ee

EMEL GENÇER

Boynuma kadar yeryüzüne batmışım.

Çıkmak için ah birazcık gücüm olsa.

Düşlere bulayıp avuçlarımı,

Atsam kendimi bulutlara.

Dünyayı yalın ayak dolaşırken yıldızları balık gibi tutup gökyüzüne atsam. Sonra ben gökyüzünde balıkları sektirirken siz de dileklerinizi tutsanız…Şimdiden söylüyorum yorulduğum zaman gider ayın üstüne uzanır elim çenemde hepinizi izlerim. Ha bu arada aşağıda neler yaptığınızı görüyorum ona göre.

Ne kadar da kalabalık görünüyorsunuz. Gri sokaklarda dolaşırken o kadar telaşlı ve hızlı adımlarla koşturuyorsunuz ki, küçük bir an koca bir nefesi içinize çekmek için gökyüzüne bile bakamıyorsunuz.

Yalnızlıktan ya da umutsuzluktan mı bu somurtkanlık? Bana kalırsa azıcık gülümsemeyi deneseniz sihirli bir değnek dokunacak. Duyuyorum öyle gökyüzünden konuşmak kolay demelerinizi. O zaman toplanın ve gökyüzüne bakın.

Günlerden bir gün o kadar bunalmıştım ki kendimi alıp hiç bilmediğim bir gezegene gittim. Başladım gezegeni gezmeye, burası rüya gibiydi. Her şey öyle muhteşem bir düzene sahipti ki… Zamanında buranın ne kötü günler, ne savaşlar geçirdiğini düşünmek ya da düşlemek imkansız. Düşünsenize gezegenlerini ellerinden almak isteyenler yerle bir etmişler. Büyük büyük acılar yaşamışlar ama vazgeçmemişler. Yıllar geçmiş, bıkmadan, usanmadan eski hale getirebilmek için ellerinden gelenin en iyisini yapmışlar. O kötü günleri unutmamak için de meydandaki o büyük heybetli taşa hiç dokunmamışlar. Aslına bakarsanız geçmişin izlerini gördüğümde içim acıdı, kendimi yorgun hissettim. Ve gittim bir köşede oturup biraz dinlendim.

Ama düşündüğüm bir şey vardı. Bu yaşanan acılara rağmen bu mükemmel düzene nasıl sahip oldular? Ve hiç tanımadıkları halde başka gezegenden gelen bana, böyle içten nasıl gülümsediler? Bu çok şaşırtıcıydı. Ama çok hoşuma da gitmişti. Tekrar dolaşmaya başladığımda bir çikolata dükkanı gördüm. Ve hemen içeri girip o çeşit çeşit çikolatalardan almaya başladım. Bu çikolataların tadında, kokusunda eşsiz bir şey vardı. Ama en güzeli neydi biliyor musunuz? Dilini bile bilmediğim o çikolatacıya dakikalarca kahkaha atmam. Hatta konuşmadan sadece gülümseyerek ve kahkahalarla anlaşabilmek. Çikolatalara eşsiz tadı veren belki de bu duygulardı kim bilebilir ki?

Bu gezegende yaşadığım en güzel duyguyu gönül rahatlığı ve zihnime kaydetmenin sevinciyle, dükkandan çıkarken tek düşündüğüm şey; mimiklerle bile başka bir gezegende anlaşmak mümkünken neden kendi dünyamızda bu kadar zorlanıyorduk?

Ve artık dünyaya inme vaktim geldi. Ayağımı buluta atsam yola çıkacağım da biraz korkuyorum işte. Buluttan ya dünyaya düşersem diye. Hoppadanak düşmeden inmek için önce içi boş olmayan bulutları bulup sonra onların üstlerinden atlayarak içi boş olan iki bulutu koluma takıp ayaklarımı kuş gibi çırpıp, gökyüzünde süzülmenin keyfi ile dünyaya ayak basmam gerekiyor.

Ve gökyüzünün bana verdiği yetkiye dayanarak çıplak ayaklarımla dünyayı gezmeye yine başlıyorum…

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR