ozgursaltkapak

Özlem Özgür Özcan / ozgur@sanatindibi.com

Salt Beyoğlu’nun yeni sergisi “Nerden Geldik Buraya?” tam anlamı ile bir arpa boyu yol katedemeyişimizi anlatıyor. Sergi Türkiye’nin yakın geçmişi ile bugünü arasındaki ilişkiyi görünür kılmayı hedefliyor. Ağlanacak halimiz, 80 darbesi ve sonrasındaki basılı ve görsel medya arşivleri ile gözler önüne serilmiş. Sergiyi gezerken aklımda kalan tek şey “Hiç mi bir şey değişmemiş?” sorusu oldu.

Evet hiçbir şey değişmemiş o günlerden bu güne. Gazete manşetleri, gündem haberleri, magazin dergileri hemen hemen her şey isimler dışında pek bir değişiklik göstermemiş. Turgut Özal haberini alıp, isim hanesine bugünün siyasetçilerinden birinin ismini yazın, yarına servis edilmeye hazır bir haber elde edebilirsiniz.

saltyen

Sergiye ağırlığını koyan, 1980’li yıllarda ele aldığı konularla o dönemde iktidara karşı bir duruş sergileyen o yılların en önemli dergilerinden biri olan “Sokak.” Dergi içerik olarak feminist, çevreci, eşcinsel hakları aktivistleri, insan hakları savunucuları gibi siyasi temsiliyet olanaklarından yoksun birçok grubun alternatif birlikteliklerini konu alıyor ve bu grupların seslerini duyurmayı amaçlıyor. Demokrasi ve insan hakları sorunundan Kürt sorununa, kadın haklarından çevre sorunlarına kadar bugün hâlâ güncelliğinden hiçbir şey kaybetmemiş birçok konunun o yıllardaki yansımaları yer alıyor. Derginin hemen hemen tüm sayılarını sergide görmek mümkün.

Murat ve Cemal Çukurdan Çıkamadılar!
IMG_4025Derginin özellikle altı çizilen kapaklarına baktığımda, sanki bugün çıkmış bir derginin kapağına bakıyormuş hissi oluştu içimde. “Doğuda Savaşa Son” yazılı olan bir kapaktan bahsediyorum. Kapağın olduğu derginin içeriğinde “Türk ve Kürt Aydınları’ndan bir barış çağrısı” bulunuyor.

Daha geçen hafta aynı çağrıyı yapmadılar mı sanatçılar? İçerisinde Fazıl Say, Levent Üzümcü, Tarık Akan gibi isimlein bulunduğu bir grup sanatçı “Ateşkes çağrısı” adı altında 3 maddelik bir bildirge yayınlayalı belki de bir hafta oldu. Oysa sergideki söz konusu dergi kapağı 80’li yıllara ait.

Dikkatimi çeken bir diğer kapakta ise “Murat ve Cemal Çukurdan Çıkamadılar” yazıyor ve ekliyor “Bunlar Sizin Çocuklarınız Olabilirdi”. İnşaat sektörünün fütursuzca açmış olduğu çukurlara düşüp ölen iki çocuktan bahsediyor haber.

Bu haber de 80’lerde kalmadı ne yazık. Daha geçtiğimiz günde, ihmal nedeniyle Aylan’a sahip çıkamayan bir ülkeyiz biz. -doğrudan ya da dolaylı, Aylan bebekten Türkiye’nin çarpık politikaları, ihmalkar görevlileri sorumludur- Cizre’de bedenine kurşun saplanan Cemile’nin haberleri daha geçen ay yazıldı. Çocuklarımızı koruyabilmek adına da  da bir arpa boyu yol alamamışız.

saltt

İnsanlık onuru 80’lerden beri ayaklar altında…
Sergide kocaman bir de “siyah giyen kadınlar” fotoğrafı var. Yine 80’li yılların sonlarında kedinilerine “siyah giyen kadınlar” diyen bir grup kadın, cezaevi şartlarının insanlık onuruna aykırı olduğu gerekçesiyle Cağaloğlu’na giden yolu trafiğe kapatıyor. Tek istekleri cezaevlerindeki tutsakların insana layık muamele görmesi.

Peki ne oluyor? Kırmızılı Kadın’a ne olduysa aynısı oluyor. Siyah Giyen Kadınlar da polis şiddetinden nasibini alıyor, şiddete karşı yapılan ve şiddet içermeyen bir eylem de yine gözaltı ve şiddet ile sona eriyor. Bu haber de yine hiç uzak gelmedi bana, Cağoloğlu değil de Gezi, siyah değil de kırmızı hepsinin yaşandığı yer yine Türkiye, yıllar sanki bize teğet geçiyor.

salts

Ama köprü yapmışlar!
80’lerin 2. Köprü mevzusu da hiç değişmeden birkaç revizyonla günümüze kadar gelmiş. Dönemin çevrecileri de 2. Köprü’nün yapılması durumunda pek çok doğal yaşam alanının zarar göreceği ve hatta insanın doğrudan zararlı çıkacağını anlatadurmuş ancak görünen o ki dinleyen olmamış. Trafiğin rahatlayacağı vaadleri ile yapılan 2. Köprü ne trafiğe çare olmuş günümüzde ne de o dönemde verilen zarar ikame edilebilmiş.

Bugün bizle 3. Köprü için aynı şeyleri söylerken, iktidar büyük bir aymazlık örneği göstererek köprünün adını Yavuz Sultan Selim olacağını açıklayalı çok olmadı. Köprünün hatalı başlaması, ağaçların kesilmesi, orada yaşayan insanların ve diğer canlı türlerinin göreceği büyük zarar bu gün de hasır altı edildi, birileri konuştu, bir başkası ise yaptı! Bir bilene danışalım diyen çıkmadı!
80’li yıllardan tanıdık bir isim Akkuyu Nükleer Santral de sergide karşıma çıktı. O yıllar yine birileri “Nükleer Ölümdür” diye haykıradursun, Akkuyu Proje afişlerinde gülen suratlı bir dünyayı koymaya hiç utanmamış, tıpkı bu gün gülen oynayan çocuklu afişlerinden utanmadığı gibi. Hiç değişmemiş… Birileri “Yaşam” dedikçe, parayı seçenler öldürmenin türlü yollarıyla “Durmamış, Yola Devam Etmiş”

Sansürsüz Olmaz!
Sansür de 80’lerden günümüze değişmeden gelebilmiş. Serginin 2. katında durmaksızın çalan bir şarkı var. 80’li yıllarda Rap yapan bi grup tarafından bestelenmiş şarkının hikayesi tam Türk işi. Şarkının sözleri tamamen dönemin yasaklı kelimelerinden oluşuyor. O dönem Kenan Evren’in altında imzası bulunan onlarca yasaklı kelime var. Dili bozduğu gerekçesi ile yasaklanan bu kelimlerden biri özellikle çok manidar. Yasaklı kelimeler listesinde adı geçen kelimelerden biri “Evren”… Bu sansür uygulamaları Tükiye’de değişeceğe çok benzemiyor.

IMG_4019

Semra Özal’lı ‘Papatyalar!
Semra Özal’ın Papatyalar’ı da sergideydi. Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın eşi Semra Özal önderliğinde toplanan kadınlara Papatyalar deniyor. Papatyalar ilk bakışta eş dost meclisi toplantısı gibi görünse de Turgut Özal onlardan “Gönüllü Ordum” diye bahsediyor. Bazı açılış ve törenlerde de boy göstermeye başlayan Papatya’lar bu gün bizlere kimi hatırlatıyor dersiniz? Dönemin fahiş fiyatları karşılığında satılan biletleri ile Bülent Ersoy dinlemenin faturası tıpkı bu günün sarayın altın bardakları gibi vatandaşa kesiliyor. Semra Özal şehit aileleri karşısında utanmadan konuşabildi mi bilmiyorum ama günümüzde gözümüzün nuru “Emine Erdoğan” inanın bize Papatyalar’ı aratmıyor…

Sergiye gitme imkanı yaratın, gidin!
Özetle sergi Türkiye’nin değişime, gelişeme karşı gösterdiği milli iradeyi gözler önüne seriliyor. 29 Kasım’a kadar sürecek olan sergiye gitme imkanı yaratın, gidin, görün, beyninizden vurulmuşa dönün. Evinize döndüğünüzde olan biteni daha net daha aşikar göreceğinize ben kefilim.

 

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

  • GÜNDEME TAKILANLAR

Müze ücretlerine zam! Ayasofya ve Topkapı Sarayı’na giriş 72 TL