s-4f2cadc227cb129e2e45e69b3371676357a0165a

Erdal Özdemir

Dün sosyal medya geçmişlerime bakarken bir zamanlar çok sevdiğimi fark ettim. Öyle ergen öyle acı dolu ama öyle tebessümle baktım. Baktım ki mazi yaşını dolduruyor, mazi yaşlanıyor. Aslında daha dün gibi adını unuttuğum yıllar, daha dün gibi Karadeniz korkusu, anladım dün eskisi gibi değil, dün tozlanıyor dün yıpranıyor.
Aklımda kalan en büyük iz bir şeylerin kokusu ben mesela, domates peynir kokusunu hiç unutmam her aldığımda dışarda top oynadığım ama acıktığım anlar gelir. Mesela yağmur kokusu, hep yolculuk gelir çünkü ben ne zaman Karadeniz’e gitsem yağmur yağar yağmur kokardı. Hep içimde tutkuyla gittiğim kör bir şehirdi. Her seferinde hayal kırıklığım ama bir yandan gücüm olan bir şehir. Ben tüm güçlerimi o şehre gömdüm.
Meydanı var güzel ama kötü aslında hep yağmurlu, odaları rutubet kokardı çünkü şehir tıpkı Kazım Koyuncu şarkıları gibi gözyaşı döker, duvarlarını çürütürdü. Belki de bazı insanların yürekleri bundan çürümüştü bilmiyorum belki de haksızlık ediyorum.
Kendime dair hatırladığım bir başka şey ise umutlarım vardı.
Artık yok. Her gün küçücük yüreğine büyük hesapların bombaları yağan çocuk varken benim umudum yok. Tek suçu coğrafyası olan tek sözü anne olan çocuğun elinde ki kan varken benim umudum yok. Çocuğunun oyuncağını mezarına gömen anne varken benim umudum yok.
Kocaman dünyanız bir çocuğun kumdan kalesi etmez gözümde. Bayraklarınız ölen çocukların bezi etmez bende.

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR