Mihri Rasim, Mihri Müşfik, Mihri…

İlk Türk kadın ressamlardan Mihri’nin anısını yaşatmak, hayatını yeniden gündeme getirmek, kariyerindeki dönüm noktaları ve eserleri hakkında bilgi sahibi olabilmek için elimizde çok güzel bir fırsat var.

Seray ŞAHİNLER DEMİR / seray@sanatindibi.com

SALT Galata’da açılan “Modern Zamanların Göçebe Ressamı” sergisinden bahsediyorum. Geçen ay açılan sergi Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde doğan, Cumhuriyet’le serpilen bir kadının öyküsüne tanık ediyor bizi. Sergi, imparatorluğun son döneminde yetişen portre ressamı Mihri‘nin yerleştiği ülkelerde zamanın ruhuna göre yeniden kurguladığı kimliği ve hayatına odaklanıyor. 

i

Tanzimatla birlikte siyasi konjonktürde yaşanan değişim, toplumsal ve kültürel dönüşümü de beraberinde getirdi. Batı’yla etkileşimin artması, sanatsal üretimin hareketlendirdi ve kavramsal çerçevesini yeniden şekillendirdi. Resim, müzik, edebiyat başta olmak üzere yeni anlayışlar üzerine kurulu bir süreç gelişmeye başladı. Bu dönemden itibaren başlayan yenilikçi dalga, cumhuriyetin ilk yıllarına, akabinde 40 ve 50’lere dek uzanan kolektif, üst düzey bir üretim sürecinin temelini attı. 

İşte tam da bu noktada Mihri’nin bize anlatacak çok öyküsü var… 

Öncelikle şunu belirtmeyelim, Salt Galata’da açılan sergi Mihri’nin dünyasına giriş bileti adeta. Özlem Gülin Dağoğlu ve Gizem Tongo’nun araştırmalarıyla şekillenen sergi, Mihri’nin 50 yıla ve üç kıtaya yayılan sanat yaşamını, eserlerini, Avrupa ve Amerika’daki başarısını, portrelerini, İnas Sanay-i Nefise’nin sürecini gözler önüne seriyor. Fakat neden bu denli önemli bir ressamı, bir kadını yeterince iyi tanımadık? Tanımıyoruz?

Mihri gibi çok yönlü bir sanatçının öyküsü neden bugüne bu kadar eksik ulaşır? Yaşamının çoğunu yurt dışına geçirmesinden dolayı mı? Bu belki meselenin küçük bir boyutu. Peki Türkiye tarihinde -birçok alanda olduğu gibi-erkek egemen bir sanat yazımının daha ağır basması mı?  

Araştırmacı Gizem Tongo “Kadınlar tarihte hep vardı” diyor. Tarih yazımına hakim olan erkek egemenliği sadece. Bu durum sanat tarihi için de geçerli. Aynı zamanda sanatçının yaşamının büyük bölümünü yurt dışında geçirmesinin de bunda payı var.

Tongo, soruya şu sözlerle açıklık getiriyor: “Kadın sanatçı olmak erkek sanatçı olmak kadar kolay bir şey değil. 1883’te Sanayi Nefise Mektebi kuruluyor 1914’e kadar kadınlara böyle bir hakkı yok. 20’li yaşlarda yurt dışına gidiyor ve kariyerine burada devam ediyor. Toplumsal, tarihsel etnik  faktörleri de göze alındığında bunun pek de kolay olmadığını görüyoruz. Güçlü bir kadın imgesiyle karşı karşıyayız. Bunlar büyük adımlar ve mücadeleler.”

(Mihri (ön sıra) İnas Sanayi-i Nefise öğrenci ve öğretmenleriyle (takribî 1919)

KADINLARIN SANAT EĞİTİMİNİN ÖNCÜSÜ OLDU

Peki Mihri kimdi? Her şeyden önce idealist, kalıpları kıran, imparatorluğun dayattığı yaşam biçimini kabul etmeyerek, ona ve bütün kadınlara biçilen rolü benimsemeyerek, yüzünü sadece sanata ve yaşayan dünyaya çeviren bir kadındı. Döneminde birçok yeniliğe imza atmış, eserleriyle adından söz ettirmiş, sanat çevreleriyle yakın dostlukları olmuş bir ressamdı.

13 Aralık 1885’te Kadıköy’deki Ahmed Rasim Paşa Konağı’nda dünyaya geldi. Küçük yaşlarda sanat eğitimine başladı. O yıllarda güzel sanatlar eğitiminde kadınların bir rolü yoktu. Mihri’nin varlıklı bir aileye mensup olması işleri kolaylaştırdı. Ailesinin Yıldız Sarayı ziyaretinde bir resmini sunduğu II. Abdülhamid’in teşviğiyle saray ressamı Faust Zonaro’ndan ders aldı. Akabinde ise öğrenimine Avrupa’da devam etti. 

I. Dünya Savaşı’nın başladığı yılda, 1914’te henüz 29 yaşındayken İnas Sanayi-i Nefise Mektebi’nin kuruluşunda büyük rol oynadı. Bu başlı başına bir devrimdi. Kadınların sanat eğitimi hakkını savunan Mihri, mektebin ilk kadın müdürü ve resim öğretmenlerinden oldu. Bu okulda Müzdan Arel, Güzin Duran, Bülent Ecevit’in annesi Nazlı Ecevit gibi öğrenciler vardı. Ayrıca soyut resmin Türkiye’deki en önemli öncülerinden biri olan Fahrelnissa Zeid de bir dönem burada eğitim alan isimler arasındaydı.

Mihri, genç yaşında sanat dünyasında saygın bir yer edinmişti. İbrahim Çallı, “beni sanat dünyasıyla tanıştıran Mihri’dir” demişti. Yani Mihri, “erkek sanatçılar” için de bir yol göstericiydi aslında. 

İnas Sanay-i Nefise Mektebi’nin açılmasıyla İstanbul kültür ortamının önemli simalarından biri haline gelmişti. Dönemin önemli sanatçılarıyla aydınlarıyla yakın ilişkiler kurmuştu.

PORTRELERİN RESSAMI

Gelelim eserlerine… Mihri’nin sayısız portresi olduğu biliniyor fakat acıdır ki bunların çoğuna erişme imkanımız yok. Kimi kayıp, kimi yurtdışında… Özellikle ünlü isimleri Mihri’nin tablolarında görmek mümkün. Buradan da sanat dünyasındaki saygın yerini okumak mümkün. Tevfik Fikret, Atatürk, ABD 32. Başkanı Roosevelt, mucit Thomas Edison bunlardan sadece birkaçı. Mihri’nin ayrıca Mussolini’nin ve İspanya Kraliçesi Marie Louis’in portresini yaptığı da biliniyor. 

Sanatçının Tevfik Fikret ile sıkı bir dostluğu var. Tevfik Fikret, Mihri’yi Ruşen Eşref’e şu sözlerle anlatacaktır:

 “Yukarıda bir hanım var. Resimler yapıyor. Bilseniz Rübab’ı o kadar güzel yorumluyor ki, yazdıklarım bu kadar anlamlı mı imiş diye şaşıyorum.”

Mihri Hanım ile Tevfik Fikret’in dostluğu şairin ölümüne dek devam eder. İlginçtir, Tevfik Fikret 19 Ağustos 1915 tarihinde hayatını kaybettiğinde mulajını (Yüz maskı) alan kişi ise Mihri Müşfik’ten başkası değildir. Bu mulajı sergide görebilirsiniz.

Mihri’nin meşhur portrelerinden biri de Atatürk portresi. Sergide bu portrenin resmini görebiliyoruz fakat üzücü bir detay var; tablonun orijinali kayıp. İddialar portrenin Yugoslavya’ya götürüldüğü şeklinde fakat akıbeti hala belli değil.

Dileriz bir gün Atatürk portresi ait olduğu yere kavuşsun. 

NEDEN MİHRİ “MÜŞFİK”?

Mihri, 1905 yılında Müşfik Selami İnegöllü ile evlendi ve Mihri Müşfik olarak anılmaya başladı. Bu evlilik 17 yıl sürdü. Mihri, 1922’de boşandı ve akabinde Roma’ya gitti. Bu tarihten sonra artık Mihri Müşfik değil, Mihri Rasim olarak anılacaktı. Bu noktada, ara sıra Mihri Hanım’ın isminin “Mihri Müşfik” olarak kullanımda olduğunu görüyoruz. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen “74. Devlet Resim ve Heykel Yarışması” için “Mihri Müşfik” anısına ifadesi kullanılmıştı.  Elbette çok hayati bir konu değil fakat dikkat edilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Mihri’nin hayatı 1922’den itibaren yeni yollarla, yolculuklara sahne oldu. Bundan sonra başarılı bir ressam olarak dünyayı dolaşacak, o yıllarda ustaların atölyeleriyle sanatın başkenti olan Avrupa’nın birçok durağında Mihri’nin adı da geçecekti. Roma, Paris, Londra Mihri’nin yolculuğunun önemli durakları arasındaydı. 1927’de New York’a yerleşti. Burada bir ressam olarak üne kavuştu.

AMERİKA YILLARI

“ABD’ye para kazanmak ümidiyle sefalet içerisinden gelmiş bir göçmen değilim. İdealimin peşinden koştuğum için buraya geldim. Herkes gibi yeteneklerimi kanıtlamak istedim.”

Mihri’nin hayatına dair bugüne ulaşan sınırlı bilgilerden ortak bir portre çıkarabilmemiz pek mümkün değil. Bu noktada sergi büyük bir boşluğu dolduruyor. Bir tezden yola çıkan sergi, Mihri’nin hayatı üzerinde tekrar düşünmeye, yeni keşiflere yol açmaya sevketmesi bakımından heyecan verici. Araştırmacılar, sanat tarihi üzerine çalışanlar, akademisyenler, öğrenciler ve izleyiciler için Mihri kocaman bir dünya var burada. 

Aynı zamanda sanatçının hayatına dair az bilinenlere ışık tutarken, doğru bilinen “duyumlar” üzerinden yeniden bir araştırma alanı açıyor. Bunlar arasında en önemlisi Mihri’nin yoksulluk ve sefalet içinde öldüğü iddiası.

Gizem Tongo, bu iddiaların doğruluğuna dair somut bir bilginin olmadığını söylüyor. Fakat gözardı edilmemesi gereken konu şu; Mihri’nin ABD’ye yerleştiği yıllar 1929 büyük buhranına denk gelen dönem. Bu çalkantılı kriz döneminde herkes kadar Mihri’nin de etkilenmiş olması ihtimal dahilinde. Fakat kimsesiz veya sefalet içinde öldüğüne dair kesin bir yargıda bulunmak mümkün değil.

Gelelim ABD yıllarına…

Mihri, S.S. Carmania adlı yolcu gemisiyle Kasım 1927’de New York’a varıyor. Ertesi yıl George de Maziroff Galerisi’nde açtığı kişisel sergisiyle ABD ve Kanada basının ilgisini çekmeyi başarıyor. Kimliğini “Egzotik bir Şarklı Prenses’e” dönüştüren Mihri, portresinin yaptığı meşhur simalar, kadınların özgürleşmesi üzerine verdiği demeçler ve seyahatleriyle haberlere konu oluyor. Sergide yer alan dokumanlardan, gazete haberlerinden ve röportajlardan Mihri’nin yıldızının parladığını ve dönemin sanat çevrelerinde hatırı sayılır bir yeri olduğunu okuyabiliyoruz.

EDWIN MARKHAM’A 80. YAŞ GÜNÜ ARMAĞANI 

Yukarıda Mihri imzalı birkaç portresi sıralamıştım. ABD bölümünde değinmek istediğim bir isim daha var.  Şair “Edwin Markham”

Mihri, Amerika’da olduğu yıllarda şair, Edwin Markham’ın 80.yaş günü için bir portresini yapmış! Bu portrenin hikayesi de oldukça ilginç. New York Times’ta 25 Nisan 1932’de çıkan haberde, Edwin Markham’a Carnegie Hall’de, 2 bin kişinin katılımıyla bir doğum günü düzenlendiği yazıyor. Habere şu not düşülmüş:

“Sayın Markham’a doğum günü hediyesi olarak Türk ressam Mihri Rasim Hanım tarafından resmedilmiş büyük boy yağlı boya portresi takdim edildi.”

Araştırmacıların aktardığına göre bu portre doğum günü kutlamaları sırasında sahnenin arkasına asılmış ve gece boyunca orada kalmış. 

(Markham, Mihri’ye poz veriyor.)

Mihri’nin hayatına dair anlatacak şeyler bu yazıya sınırlandıracak kadar kısa değil. Bu yazıda sergiye ve Mihri’nin hayatına dair birkaç pencere açtık. Daha fazlasını size sergide Mihri anlatacak… 

Her sanatçı kendi döneminden bağımsız düşünülemez. Birçok sanat hareketi ve anlayışını şekillendiren en önemli etkenlerden biri yaşadığı dönemdeki siyasal-sosyal ve kültürel değişim ve dönüşümlerdir. Mihri, yüzlerce yıl hüküm süren bir imparatorluğun son yıllarında dünyaya gelmiş, dünyanın yeniliğine olan inancına inanmış, sadece sanat için çalışmış bir kadın. 9 Haziran’a kadar, sizi SALT’ta kendi öyküsüne tanık etmek için bekliyor…

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

  • PLASTİK SANATLAR

“Hafıza-i Beşer: Osmanlı Yazmalarından Hikâyeler” ziyarete açıldı