Untitled-1

Özlem Özgür Özcan / ozgur@sanatindibi.com

Nermin Yıldırım’ın son kitabı Dokunmadan daha ilk cümlesi ile okuru kalbinden yakalıyor. “Öleceğimi öğrendiğimde çok şaşırdım” diye başyılor Adalet hikayesini anlatmaya. 29 yaşında birden bire aldığı ölüm haberiyle beraber geçmişine doğru bir yola çıkıyor. Yol onu masumiyetini kaybettiği ilk ana bir kapı eşiğine götürüyor.

29 yıllık suya sabuna dokunmadan, ne mutlu ne mutsuz, öylesine yaşayıp gittiği hayatı çıktığı bu yolla değişen Adalet’in hikayesini, yazarından dinledik. Nermin Yıldırım ile “Dokunmadan”ı, Adalet’i, yaşamı ve masumiyeti konuştuk.

Dokunmadan

Yaşarken hayatın absürtlüğüne alışıyor insan.

Kitabın yazma süreci nasıl başladı? Sizi Adalet’in hikayesine götüren neydi?

Kendi iç huzursuzluğum götürdü muhtemelen beni hikayeye. Yaşadığım dönem, içine doğduğum coğrafya, son yıllarda olan bitenler, yani olanlara müdahale edememenin kederi, öfkesi, suçluluğu…
Romanın konusu aklımda dönüp duruyordu ama fikir demlensin diye özellikle erteliyordum yazmayı. Sonra bir yazar programıyla birkaç ay kalmak için gittiğim Çin’de memleketten gelen bir bombalı saldırı haberi aldım. Çin’de internet nanay. Öyle girip haberin detaylarını filan göremiyorsunuz hemen. Bombanın patladığı yerde yakınlarım vardı mesela. Onlara bir şey olup olmadığını bile öğrenemedim uzun süre. Birilerine çok kötü şeyler olduğunu öğrendim ama. O bana yetti. Neyse işte, o gün Çin’de yazdım ilk cümleyi: “Öleceğimi öğrenince çok şaşırdım.”

Adalet’in hikayesini niçin anlatmak istediniz?
Yaşarken hayatın absürtlüğüne alışıyor insan. Üçüncü sayfa haberlerine, birinci sayfa kabuslarına. Nicedir normalimiz olan anormallikleri bağlamından kopararak bir roman sayfasında tuhaflaştırmak, yani aslında ne kadar tuhaf olduklarını gözler önüne sermeyi denemek istedim. Bu dünyaya dokunmadan geçişimize, olan biteni kıyıdan seyredişimize dair bir şeyler söylemek, hayatın yangın koluna edebiyatla asılmak istedim.

Ne kadar sürede tamamladınız? Yazım süreci nasıl geçti? Özellikle yaptığınız gözlemler ya da araştırmalar oldu mu yazım sürecinde?
İki sene sürdü. Zorlanarak yazdığım bir romandı. Çünkü ben yazarken insanlar öldü, çocukların başına korkunç şeyler geldi, yer yerinden oynadı… Hayatın gerçeği o kadar güçlü ve katıydı ki, oradan kaçıp başka bir gerçeklik kurmakta zorlandım. Aslında kaçmak da değildi niyetim, hayatı eğip bükerek edebiyata taşımaktı zaten. Ama gene de zorlandım. Hayatta en sevdiğim, bana en iyi gelen şey olsa da, yazmanın çok anlamsız geldiği zamanlar da oldu. Yine de bırakmadım, yazdım. Vakanüvislik derdinde değilim, ama içinden geçtiğimiz zamanın notunu kendimce minicik de olsa bir yerlere düşmek istedim. Bir de bir şeyler söylemek, bazı sorulara vesile olmayı denemek istedim.

by Kiraz Demirezen 7

Fotoğraf: Kiraz Demirezen

Adalet bu çağın insanına, hepimize benziyor bir biçimde.

Adalet karakterini yazarken gözünüzde – gönlünüzde gerçek yaşamdan biri canlandı mı?
Özellikle biri canlanmadı. Adalet bu çağın insanına, hepimize benziyor bir biçimde. Kötü biri değil. Hatta iyi bile. Ama korkak, bezgin bir iyilik bu. Hiçbir işe yaramıyor. Kimsenin yarasına merhem olamıyor. “Ne anladım ben bu iyilikten” iyiliği yani.

Adalet öleceği haberini aldıktan sonra geçmişine, masumiyetini kaybettiği çocukluk anılarına dönüyor ve hatasını telafi etmek için geçmişine doğru bir yola çıkıyor. Geçmişte yaptığımız hataların telafisi olur mu sizce? Ya da telafisinin insana yararı dokunur mu?
Geçmiş değiştirilemez. Velhasıl hatırlamanın pratik bir faydası yokmuş gibi görünüyor. Ama geçmiş hataları yeniden yeniden tekrarlamanın, geleceğe taşımanın önü alınabilir. Bu yüzden geçmişle hesaplaşmak her zaman mühim bence. Bir de bazen, bir özür bile sandığımızdan çok şeyi değiştirebilir.

Adalet gibi sizin de masumiyetinizi kaybettiğiniz ana yolculuk yaptığınız oldu mu?
Ben de Adalet gibi suçluluk duyguları baskın biriyim. Her anımı sorgular, sürekli kendime neden neden diye sorarım. Velhasıl başımı yolculuktan kaldıramıyorum desem yeridir.

Romanın adı. “Dokunmadan” Adalet’in kendi başına kimseciklere bulaşmadan yaşadığı hayatın özeti mi?
Kimsenin yarasına merhem olamayışının, dünyaya değmeden, kimseciklere bir omuz vermeden yaşayıp gidişinin özeti… Dünyayla ve içindekilerle hakiki bir temas kuramayışının yani. Ve tabii sorular soruyor, bunu aşmak, yaşıyorum demek mümkün mü? Ve tabii, kendince cevaplar da arıyor, bazen vermeye çalışıyor.

Adalet’in refakatçisi, aynı zamanda can yoldaşı “Hülya”. Arkadaşının aksine “geçmiş yaşandı bitti, ileriye bakmak” diyen bir karakter. Siz bu konuya nasıl bakıyorsunuz? Adalet’e mi Hülya’ya mı hak veriyorsunuz?
Hülya Adalet’e nazaran gamsız biri. Ben de hayatı kahrederek yaşamaktan yana değilim. Ama Adalet’e daha yakınım karakter olarak. İkisinin ortalamasını almak iyi olurdu. Bence ileriye bakmak bile değil, içinden geçtiğimiz ana sahip çıkmak gerek aslında. Ama onu yapabilmek için de geçmişle hesabı temiz bir şekilde kesmiş, helalleşmiş olmak gerek.

by Kiraz Demirezen3

Fotoğraf: Kiraz Demirezen

Sevdiklerimin ölümüne kendiminkinden daha fazla güceniyor olabilirim.

Adalet romanda ölüm haberini aldıktan sonra “Ne var ki insan ölürken en çok hayallere geç kalıyordu” diyor. Peki siz ölümün en çok nesinden korkuyorsunuz?
Kesinliğinden korkuyorum. O da bir süre sonra korkulacak bir şey olmaktan çıkıyor haliyle. Sevdiklerimin ölümüne kendiminkinden daha fazla güceniyor olabilirim. Onları bir daha göremeyecek olma fikri ağır geliyor. Kendi ölümüm içinse söyleyebileceğim pek bir şey yok. Uzun bir boşluk duygusu sanırım. Misafirliğin sonunda, geldiğin yere dönmek gibi. Belki de esas evimiz orasıdır ve yadırganacak bir durum yoktur ortada.

Mahsun, Adalet’in masumiyetini kaybetmesine neden olduğu çocuk. Mahsun gerçek hayattaki neyin yansıması?
Belki masumiyetin. Belki çocukluğun. Belki kayıplarımızın. Geride kalmış her şeyin belki de. Hep güzel hatırlamaya meyilli olduğumuz, hatırladığımız kadar güzel olup olmadığını artık hiç bilemeyeceğimiz bir şeylerin…

Romana tamamen girmese de her kahramanın bir hikayesi olur. 

Karakterlerinizi yazarken nasıl bir yol çiziyorsunuz? İsimlerini, hayat hikayelerini nasıl oluşturuyorsunuz?
İsimler için her zaman uğraşırım. Ya seste ya manada bir şey beni cezbetmeli. Feribe, Sadi Seber, Hülya… Bunlar tesadüfi isimler değil.
Hikaye kurmaya gelince… uzun süre kafamda döndürürüm hikayeyi yazmaya başlamadan evvel. Haritalar hazırlarım. Nerede ne olacak en başından bilirim. Yazmadıklarımı da bilirim hatta. Her kahramanın bir hikayesi olur. Romana tamamen girmese de olur. Benim bilmem yeterli. Bu benim için o karakteri tam, kendiyle çelişmeyen, etten kemikten biri yapar. Yazdığımdan fazlasını tanırım yani aslında karakterlerimin.

Genel olarak bir hikayeyi oluştururken sizi ne motive eder? İlham kaynağınız nedir?
Yola hislerle çıkıyorum, sonra onlar kendilerini fikirlere, düşüncelere devşiriyor. Anlama arzusu motive eder beni. Anlamak için anlatıyorum zaten. Daha doğrusu anlatıyorum bile denemez. Anlamaya çalışıyorum. Hayatın her anı, her minik kırıntısı ilham kaynağı olabilir benim için.

Yazarken olmazsa olmaz dediğiniz mekan ya da ritüelleriniz var mı?
Yok. Sessizlik ve yalnızlık severim ama şu olmazsa yazmam, yazamam diyeceğim bir yerden kurmuyorum yazıyla ilişkimi. Benim için olmazsa olmayacak şey yazmanın kendisi zaten.

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

  • GÜNDEME TAKILANLAR

Müze ücretlerine zam! Ayasofya ve Topkapı Sarayı’na giriş 72 TL