Seray ŞAHİNLER DEMİR / seray@sanatindibi.com

Eylül demek yeni sanat sezonu demek, yeni sergiler, yeni çıkan kitaplar demek. İstanbullular için ise ekim ayı ise “Filmekimi” demek. Atlas Sineması, Beyoğlu ve Rexx’te keyifle izlenen onlarca film demek…

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 17. Filmekimi bugün başlıyor.

Bugün start verecek programda dünya sinemasının en yeni örnekleri vizyon öncesi ilk kez seyirciyle buluşacak. 5-14 Ekim tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleşecek Filmekimi bu akşam başrollerini Lady Gaga ile Bradley Cooper’ın paylaştığı Bir Yıldız Doğuyor filmiyle açılacak. Oscar ödüllü yönetmen ve yazar Alfonso Cuarón’un çok beklenen ve Netflix’te gösterime girecek filmi Roma/Rome ise Türkiye’de ilk defa Filmekimi’nin kapanış filmi olarak 15 Ekim Pazartesi günü izleyici ile buluşacak.

Programda yer alan 48 filmin hemen hepsi görülmeye değer. Fakat biz kısa bir seçki yaptık ve “mutlaka izlenmesi gereken” birkaç filmi seçtik… Öncelikle 55. Uluslararası Antalya Film Festivali’nde izlediğim 2 harika filmle başlamak istiyorum.

CAFERNAUM…

Lübnanlı yönetmen Nadine Labaki imzalı “Cafernaum” oldukça çarpıcı bir film. Lübnan’ın Oscar adayı olarak seçilen film anne ve babasına dava açan 12 yaşındaki Zein’in mahkeme sahnesiyle başlıyor. Zein’in evlendirilmek isteyen 11 yaşındaki kardeşi Sahar için verdiği mücadele ile oturma izni olmayan Etiyopyalı bir kadının hayatına dokunuşu filmin eksenini oluşturuyor.

Film boyunca Beyrut’un en yoksul semtlerine yolculuk yapıp sefalete ve çaresizliğe şahit oluyoruz. Elbette çok dramatik fakat yönetmen bu durumu dramatize etmemiş. Dili, seyirciyi gerçeklikten koparmamış. Oldukça dokunaklı bir film olan Cafarnaum, aile göçmenlik, sevgi gibi kavramları sorguluyor. Bize çok yabancı olmayan sahneler filmle duygusal bir bağ kurmamıza da neden olabilir. (Belirtmekte fayda var, filmde yer alan oyuncuların hepsi amatör. Başroldeki Zein, sokakta bulunan Suriyeli bir mülteci çocuk.)

ÜÇ HAYAT

İran sinemasınn usta yönetmeni Jafar Panahi’nin yeni filmi “Üç Hayat” mutlaka izlenmesi gereken filmlerden. Başroldeki Behnaz Jafari hariç filmdeki oyuncuların hepsi amatör. Üç ayrı kuşağın gerçek öyküsüne  odaklanan film, prömiyerini 71. Cannes Film Festivali’nde yaptı. Film drama okuluna gitmek isteyen genç bir kızın intihar sahnesiyle başlıyor. Oyunculuk hayaliyle yanıp tutuşan fakat köylülerin tutucu tavrı nedeniyle hayallerinden vazgeçen Marziye bu videoyu İranlı meşhur oyuncuya gönderiyor. Videoyu izleyen Behnaz, sır perdesini aralamaya çalışıyor ve yönetmen Panahi ile birlikte soluğu Marziye’nin köyünde alıyor.

İran’ın tutucu rejimi karşısında umudun peşinde hayallerinin peşinde giden kadınların öyküsü Panahi’nin ustalığıyla birleşiyor. Film hakkında yazılacak çok şey var… Gösterimden sonra…

DON KİŞOT’A YENİ YORUM

Merakla beklenen filmlerden biri “Don Kişot’u Öldüren Adam” Terry Gilliam imzalı film, Cervantes’in başyapıtından esinlenerek bambaşka bir hikaye sunuyor izleyiciye. Filmin yapım serüveni ise 90’lı yıllara uzanıyor. Hastalıklar, davalar, finans sıkıntıları ve sel baskıları nedeniyle 2018’e kadar aksamış. Nihayet seyirciyle buluşan “Don Kişot’u Öldüren Adam” ukala bir reklam yönetmeni ile kendini Don Kişot sanana bir adama odaklanıyor. Yıllar sonra karşılaşan ikili, gerçek ve hayat, geçmiş ve bugünün iç içe geçtiği çağdaş bir Don Kişot sunuyor.

BLAZE FOLEY’E SAYGI

Ethan Hawke’ın yönettiği “Blaze” Amerikan taşrasından bir country-blues şarkıcısı Blaze Foley’in yaşamına odaklanıyor. İlk gösterimini Sundance’te yapan Blaze, konuştuğu zaman ne söylediği bile zor anlaşılan fakat gitarı eline aldığı zaman yazdığı şarkılarla herkesin hayranlığını kazanan bir adamın içöyküsü aslında…  İzlemeye değer. Unutmadan, henüz 48 yaşındayken kaybettiğimiz Whitney Houston’un hayatını anlatan “Whitney” filmi de Filmekimi programında… Edinburgh’tan “En İyi Belgesel Film” ödülünü kazanan proje sanatçını yaşam öyküsüne ve bilinmeyenlerine odaklanıyor.

MURAKAMİ SEVENLER BURAYA

Murakami artık sadece kitaplarıyla değil esin kaynağı olduğu filmlerle de karşımızda… Geçen yıl !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde “Murakami’yi Düşlemek” adlı filmi izlemiştik. Bu yıl ise Filmekimi’nde yazarın öyküsünden sinemaya uyarlanan Şüphe’yi izleyeceğiz. Yazarın öyküsüne sadık kalarak yapılan film, vasıfsız bir genç, onun aşık olduğu güzel bir kız ve zengin ve küstah bir adam arasındaki aşk üçgenini anlatıyor. Lee Chang’ın 8 yıl arasında sonra çektiği filmi, özellikle edebiyatseverler programına almalı…

SAVAŞ SOĞUK AŞK SICAK…

Pawel Pawlikowski’nin yeni filmi “Soğuk Savaş” bu yılın merakla beklene yapımlarından biri kuşkusuz… İda ile gönüllerimizi fetheden yönetmenin yeni filminde yine II. Dünya Savaşı yıllarına gidiyoruz fakat bu kez 50’lerde Soğuk Savaş dönemindeyiz… Zamanda sıçrayarak ilerleyen filmde, Polonya’dan Berlin’e, Yugoslavya’dan Paris’e uzanan yolculukta iki müzisyen arasındaki tutkulu aşka tanık olacağız.

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR