hatırla-gönül-dizisi

Nerede o eski dizelerdeki romans, aşk, öpüşmeler ve birkaç saniye de olsa yatak sahneleri? Bianet yazarı Çiçek Tahaoğlu 2015’in ilk 10 ayında 236 kadın cinayeti işlendiğini, 112 kadına tecavüz edildiğini, 157 kadının fuhşa zorlandığını, 319 kadının yaralandığını, 179 kadın taciz edildiğini tespit etmiş bile. Allah’ın izniyle (ki izin veriyor) Kasım ve Aralık’ta da sıkı bir çalışmayla yıl sonuna kadar cinayet sayısının en azından 300’ü bulması hiç şaşırtıcı olmaz. Çünkü bu cinayetlere giden yolda yaşanan detaylara ‘aşk’, ‘romantizm’, ‘kara sevda’ gözüyle bakılıyor. Öpüşme, sevişme yerine itişme, bıçaklama, tekme tokat dalmaya cidden aşk deniliyor.

Bu gurur verici aşk ülkesinin dizi mecrasına yansıması ise oldukça sancılı, sıkıntılı, sakat ve saçma sonuçlar doğuruyor elbette. Şöyle ki; artık dizi dünyası karakterleri en az Yeşilçam’ın ilk yılları kadar uzun uzun bakışıyor, boş boş konuşuyor, çok zor da kalınırsa hafiften öpüşüyor ama asla yatmıyorlar. Nedenini tabii ki biliyoruz ve değişen yapının zorlayan baskısını hissetmemek için duyarsız olmakta yetmiyor zaten. Yani bilmemek yetmiyor, bildiriyorlar. (Geçen sene Kara Para Aşk’ta, Rtük uzmanı ‘biri alt dudağı, diğeri üst dudağı emdi’ tespitinde bulunarak, oyuncuların lip-o-suction yöntemiyle öpüştüğünü bunun da edebe aykırı olduğunu vurgulamıştı.)

Ama dahası var!

Artık esas kadınlar aşık oldukları adam dışında, ilişki içerisinde, öncesinde, sonrasında, gerisinde berisinde nişanlansalar hatta evlenseler dahi fark etmiyor, mümkün değil öpüşmüyorlar! Yani ne lip-o-suction öpüşmesi Allah aşkına, tövbe! Adeta Çalıkuşu sendromuyla ömür boyu esas oğlanı bekliyorlar.

Mesela Hatırla Gönül’de, Gönül esas oğlanla tanışmadan evvel de nişanlısıyla kesinlikle öpüşmüyor (ne de olsa esas oğlana kadar da ‘temiz’ kalınmalı), sonra hafızasını kaybediyor ve yine de namusunu kaybetmiyor. Süper bir bünye! Adını hatırlamayan Gönül, kocası olduğunu zannettiği adama bir öpücük bile vermiyor, ne de olsa esas oğlanla karşılaştıklarında hiçbir leke barındırmaması gerekiyor.

Yazık ki kadın karakterlere ne olursa olsun sadece ‘bir’ ve ‘tek’ erkek öngörülüyor. Özetle öncesi sonrası olmayan, tek adama ait bakire kız takıntısı açıktan pek çok dizi senaryosunda tüm şiddetiyle devam ediyor. Yani Gönül hafızasını kaybettiği için kocası sandığı adamla öpüşse ve normal olarak sevişse bütün değerini kaybeder değil mi? Hafızası yerine geldiğinde artık esas oğlanla olma şansı biter! İşte bunu herkes biliyor da söylemiyor!

Aynı şekilde Kara Sevda’da 5 yıllık evli Nihan kocasıyla beraber olmuyor çünkü sonunda Kemal’i (Burak Özçivit) hak etmesi gerekiyor. Takıntılı olarak bu kadar sevişmeme odaklı kadın karakterlerden ne beklenir Allah aşkına? Aklını orasıyla bozan ve kendisini sadece orasıyla değerli kılan ve koruyan insandan normal olmasını beklemek tuhaf değil mi? Ama senaristler ne yapsın ülkemizde 21. Yüzyıl namus savaşları bir türlü bitmiyor ki!

Benzer şekilde Karagül’de üst üste cinayet, yalan, çocuk hırsızlığı ve şantaj dahil her haltı yiyen kadın karakterler, iş öpüşmeye gelince kitleniyorlar. Ebru senelerdir ortalıkta ve boşta ama asla gönlü kimselere kaymıyor, kaldı ki böyle bir açlığı da yok! Tuhaf değil mi? Emine engelli bir çocuk annesi ve engelli doğurduğu için hayattan men edilmiş bir suçlu! Kumalar üst üste evin içinde dolanıp duruyorlar! Narin’in komutanla olan aşkı ise ilk çağ masallarından bile daha demode, ilkel ve zaten o kadarına da izin verilmiyor. Kadınların her biri zamanında bir adama verilip çürütülüyorlar ve buna namus deniyor. Sonra da dizilerde zorla aşk yaşanmaya çalışılınca komik bile olmuyor artık!

Bari oldu olacak nüfus kağıdıyla beraber bekaret belgesi de çıkartıp assınlar boyunlarına! Yok yok şaka! Şaka da değil aslında mübalağa ederek kinayeli bir çıkarım yapmaya kalkarken eşeğin aklına karpuz kabuğu düşer mi korkusu işte! Rtük tek tek dizi basıp ‘çıkarın bekaret belgelerinizi, kontrol edeceğim’ der mi der endişesi…

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR