dans

Vizyoner, devrimci ve benzersiz bir insan olan Matthew Bourne baleyi dönüştürdü, kalıpları kırdı ve yepyeni bir klasik dans formu icat etti

Dansa geç başlayan biri olarak sahne üzerinde ilk dansını ancak 22 yaşında yaptı. Şu anda 55 yaşında olan Londra doğumlu Matthew Bourne’un doğal yeteneği sayesinde İngiltere’nin en yoğun çalışan ve en verimli sanatçısı haline geldi. Ülkenin salonlarında her zaman görülen Bourne, her zaman hareket halinde, her zaman turnede, her zaman dünya çapında seyahat halinde.

Onu yerinde oturtmak zordur. Çünkü modern klasik dansın en ileri yorumcusu olarak kabul edilen Bourne, kıskanılacak kadar çok ve çeşitli ödüller kazanmıştır: en iyi koreograf, en iyi yönetmen, en iyi hikaye anlatıcı, en iyi dansçı. Ancak aynı zamanda müzik, bale, opera ve edebiyatı yeniden yorumlayarak bunların tümünü çağdaş bir şeye dönüştürebilme yeteneğine sahip tek kişidir. Kendini hikaye anlatıcı olarak adlandırmayı tercih eder çünkü şovlarının her biri, hayatın farklı bir yönünü dansla anlatmanın bir bahanesidir.

Luftwaffe’nin bombalarıyla yıkıma uğramış bir Londra’da geçen Cinderalla’da, narsistik bir moda topluluğunun parodisi olan Dorian Gray ve Bourne’un amiral gemisi balesi olan ve Lee Hall’un senaryosunu yazdı Stephen Daldry’nin yönettiği dansçı Philip Mosley’in gerçek hayat hikayesinden esinlenen Billy Elliot filminde Billy Elliot’ın unutulmaz yükselişini taçlandıran Kuğu Gölü’nde durum tam olarak böyledir.  Pirelli World Dergisi’ne konuşan sanatçı soruları yanıtlayor…

Dansçılarınızdan Dominique North sizin hakkınızda şöyle diyor: “O, vizyon sahibi gerçek bir hikaye anlatıcıdır.” Bu vizyon nedir? Bir şovu sahneye koyarken aklınızdan neler geçer?

“Bu B-Ü-Y-Ü-K bir soru! (Bourne cevabını gülümseyerek heceliyor – Editörün notu) Emin değilim ama, size vizyonumun dansın halk tarafından daha erişilebilir olmasını sağlamaktır. Birçok kişi bunun zor olduğunu düşünüyor. Biz ünlü müzik parçalarını, baleleri, filmleri ve kitapları yorumluyoruz ve ben kendi görevim olarak, sözünü ettiğimiz hikayeyi, baleyi veya kitabı mutlaka bilmesi gerekmeyen bir alıcı kitlesine hikayeler anlatmayı benimsedim. Gerekli bilgi zaten şovun içinde: seyircilerin yapması gereken tek şey gelip izlemek.”

Hangi şovu sahneye koyacağınıza karar verirkenki hislerinizi tarif edebilir misiniz?

“Bu karara etki eden birçok faktör vardır. Bu, bir tür özdeşleşmedir ancak esas olan benim müziğe, karakterlere, romana veya filme aşık olmamdır. Benim her zaman yapmaya çalıştığım şudur: Benim bir şovu hazırlarken hissettiğim aşkı ve duyguları iletmek ve bu aşkı izleyicilerle paylaşmak. Bu, derin duyguların  karşılıklı aktarımına bağlı, harika bir şeydir.”

En ünlü eserlerinizle, örneğin Kuğu Gölü’yle veya Edward Scissorhands ile neyi özdeşleştirdiniz?

“Tabii ki karakterlerimle özdeşleşiyorum ama onlar beni temsil etmiyorlar. Konu ben değilim. Yarattığım karakterler ben değilim. Ancak Kuğu Gölü ve Edward Scissorhands’in baş kahramanlarının benzer hikayeleri var ve beni çeken de bu: Her ikisi de bir yön ve kimlik arayan gen adamlar. Kuğu Gölü’nde kraliyet ailesinin yaşantısıyla mücadele eden bir prens aşkı arıyor, Edward Scissorhands’te tuhaf bir erkek çocuk topluma uyum sağlamaya çalışıyor ve yine aşkı arıyor. Uzun yıllar önce ben de onlar gibiydim.”

Ne yönden?

“Gençken ben de garip bir figürdüm. Aykırı bir tiptim. Geç bir zamanda, 22 yaşındayken dans dersleri almaya başladım ve eğitim geçmişimin dansla hiç ilgisi yoktu. Farklı bir çevreden geldim.”

Ancak eğitim almadan bile son derece iyi dans ediyordunuz. Doğal yeteneğiniz var…

“Evet, fena değildim. Dans etmeyi çok seviyordum. Eğlenceliydi.”

Dans ve koreografiye yeteneğiniz olduğunu ne zaman keşfettiniz?

“Her zaman içimde olan bir tutkuydu. Küçüklüğümden beri yani 4 – 5 yaşımdan beri şovlar sahnelemek istemişimdir. Komşu çocukları ve okul arkadaşlarımı da katıyordum. Etrafımda gördüklerimden ve izlediğim her türlü şovdan ilham alıyordum. İdolüm Fred Astaire’di: Onun filmlerini televizyonda izlerdim. Londra’nın ilham dolu, kültür dolu bir şehir olması benim için bir şanstı. Annem ve babam şov dünyasının – müzik, tiyatro ve sinema – hayranlarıydı ve beni de beraber götürürlerdi. Müzikalleri çok sevdim: Benim için bunlar sırf hareketti. Benim aşık olduğum da hareketti.”

Kuğu Gölü’nun prömiyerinde birçok kişi salonu terk etti. O zaman neler hissettiniz?

“Birçok kişi değil, sadece birkaç kişi. Kuğu geleneksel olarak bir kadın rolüdür ve herkes tütüler içinde balerinler görmeyi bekliyorlardı. Erkekleri, çok iyi görünümlü erkekleri hep birlikte, erkeksi, vahşi, öfkeli ama sonra aynı zamanda romantik bir şekilde, merkezdeki düette olduğu gibi dans ederken görmek bazıları için bir şok oldu. Açıklamak gerekirse prodüksiyonda kadınlar da vardı ama kuğu değillerdi. Geleneğin dışına çıktığınız zaman tepkilere de hazır olmalısınız. Bu normaldir. Üstelik 20 yıl öncesinden söz ediyoruz.”

Tabii ki şu anda her şey değişti…

“Bugün bir aile şovu olarak devam ediyor. İzleyiciler arasında, özellikle Noellerde çocuklar da oluyor. Artık toplumsal cinsiyetle ilgili bir sorun kalmadı. Bir klasik haline geldi. Aslında sadece benim Kuğu Gölü versiyonumu görmüş olan gençler, balerinlerin olduğu geleneksel bir bale gösterisi izledikleri zaman şoke oluyorlar!”

Eleştirmenler sizin dans türünüzü devrimci olarak adlandırıyor. Neden?

“Hüküm vermek bana düşmez ama belki de kumpanyamızın sürekli turnede olmasıyla ilgili olabilir. Normal dans kumpanyalarına göre çok daha fazla gösteri yapıyoruz. Sıradan toplumun sosyal dokusuna işlediğimizi söyleyebilirim. Biz eski moda bir kumpanyayız çünkü geleneksel tiyatrodaki gibi hikayeler anlatıyoruz. Benim bir  şovumu izlemeye gelenler, zaten neler olacağını bilmedikleri, sürprizlerle ve mizah duygusuyla dolu bir akşam geçireceklerini biliyorlar.”

Öyleyse sizin devriminiz farklı bir bakış açısı göstermek mi?

“Yeni bir açı.”

Şu anda ne yapıyorsunuz?

“Mart’a kadar İngiltere’de Edward Scissorhands ile, sonra ilkbahara kadar The Car Man ile (Bizet’nin Carmen’inden uyarlama – Ed) turnedeyiz. The Car Man ve Uyuyan Güzel ile Haziran sonundaki Ravenna Festivali kapsamında İtalya’ya da geleceğiz.”

MATTHEW BOURNE

13 Ocak 1960 doğumlu İngiliz koreograf Matthew Bourne’un modern dans ve dans tiyatrosu alanında eserleri bulunuyor. Birçok ödül kazanan sanatçı aynı zamanda birçok ödüle de aday gösterildi. Bourne, ilk kumpanyası olan Adventures in Motion Pictures’ın (AMP) sanat direktörlüğü 1987 ile 2002 yılları arasında yürüttü. Bu yıllarda AMP, İngiltere’nin en yenilikçi ve popüler dans/tiyatro kumpanyası haline geldi ve çığır açan eserleriyle hem İngiltere’de hem de dünya çapında dans için yeni ve devasa bir izleyici kitlesi oluşturdu. (Eserlerinden bazıları:  Spitfire, The Infernal Galop, Town and Country, Deadly Serious, Fındıkkıran!, Highland Fling, Kuğu Gölü, Cinderella and The Car Man).

 

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR