Seray ŞAHİNLER DEMİR / seray@sanatindibi.com

47.İstanbul Müzik Festivali’nin programı, İş Sanat ve BİFO sahnesinde devam eden konserler, yeni festivaller, müzik hakkındaki özgün kitaplar, akademik makaleler… Şu sıralar müzik gündemimiz bir hayli hareketli !

Öncelikle kısaca İstanbul Müzik Festivali’nden bahsedelim. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın en uzun soluklu festivalinin programı geçen hafta açıkladı. 12 yıldır festival direktörlüğünü üstlenen Yeşim Gürer Oymak, bayrağı yardımcısı Efruz Çakırkaya’ya emanet etti. Programda bu yıl 22 konser var. Konserler hakkında detaylı bilgiyi festivale varıncaya kadar buradan paylaşacağız.

İstanbul Müzik Festivali’nin açılış konseri uzun süredir Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası tarafından veriliyordu. Bu yıl ise açılışı Tekfen Filarmoni yapacak. Tekfen Filarmoni bundan sonraki 4 yılın da açılış konserlerine imza atacak. Fakat bu BİFO’nun programda yer almadığı anlamına gelmesin. Zira, orkestra 22 Haziran Cumartesi akşamı Sokolov & Hakhnazaryan & Avdeeva eşliğinde Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda olacak. Festival kapsamında ilk kez Türkiye’ye gelecek topluluklar var. Şanghay Filarmoni Orkestrası ve Lüksemburg Filarmoni Orkestrası’nı ilk kez dinleme fırsatı yakalayacağız. Şanghay Filarmoni, Fazıl Say eşliğinde kapanış konserine imza atacak.

Lüksemburg Filarmoni ise ünlü Çinli piyanist Yuga Wang ile sahnede olacak. Yuja Wang demişken, festival bu yıl yine önemli solist ve toplulukları ağırlasa da yabancı sanatçı noktasında bir “star” eksikliği olduğunu düşünüyorum. Yuja Wang bu tanıma karşılık gelebilir fakat festivalin bu konuda ünlü bir star yok.

Festival programını zenginleştiren bir konser listede göze çarpıyor. Berlin Radyo Korosu’nun performatif bir projesi olan Human Requiem. Burada metin, insanlar, mekân ve ses arasında yepyeni bir dizi ilişki kuran bu performansta dinleyiciler müziğin tam ortasında, içinde yer alıyor; müzikle hareket ediyor, onun bir parçası haline geliyor.

Festival hakkında detayları sanatındibi.com sayfalarında haber ve röportaj olarak duyurmaya devam edeceğiz.

Efruz Çakırkaya’ya yeni görevinde başarılar diliyor ve güzel festivallerde görüşmek üzere diyoruz.

derya bengi cazlı sözlük ile ilgili görsel sonucu

Müzik eşliğinde toplumsal tarih okuması 

Gelelim kitaplara….

Derya Bengi’nin Türkiye’deki müzik tarihi üzerine yaptığı çalışmalara bir yenisi daha eklendi. Daha önce 50 ve 60’lı yıllara dair araştırmalarıyla tanıdığımız Bengi bu kez 70’li yılların müziğine odaklanıyor. Kitap film müziklerinden festivallere, bir ekol yaratan isimlerden Türkiye’deki müzik tarihinin kült parçalarına uzanan kapsamlı çalışma.

Biraz somutlaştıralım…. Kaç nesli büyüten besleyen, Dilek Taşı, Fabrika Kızı, Unutama Beni, Sessiz Gemi, Fesupanallah gibi şarkıların serüveni, Özdemir Erdoğan, Neşet Ertaş, Esmeray, Sezen Aksu, Barış Manço, Cem Karaca gibi isimlerin hikayeleri kitabın keyif veren bölümlerinden. Sadece sanatçılar ve şarkılar yok elbette. Müzikaller, festivaller hakkında açılan pencereler dönemin kültür ve sanat hayatındaki üretimin çıtasını ortaya koyması bakımından önemli.

Yukarıda atıfta bulunduğumuz İstanbul Müzik Festivali’nin ilk yılına uzanıyoruz mesela… Aydın Gün’ün sanat yönetmenliğindeki festivalin ilk heyecanına tanık ediyor bizi. Aynı zamanda 70’li yıllarda sahnelenen, fotoğraflarına baktığımız zaman bugün dahi göremediğimiz rejiye sahip oyunlara, müzikallere tanık oluyoruz. Gülriz Sururi, Engin Cezzar Topluluğu’nun “Hair, Saç Müzikali” bunlardan biri…

70’li yıllara nereden bakarsanız bakın, siyasal ve toplumsal etkileşimleri göz ardı edemezsiniz. Bu yılların Türkiye siyasi tarihi açısından ne denli gelişmelere sahne olduğu ortadayken kitabın fonunda döneme ışık tutulması düşünülemez elbette. Kitap tanıtımında da belirtildiği üzere Cumhuriyetin 50. yılı, Kıbrıs Barış Harekâtı, Boğaziçi Köprüsü, Anadolu rock ve arabesk müzik, erotik filmleri, “Hababam Sınıfı” ve “Baba” filmleri, TRT tartışması, televizyon çılgınlığı, Eurovision, 12 Mart romanları… Müzik eşliğinde bir toplumsal okuma diyebiliriz…

Bengi’ye göre 70’li yıllar gelecek ve “yarın” kavramının ön planda olduğu bu kavramın üretime yansıdığı bir dönem. Yazar kitabın isminde “Görecek günler var daha” diyerek bu anlayışa bir atıfta bulunmuş. Bengi şöyle açıklıyor :“Görecek günler var daha” 70’lerde bir alarm gibi çınlayan “Umut” ve “Yarın” sözcüklerinin yankısını çoğaltan bir dizeydi. İster sinema afişinde Yılmaz Güney’in “Umut”u olsun, ister kitapçı vitrininde Pınar Kür’ün iki tekrarlı, üç noktalı Yarın… Yarın…’ı, ve çok daha fazlası, bu iki sözcük, 70’lerin simgesi, ilkesi, ülküsüydü. Orhan Gencebay dozer kepçesi boynunda “Biz görmesek de görecekler var o mutlu yarınları”, Ali Rıza Binboğa beş parmağı havada “Yarınlar benim, yarınlar senin, yarınlar onun, yarınlar bizim” diyordu. Binboğa’nın şarkısı dinleyiciyle 1974’ün sonlarında buluşsa da gerçekte 1971’de, 12 Mart’a bir tepki olarak yazılmıştı. İlhan İrem’in 1973 tarihli plağı ise, bir aşk şarkısı dahi olsa, bilmeden, farkına varmadan, üstelik adeta 80’li yıllardan Binboğa’ya sitem yollar gibiydi: “Yarınlar, yarınlar, yarınlar bizim demiştin / Yazık oldu yarınlara / Avunurum anılarla…”

Sazlı Cazlı Sözlük, müzik eşliğinde toplumsal bir okuma yapmak isteyen meraklıları için güzel bir fırsat.

Müzik nereden geldi, nereye gidiyor?

Müziğin tarihini kavramsal ya da pratik dışında ilk insanlara kadar götürmek mümkün olabilir. Antik çağlarda formunu bulan, farklı coğrafyalardaki inanış, ritüel ve geleneklere bağlı olarak şekillenen tınılar, güncellenerek bugüne ulaşıyor. Yeni türler doğuyor, yeni insan sesleri keşfediliyor. Hatta artık insan sesine ya da insan eliyle yapılan enstrümantal müziğe bile gerek kalmadan teknolojik altyapılarla hazırlanan hiçbir türe oturtamadığımız müzik türleri var. Yeniliğin yanında olsak da klasikten vazgeçmek istemiyoruz!

Maria Lord ve John Snelson’ın ortak hazırladıkları “Antik Çağlardan Günümüze Müziğin Öyküsü” binlerce yıl öncesinden bugüne müzikle varmak için oldukça keyifli bir çalışma. Tarih öncesinde eski uygarlıklarda var olan müzikle başlayan kitap, M.S 800’lere oradan 1890’lara varan “Modernizm” dönemine varıyor.

Kitap, Mezopotamya’dan Antik Mısır’a Ortaçağ kilise müziğinden erken Rönesans’a, Avrupa ülkelerindeki opera anlayışından Mozart, Wagner, Paganini’nin biyografilerine varan zengin bir müzik belgeliğine sahip. Fakat kavramlar, müzisyen biyografileri yer yer okura kendini akademik bir çalışmanın içinde hissettirse de sosyolojik ve siyasi bağlayışlar, kitabın meselesine hizmet etmeye yetiyor.  Özellikle “neo-klasisizm ve milliyetçilik” ile “Savaş sonrası avangard”, “ikinci dünya savaşı sonrasında müzikal tiyatro” bölümleri dikkatle okunması gerekenlerden… Bu noktada kitabın bilgi ve görsel malzemeleri oldukça doyurucu.

Yazıma son vermeden önce, klasik müziğin yaşayan efsanesi Rudolf Buchbinder’in bu hafta İstanbul’a konuk olacağını hatırlatmakta fayda var. Sanatçı, 13-14 Şubat tarihlerinde Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası eşliğinde bir konser verecek. Konserde Brahms’ın konçertoları seslendirilecek.

Önümüzdeki cumartesi günü ise yıllardır severek takip ettiğim Opus Amadeus Oda Müziği Festivali başlıyor. Mehmet Mestçi’nin 8 yıldır binbir emekle yaşattığı festival, yine yerli ve yabancı toplulukların keyifli repertuvarlarından oluşan konserlere ev sahipliği yapacak.

Son olarak, birkaç haftadır peş peşe yayımlanan Leyla Gencer kitaplarını es geçmemek gerek. Fakat onlar bir başka yazının konusu olacak.

İyi seyirler,

İyi haftalar

….

 

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

  • HABERLER

Picasso’nun 20 yıl önce çalınan tablosu Amsterdam’da bulundu

  • GÜNDEME TAKILANLAR

Çiçero'nun bileti 1 TL'ye düşürüldü, Box Office listeden çıkardı