Untitled-2

Özlem Özgür ÖZCAN / ozgur@sanatindibi.com

Yıllardan ana sınıfına gittiğim yıllar. Koalisyon kelimesini en son o zaman duydum sanırım ya da koalisyon sözcüğü, beni en son o zaman derinlemesine etkilemişti.

Anne tarafım klasik bir Ispartalı’dan beklendiği gibi Demirelci o yıllarda. Annemin babası olan dedemin evinde kocaman bir Demirel portresi ve kır at biblosu var. Baba tarafım ise bambaşka kafalarda beyaz Türk diye tabir edilen (o zamanlar yoktu bu tabir) kesime dahil. Babamın babası olan dedemin evinin girişinde şu an bile  kocaman sarı bir kartonda şöyle yazar; “Bu evde Atatürk İlke ve İnkılapları geçerlidir” çünkü benim dedem tam bir Atatürk aşığı asker emeklisidir. Sanırsınız eve misafirliğe değil müzakereye geliyor insanlar.

Ben bacak kadar boyuma bakmadan Erdal İnönü’yü seviyorum beyaz Türk dedemden ötürü, Demirelci dedem ise her fırsatta bana Demirel taklidi yaptırmaya bayılıyor. Taklitlerim karşısında ise CHP için oy istiyorum ben de. 6 yaşındaydım ve CHP gençlik kolları başkanının fahri yardımcılığını yapıyordum adeta.

Seçim günü, sabahın köründe annemle ben de sandığa gittim, o boyalardan benim de parmağıma sürüldü. Sandık görevlisi için küçük ama benim için büyük bir hadiseydi. Adeta bir şeref nişanı gibi görünüyordu lacivert Hindistan’dan ithal edilmiş o boya. Eve dönerken o kadar eminim ki Erdal İnönü’nün kazanacağından, annem ve dedelerim hepsi ona verdi oylarını, bizim ailenin sandığından tek başına iktidar CHP çıkıyordu daha ne olsun?

Seçim yasağı kalkması ile gecenin yarılarına kadar mavi ekranlı bir kanaldan seçim sonuçlarını izlerken uyuyakalmışım. Sabah annemden aldım haberi. Seçim öngörülerimin hiçbiri tutmamış, adeta sandığa gömmüşlerdi beni. İktidara gelenler ise beyaz Türk dedemin en çok korktuğu isim olmuştu. “Refah Partisi” demişti milli irade ancak hükümet kurmaya yetmemişti aldıkları oy. Ben oy oranları ya da koalisyonla ilgilenemeyecek kadar yenik hissediyordum kendimi. Evde koalisyon konuşulurken ben mutfak masasının altında olan ofisime çekilmiş hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Annem bu tepkime anlam veremeden beni makamımdan söküp almaya, yaram berem mi var ateşim mi çıkıyor diye oramı buramı incelmeye çalışıyordu. Halkın benden beklediği açıklamayı yapmak zorundaydım çünkü ananemin bu suskunluğumu şımarıklık olarak değerlendirmesi siyasi hayatıma sürülecek bir leke olurdu. Hıçkırıklarımın arasında “Bana çarşaf giydirecekler şimdi. Ben istemiyorum” diye açıkladım durumu. Yenilgimin bedeli bunlarla da bitmiyordu “Paraların üzerinden Atatürk’ü kaldırıp kendi resimlerini koyacaklarmış.” diyerek noktaladım açıklamamı. Annem durumuma acımış olacak ki beni masanın altına, aldığı yere geri koydu.

O seçimin üzerinden nice seçimler atlattım sonraları, masanın altına sığınma isteğiyle yanıp tutuştuğum seçim gecelerim de oldu benim… Ancak bir daha asla sandığa gitmedim. Çünkü ben 6 yaşındayken REFAHYOL koalisyonu ile siyasete küstürülmüş, demokrasiye inancımı kaybetmiştim.

Bu seçim arifesine kadar duruşumu korudum. Tepki aldım destek aldım. Beyaz Türk dedemden tüm gerçekleri sakladım, evine girerken anarşist tutumumu ayakkabılığa koyup girecek kadar  omurgasızca bir siyaset izlediğim de oldu. Demirelci dedemin evindeki kır at biblosunun önce pipisini sonra ayağını kırarak gösterdiğim isyankar tavrımı daha sonraları meydanlara da taşıdım ancak o sandığa bir daha gitmedim.

Bu seçim arifesinde bir şeyler değişti içimde. Oy vermeli miyim diye sorgulamaya Emma Goldman’ı ezip sandığa gitmeli miyim diye düşünmeye başladım. (Şimdi kalkıp oy verdiğim ya da vermediğim partileri sayacak değilim. Ayıp şeyler çünkü bunlar benim için. Kime oy verdiğim, vermediğim, hangi inancı kabullenip hangisini reddettiğim beni ilgilendiren şeyler. Kalkıp kiminle nasıl seviştiğimizi anlatmıyorsak bunlar da kişiye özel mahrem sırlar olarak kalmalı benim zihniyetime göre.)

Seçim sabahı uyandığımda o 6 yaşımdaki halimden eser yoktu yine, inanç dersek belki bir umuttu. İçimde daha çok “akşam baban eve gelsin o zaman görürsün sen” korkaklığı vardı. Televizyonun karşısında seçim yasağını bekledim akşam babamın eve gelişini bekler gibi. O korkuyla, o çaresizlikle. Seçimler açıklandığında bile sevinemedim bir süre. “Yok b’olum, son dakika golünü atacaklardır” dedim. Cem Uzan’ı sevinirken izledim biraz, sonra koalisyon söylemleri bana kadar ulaşınca inandım AKP’nin bu kez tek başına gelemediğine. Çingene milletvekilini kutladım kendi kendime, eşcinsel vekil için “ah be keşke” ukdesi bıraktım yine içimde bir yerlere. Derken baktım ertesi gün Pazartesi uykuya yol aldım ufaktan. İçimde ikircikli bir sevinç vardı ancak halen o karamsarlığı atamıyordum üzerimden.

Bu gün seçim açıklanalı 2 gün oluyor. Kafamdaki listede sevinilecekler – kaygı duyulacaklar listesi aldı başını gitti. 6 yaşımda duyduğum o koalisyon lafı bu gün yine beni mutfak masasının altına itiyor. Bu kez “neden ağlıyorsun” diye sorsalar “karamsarlık benim karakterimdir” cümlesinden başka yapacak açıklamam da yok.

Not: Fotoğrafta REFAHYOL Koalisyonu öncesi beyaz Türk dedem ile yemekteyiz.

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

  • PLASTİK SANATLAR

Abdülmecid Efendi Köşkü “İçimdeki Çocuk” ile kapıları açıyor