Ulaş Ural

Bir yolda durmuş ve ne yapması gerektiğini bilmeyen, girmesi gereken yolların hepsini kaçırmış,
tüm anlamlarını yeni yollara bağlamış birine ‘ne yapıyorsun’ sorusu ağır gelir. Bu durumdaki kişilere, eğer farkındaysanız,
soruyu en azından biraz daha dolambaçlı veya ağdalı sormak gerekir. “Merhaba, son
görüşmemizin üzerinden uzun zaman geçti, annenler nasıl?” gibi sorularla bir müddet
oyalanmalarına müsaade edebilirsiniz.

Soran için günlük işleri arasında hiçbir önemi olmayan bir soru sorulan kişi için
hayatın anlamı olabilir çünkü. O kişi o an senin için öylesine durmakta olan birisiyken o,
hayatının kırılma noktasını seçmek üzere olabilir. Seçeceği yola bütün hayatının anlamını
yüklemiş olabilir. Birine kendinden ziyade anlamlar yüklediğinizde de olur aynı şey. O kişi size
n’apıyorsun diye sormaya kalkarsa eğer cevap vermesi kolay değildir. İlahının kendisine
seslenmesi gibi bir şeydir artık bu onun için. Bildiğini, öğrendiğini, yoluna turab olduğunu
göstermek zorundadır. “Ne olsun, öyle duruyorum işte..” demek kolay değildir. Muhteşem
zamanlarda muhteşem kelimeler gerekir ve üstüne üstlük siz ‘duymayı’ beklerken o, sorar.

Öyleyse soru soran da şunları bilmelidir: cevabı duymak zaman alabilir, duysan da
anlamayabilirsin veya hiç yanıt gelmeyebilir. ‘En kötüsü de hiç yanıt gelmeyebilir’ demiyorum.
Çünkü, duymayı bilenler için bunun anlamı artık açıktır; ‘Sen benim ilahımsın. Aceleye
getiremem, basitleştiremem ve ben sana layığım’ demenin bir parçasıdır o artık.

‘İyidir’ kelimesi de bence bunun için var.
– Nasılsın?
– İyidir.
– Ne yapıyorsun?
– İyidir.

Kendinin tam olarak ne yaptığını bilmeme halidir aslında. Arayış halinde olmanın zorunlu ifadesi.
Kendisi de içinde olduğu durumu anlayamadığı için cevabın gizli öznesi ‘o’ dur. Adı üstünde,
gizlidir. Gizdir. Gizli olanı bilemediğimiz veya tarif edecek o muhteşem kelimeyi
bulamadığımızda kendimizi başkalaştırır, ötekileştirir ve ‘o iyidir’ deriz. ‘Sanırım’ anlamıyla
birlikte üçüncü tekil şahsa atarız sorumluluğu. “Son bıraktığımda iyiydi” der gibi yani. Sana
uygun cevabı aramaya çıkıyorum diyemeyiz çünkü. Öyle bir kelime söyleyeyim ki her şey
anlamlansın, aydınlansın, ikna olsun, değişsin isteriz.

Oysa hayat genellikle can sıkıntısından değişir. Yanıtlar kendiliğinden gelir. Yani aramıyorken,
bakmıyorken, amaçlarımızdan arınmış, yanlışlıkla girdiğimiz sapakta, rutinin dışındaki o
sokakta değişir hayatımız. Siz bakmazken sarar etrafınızı gerçek. Stefan Zweig, Bir Kalbin
Çöküşü kitabında “Nasıl ki bir hastalık teşhis edilmesiyle başlamazsa hayatımızı ve ruhumuzu
değiştiren olaylar da biz onların etkisini fark etmeden evvel başlar” diyor. Ancak, yine de
cevaba hazır olmak gerekir. Bu da karşılaşacağımız diğer durumu veriyor bize: Birisi yanımıza
sorularıyla değil cevaplarıyla yanaşıverir.

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

  • GÜNDEME TAKILANLAR

Gülten Kaya, “Ahmet Kaya filmi vahşi sömürüden ibaret ticari bir faaliyet”