Özlem Özgür ÖZCAN / ozgur@sanatindibi.com

Yine sapla samanı karıştırdığımız günlerden geçiyoruz. Sanatın birleştirici gücünü, estetiğin evrenselliğini hatırlamanın tam zamanı aslında. Gerek ülkenin gergin ortamı, gerekse global buhranın bir getirisi olarak hepimiz akıl tutulması yaşıyor gibiyiz. Tek bir isim bile bizi birbirimize düşürüp, avazımız çıktığı kadar bağırarak kendi duygu ve düşüncelerimizi karşıdakine dayatmaya kadar götürüyor.

Sosyal medyada başlayan Ara Güler seviciliği ve sövücülüğü gündelik yaşamımıza kadar indi çok şükür. Allah başka dert vermesin herbirimize. Tek derdimiz “Ara Güler iktidar yalakasıydı” “Ara Güler bu topraklardan geçen başarılı bir isimdir” kavgası olsun. İnsan başka ne ister? İnsan ne ile yaşar?

Tartışılan konuya uzaktan bir baktığımızda “herkes herkesi sevmek zorunda değil” diyerek işin içinden çıkabiliriz ancak konuya biraz daha kulak verirsek kocaman bir akıl tutulması ve bilgisizlik çığlıkları doluyor içimize.

Ara Güler bu “sapla samanı karıştırma” durumlarından sadece biri. İyi, kötü, muhalif, yandaş tartışması benim çok ilgi alanıma girmiyor açıkcası. Beni derinden üzen konu daha çok bilgisizliğin getirdiği altı boş eleştiriler. Eleştirilerin olumlu ya da olumsuz olması da beni ilgilendiren şeyler değil. Söylenenlerin niteliğinden daha çok niceliksizliği beni endişelendiriyor.

Eleştiri sahiplerinin eleştirilerine başlamadan evvel öncelikle; Sanat nedir? Estetik nedir? Sanat neyi amaçlar? Sanat kime hizmet eder? Sorularına “bence” demeden cevap vermeleri gerekiyor. Bu soruların cevabı isi eski çağlara, avcı toplayıcı kültürlere kadar uzanıyor. Kant’ı az da olsun dinlemek, az da olsa anlamaya çalışmış olmak gerekiyor bu konuda. Platon’un sanat hakkındaki fikirlerine, Aristo’nun eleştirilerine aşina olmak gerekiyor. Ya da belki Rönesans sanatçılarının hayatlarına aşina olmayı gerektiriyor. Cervantes’i, Dante’yi okumak, Mozart’ı, Bach’ı dinlemek, en azından bir kez Moliere izlemek, 17. Yüzyıl Fransası’nı, Ortaçağ’ı, Batısıyla Doğusuyla Roma’yı incelemek gerekiyor. Dostoyevski’yi tanımak ve Kafka’dan haberdar olmak gerikyor. Firavunların devasa piramitlerini, Antik Yunan tapınaklarını, Bolşevik Devrimi’yle birlikte Nazi Almanyası’nı, 2. Dünya Savaşı’nı bilmesek bile kulak dolgunluğumuzun olması gerekiyor. Yani tarih bilmek, kavramların içini duygusal gelgitlerimizle doldurmadan evvel neyin ne olduğunu, nasıl bu güne kadar geldiğini bilmekte yarar var.

Gelelim Ara Güler eleştirilerine. Öncelikle 90 yaşında hayata veda eden bir insan için söyleyebilecek pek de bir şey yoktur. Sevelim ya da sevmeyelim, ölüm bir insana kutsallık, arınma gibi ulvi şeyler atfetmediği gibi cevap hakkı da sunmaz. Ölüm, ölene bazı haklar ve ayrıcalıklar sunmadığı gibi bizlere geride bıkatığı eserlerini de yok sayma hakkı da vermez. Ölüm bir hayatı sonlandırmaktan başka bir işe yaramaz. Küfürleriniz de övgüleriniz de muhatap bulamaz anlayacağınız. Bir insan öldüğünde, ölü olur. Bunun üzerine uzun uzun konuşmaya pek de gerek yoktur.

Peki biz Ara Güler’in ölümünün arkasından neden bu kadar konuşuyoruz. Tek anlaşmazlığımız buymuş gibi birbirimize giriyoruz? Ara Güler’in ölümünün bu denli konuşulmasının tek sebebi Ara Güler’in yaşadığı dönemde, ona ölümsüzlüğü bahşedecek eserler üretmesidir.  Sevelim ya da sevmeyelim, Ara Güler faniliğin üstünden gelecek işler başarmış bir insandır.

Peki Ara Güler’in yaşadığı sürede inandığı görüş ve düşüncelerden dolayı eleştirmemiz ya da ondan nefret etmemiz doğru mu? Bu tümüyle kişisel bir mesele. Elbette “beşer şaşar” denklemi tüm fanilerde olduğu gibi Ara Güler için de geçerlidir ve şahsi olarak şahsını sevmeme lüksümüz ölse de bizde saklıdır, biz ölene kadar da bizde saklı olmaya devam edecektir. Bu konu tartışılacak, birbirimize dikte edilecek bir konu olmadığı gibi, “Ara Güler yandaşın tekiydi” suvunması da geride bıraktığı eserleri eleştirmek için tutarlı bir argüman değildir.

Ara Güler’in ölümü ile gündeme gelen bir diğer tartışma ise sanatçı muhaliftir, muhalif olmalıdır tartışması. Sanatçı muhalif olmalı mıdır? Muhalif olmak sanatçıya, üretme gücü mü verir? Peki kilisenin en sevdiği isim, döneminin hatta sonrasının en başarılı sanatçısı Michelangelo gerçekten muhalif miydi? Eserleri herhengi bir sisteme ya da dönemin iktidarına baş kaldıran nitelikte miydi? Değildi. Peki bu Michelangelo’nun sanatından ya da sanatçılığından bir şey eksiltmiş miydi? “Ara Güler paraya tapardı.” Peki ya Dostoyevski? Kumarbaz eserini kumar borcunu ödemek için yazmış olan bir yazar, başarısız mıdır şimdi? Dostoyevski’nin eserlerine böyle mi bakıyoruz yani? “Ara Güler katillerden yanaydı.” Michelangelo Merisi da Caravaggio katildi. Bir gönül ilişkisi nedeniyle, masum bir adamı pusuya düşürüp bile isteye, planlı bir şekilde öldürmüştü. Michelangelo Merisi da Caravaggio’nun eserlerine baktığımızda bunları mı görüyoruz gerçekten? Bunun yanı sıra Carravaggio bizim tabirimizle “muhalif”ti de. Roma onun başına para cezası koymuştu, kilise ondan nefret ederdi. Eserleri bu nedenle mi ölümsüz gerçekten? Mehmet Akif Ersoy, tamamiyle saltanat yanlısı, devrim düşmanı, muhalifliğin yanından geçmeyen bir şairdir. Şiirlerinin gerçekten beş para etmez olduğunu söyleyebilir miyiz? Bunlar ilk aklıma gelenler, bunun dışında yüzlerce isim, yüzlerce olay saymak mümkün.

Konuya buradan baktımızda Kant’a geliyor konu. Kant estetiğin objektif bir kavramdan çok subjektif akılla kavranabilen bir kavram olduğunu söyler. Yani estetik olan şey evrenseldir. Evrensel olan konular hakkında ise “bence” diye cümleye başlanmaz ve estetik ürünler üretcisinin subjektif özelliklerinden bağmısızdır. Yani bir eser, sanatçısının iyi ya da kötü bir insan olmasıyla ilgilenmez. Estetik özelliklere sahipse, estetiktir. Estetik, evrenselliği getirdiği gibi yaratıcısına da ölümsüzlüğü bahşeder. Siz sevseniz de sevmeseniz de bu gerçek değişmez. Ara Güler konusuna gelince; ben her ne kadar sanat ve sanatçılar üzerinden örnekler vermiş olsam da kendisi bir foto muhabirdir ve yaşadığı dönem boyunca “sanatçı olmadığı” konusunda iddia etmiştir. Ancak ürettiği eserler, estetik değerler taşır ve evrenselliğe ulaşır. Bu da kimse kusura bakmasın Ara Güler’i ölümsüzlüğe ulaştırır. Kimse kimseyi sevmek zoruda değildir ama estetik söz konusu olduğunda insan ağzını duyguları bir kenara bırakarak açmak zorundadır.

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR