muratdural

Özlem ERTAN

Murat S. Dural’la tanışmamızın üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti. Fantastik edebiyata ilgimiz, 2015’in son aylarında, ikimizin de üyesi olduğu Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği’nin (FABİSAD) bir toplantısında buluşturdu bizi.

Ondan sonra da dernek etkinliklerinde bir araya geldik ve edebiyata dair hedeflerimizden, okuduğumuz kitaplardan, sevdiğimiz yazarlardan, arkeolojiden konuştuk bol bol. Ne de olsa ikimiz de üniversitede arkeoloji eğitimi almıştık ve bu disiplinin bize yazın hayatımızda ilham verdiği konusunda hemfikirdik. Geçmiş zaman kullandığıma bakmayın. Zira hâlâ benzer düşünceler içindeyiz ve sohbetlerimiz devam ediyor.

Tanıdığım günden bu yana Murat’ın çok özel bir insan olduğunu düşünüyorum. Çünkü o pek çok insanın sırtlanmakta zorlanacağı yükleri omuzlamış ve bunu yaparken yaşam sevincini, yüreğindeki sevgiyi ve yaratıcılığını kaybetmemiş biri: Askerliğini yaptığı dönemde kangren olan iki ayağını da kaybettiğinden beri protez ayaklarıyla hayatını sürdürüyor ve sürekli okuyor, yazıyor, üretiyor, yeni projeler geliştiriyor.

Kibrit Ev

Geçen günlerde Murat S. Dural’ın ilk öykü kitabı Kibrit Ev, İthaki Yayınları’ndan, Yankı Enki’nin editörlüğünde çıktı. Ben de uzun zamandır beklediğim Kibrit Ev’i kelimenin tam anlamıyla bir solukta ve severek okudum. Her hikâyede Murat’ın yarattığı dünyalara girdim ve orada gördüklerimden hoşnut oldum. Onun kahramanlarını tanırken insan doğamız hakkında kafa yordum ve ruhumun gizli köşelerine çevirdim bakışlarımı. Uzun lafın kısası Murat’ın kitabı beni edebî anlamda mutlu etti.

Kibrit Ev’de on öykü var ve hepsi de okunası hikâyeler. Benim kitaptaki favorilerim Kâbus Kapan, Kibrit Ev, Arka Bahçe, Şikemperver, Ağ ve Canavar.

Kâbus Kapan, medeniyetin başladığı topraklarda yani Mezopotamya ovasının kıyısındaki bir köyde geçiyor. İlk başlarda bir cin musallatı öyküsüyle karşı karşıya olduğunuzu sanıyorsunuz ama sonra anlıyorsunuz ki durum farklı. Yazar bu öyküsünde insanın içindeki kötücül tarafa ve kadın cinayetlerine ayna tutuyor. Kitaba adını veren Kibrit Ev, bir mucize öyküsü diyebilirim. Okurken Kibrit Ev’in barındırdığı yaşamlar ve umutlar içinizi ısıtacak.

Arka Bahçe ise Murat S. Dural’ın arkeoloji geçmişinden izler taşıyan bir öykü. Kitaptaki diğer öyküler gibi fantastik ögeler barındırıyor ve önemli bir bölümü kazıda geçiyor. Şikemperver’i özgün bir vampir hikâyesi olarak tanımlayabiliriz. Her şeyden evvel kendini merakla okutan, keyifli bir öykü Şikemperver. Ağ, ilginç konusuyla dikkat çeken karanlık bir aşk öyküsü. Canavar ise yarattığı canavar üzerinden kendini ve toplumu sorgulayan bir yazarın iç dünyasına götürüyor okuyucuyu.

Fantastik öykülerden teşekkül eden Kibrit Ev, insanın içindeki canavarı da çeşitli kereler gözler önüne seriyor. Mesela kitabın ilk öyküsü Kâbus Kapan’da karakterlerden biri diğerine “Canavar bizdik öğretmen bey” diyor. Şikemperver’de “İnsan insanın canavarı ne de olsa” cümlesi hafızamıza kazınıyor. Kitabın son öyküsü Canavar’da ise şu tümceler dikkatimizi çekiyor: “Ya ben ölecektim ya da o. Katil diye bağıracaklar yakalandığımda, en büyük katili öldürdüğüm için. Üzülecek, nefret edecek ve yeni bir katil arayacaklar. Toplum canavarına üzülecek. Kahkahalarla güleceğim.”

Murat S. Dural, ilk öykü kitabı Kibrit Ev’de hem fantastik ve özgün dünyalar yaratıyor hem de insanın karanlık tarafını okurlarına gösteriyor. Bana da sevgili arkadaşım Murat S. Dural’a “Yolun açık olsun. Daha nice öyküler yaz” demek ve size bu kitabı tavsiye etmek düşüyor.

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR