayı’nda değil, Avrupa’nın en görkemli saraylarında konser vermiş. Suretini günümüze kadar taşıyan tablolara bakılacak olursa sadece yetenekli ve çalışkan değil, güzel de bir kadınmış. Ama hayatı boyunca hiç evlenmemiş. Kim bilir belki çalışmaktan vakit bulamadı aile kurmaya; belki de kimseye evlenmek isteyecek kadar tutkuyla bağlanmadı.

Marianna çalıştı, klavsen çaldı, şarkı söyledi. Adları ve ünleri büyük erkek bestecilerin çağında kendini hem besteci ve müzisyen, hem de şarkıcı olarak kabul ettirdi. Almanca, İtalyanca, Fransızca ve İngilizce bilen bu yetenekli kadın, öğretmenlik konusunda da yetkin olsa gerek ki bir dönem davet üzerine Bologna Akademisi’nde ders verdi.

Müzikle, görkemli saraylarda verilen konserlerle dolu geçen yılların sonunda, 1812’nin soğuk bir kış günü doğduğu kent Viyana’dan ve bu dünyadan ayrıldı Marianna Martines. Ilık bir bahar günü geldiği dünyaya soğuk bir kış akşamında veda etti. Acaba hayatının son anlarında bestelerinin yüzlerce yıl sonra da çalınıp söyleneceğini düşünmüş müydü? Biliyorum cevabı yok bu sorunun ama yine de merak ediyorum.

Şimdi, klavsenci Nicholetta Paraschivescu’nun yönetimindeki La Floridiana topluluğunun Marianna Martines bestelerinden müteşekkil albümü “Il Primo Amore”yi dinliyorum. Katalan soprano Nuria Rial’in parlak, yumuşak, lirik soprano sesinde yeniden doğuyor Mozart’ın Viyana’sında yaşayan, üreten, sevilen ve takdir edilen bu kadın bestecinin güzel ezgileri. Ben onu Viyana’da, Habsburg Sarayı’nda klavsen çalar ve şarkı söylerken hayal ediyorum. 18. yüzyıl Viyana’sını ve Marianna’nın suretini zihnimin aynasında görüyorum.

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR