son

İnsan olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu!

Katili hepimiz tanıyoruz, hayaletler peşimizi bırakmıyor ve  hepimizin ellerinde kan var! Halimiz Prens Hamlet’ten, Kral Claudius ve Kraliçe Gertrude farksız, günden güne deliriyoruz. Katil ise hepimizi kulağından zehirleyerek öldürmeye kararlı…

William Shakespeare’in 17. Yüzyılda kaleme aldığı Hamlet oyunu, tam anlamı ile bir cinnet hali anlatır. Ortada öldürülmüş bir kral (baba), öldüren bir yeni kral (amca – kardeş) ve tanıklık eden bir kraliçe vardır. Hamlet’in hayaleti önce oğlu Hamlet’e sonra saraydaki herkese gerçekleri anlatmak için öbür dünyadan çıka gelir. Sarayda tam bir delirmiştik hali, ölümler ölümlere gebe…

Tüm olan biten bir sarayın içinde düğüm olmuş ilişkiler çerçevesinde döner ve tüm olanlar yaşayanları teker teker delirtir. Şu an dünyada olanlar gibi… Hepimiz delirmenin eşiğindeyiz. Katilleri yakından tanıyoruz, kimimizin amcası, kimimizin zorunlukla kabul ettiği yeni eşi. Ölen ise katilin abisi, üvey oğlunun babası… Kalanlardan kimisi  ortalıkta hayaletlerle konuşan, Hamlet misali “sorular” soruyor, en az kafa tası gibi cevapsız vicdanlara, ya da Gertrude’den beter hali, ellerindeki kanı temizleyemiyor…

Fransa’da patlama olduğu saatler benim için sırdan bir cuma akşamından farksızdı. Arkadaşlarımla bir cafede oturmuş kendi çapımızda ipe sapa gelmez siyasi analizlerle, sosyolojik tespitlerle haftanın yorgunluğunu çıkarıyorduk. Evet evet, çok biliyorduk çünkü biz ve üzerinde konuştuğumuz konular pek çok insanın canına mal oluşu o an bizim için bir sohbet değeri taşımıyordu.

Duvardan tarafa oturanlar göçebe geçmişimizin ve Osmanlı sonrası tepeden inme devrimlerin bizi nasıl şaşkına çevirdiğini anlatadursun, sırtı diğer insanlara dönük olan ise “Avrupa’nın neden ve nasıl muasır medeniyetler” seviyesine ulaştığına dair çok değerli fikirlerini ortalığı saçıyordu. Sanki tüm bunlar olurken her yerde güller açmış da bir kişinin kılına zarar gelmemiş gibi atıp tutuyor yer yer gerilip yer yer birbirimizi aşağılıyorduk. Masadakilerden biri “İslamfobi”nin batı oyunu olduğunu bir başkası bu korkunun temelini yine Müslümanlara ve dahi İslam devletlerinin güttüğü siyasete dayandırıyordu. O kadar çok biliyorduk ki, bildiğimiz yanıldığımıza yetmiyordu…

Komplo teorileri üzerine İtalyan mutfağının bir lütfu tiramisular yenildi, üzerine Fench Prees filtre kahveler içildi derken yorgunular evlerine sağ salim ulaştı. Henüz yorulmamış olanlar ise karşı yakadaki “rock konserine” geçti geceyi tamamlamak için.

Ben yorgunlar tarafındandım. Eve geçip yattım. Sanırım ben uyurken oldu tüm olan biten. Sabah kalktığımda hep bir ağızdan önce “Pray for Paris” diyor sonrasını “ama” ile bağlayıp insanlıktan çıkıyorduk.

Teoriler, öngörüler, stratejik açıklamalar, siyasal tespitler bitmiyor, Facebook’un bayraklı uygulaması bile tartışma konusu olmuştu çoktan. Kimse ölen insanlardan yine bahsetmiyor, Fransa’da da ölenin adı yoktu… Sayılar veriliyor, artış bildiriyordu basın ama haberlerde insan bahsi geçmiyordu. Bu kez bazılarımız “şu ülkede her gün” patlama oluyor diye ölü yarıştırma peşine düştü, birileri onlara cevap verdi, sonra birisi başka birini facebookundan sildi. Çok şükür ki Pazartesi geldi…

Patlama haberini aldığımdan beri ellerime bakıyorum. Ellerimde kan var benim. Ellerinize iyi bakın, hepimizin eline bulaştı ölenlerin kanı. Sadece Paris’te kaybettiklerimizin değil, adını merak bile etmediğimiz Cizre’deki 12 yaşındaki kızın da kanı var ellerimizde. Lübnan’da, Cezayir’de ya da Fransa’da ölenler ile yarıştırdığımız tüm doğuda ölen insanların da kanı var parmaklarımızda…

Şimdi hepimizin bi durup sorması gereken tek bir soru var insanlık adına. “Olmak ya da olmamak”. Tıpkı Hamlet gibi, bir kafatasına yöneltip cevabının kendimizin vermesi gereken tek bir soru var. İşte tüm mesele bu soruya verdiğimiz cevap, işte tüm mesele bu soruda tuttuğumuz tarafta… İnsan olmak ya da olmamak, işte tüm mesele bu.

 

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

  • GÜNDEME TAKILANLAR

Müze ücretlerine zam! Ayasofya ve Topkapı Sarayı’na giriş 72 TL