Optagelser i Nyhavn af filmen The Danish Girl. Hovedrollen spilles af den oscarvindende Eddie Redmayne.

Gaye Taşkan

David Ebershoff’un çok satan ve bir çok dile çevrilen “Danish Girl” adlı kitabından aynı isimle beyaz perdeye aktarılan film, kocaman bir trajediyi içinde barındırıyor. Danimarkalı ressam Einar Wegener’ın biyolojik cinsiyetini redderek kendi cinsiyetini yeniden yaratma sürecini  konu edinen filmin yönetmen koltuğunda Tom Hooper’ı görüyoruz. 2010 yılında yine bir dönem filmi olan Kral’ın Konuşması (King Spech) ile Oscar kazanan yönetmen, 2015 yılında yine bir biyografi filmi olan Her şeyin Teorisi ile en iyi erkek oyuncu ödülü kazanan Eddie Redmayne ille Sefiler(2012) filminden sonra yine beraber görüyoruz. Bu birlikteliğin ses getireceği oyuncuların kesinleştiği günden beri su götürmez bir gerçekti. Film trailer sonrasında yılın beklenen yapımları arasında yerini aldı.

Filmde Einar’ın içindeki dişil karakterin uyanışı, kendisi gibi ressam olan karısına yardımcı olmak için verdiği poz ile netleşirken, filmin ilk 40-45 dakikada eril karakteri ve dişil karakteri arasındaki gelgitleri ve bunun ortaya çıkışının vurgulandığı arkadaş daveti bölümüne kadar naif bir biçimde aktarılıyor. Tom Hooper Kral’ın Konuşması ve Sefiller filminde görülen geniş balıkgözü açıları için teknikle hız kesmeden bu filmde de devam ediyor. Filmde aksayan tek yön bazı diyalogların ve karakterlerin çok havada kalması .

Einar’ın içindeki dişil Lili karakterinin ağırlığını hissettiğimiz ikinci bölümde bu değişimi vurgulamak için karakterin her dokunuşu ve bakışına yapılan yakın çekim tekniklerini sıkça görüyoruz. Bu teknik kimi filmlerde izleyiciyi içine alırken bazı filmlerde vurguya odaklayıp filmin dışına çıkmasına neden olur. Özellikle böylesi ince konulara değinen filmlerde bu teknik kullanılırken izleyiciyi itmeyecek ölçüde kalmalıdır. Filmde gizli homofobiye sahip insanları rahatsız edebilecek boyutta abartılı vurguların olduğunu söylersek yanlış olmaz.

İlk 40 45 dakika ağırbaşlı bir süreci yaşayan film ve sona doğru bu dönüşüm süresini tanımlarken sığ ve etkisiz hale bürünüyor. Peş peşe geçirilen iki ameliyat, bu ameliyatların süreçleri, Lili’nin erkek arkadaşı ile olan yakınlaşmaları bir anda yaşanıyor ve film sonlanıyor. Ağdalı geçen ilk yarım saatten sonra sadece Eddie Redmayne oturuşu kalkışı bakışına kadar naif ve nazik bir kadını canlandırmadaki başarısı ile ilerleyen bir film haline dönüşüyor. Ve film Eddie Redmayne başarısının arkasında kalıyor.

İnsanlar anne karnında bulundukları ilk 6 hafta cinsiyetsizdirler. Cinsiyet aslında insanda sonradan kazanılan bir olgudur. Ve sevginin bu olgu ile bir bağı yoktur. Filmde benim asıl dikkatimi çeken nokta da Gerda Wegener (Alicia Vikander ) eşi Einar duyduğu cinsiyetsiz sevginin sonsuzluğudur. Bu sevgiyi perdeye taşıyan Alicia Vikander’ın adı Oscar’da yardımcı kadın oyuncu ödülü için üst sıralara taşımış durumda. Filmi izlerken bir kadın olarak empati kurmaya yönelten ve kendimi sorgulamama neden olan bu sevgi bence filmin en özel noktası.

Bu yıl En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ının en kuvvetli adayı filmi 12 dalda Oscar’a aday gösterilmesinden belli olduğu üzere Leo.  Leo’yu en zorlayacak aday ise Eddie Redmayne. Kişisel fikrim Redmayne bu filmle belki Oscar’ı alamaz ama yılın en iyi performansını sergilediği gerçeğini değiştirmez. Son olarak bu yıl Danish Girl- Carol gibi filmler ile seksüel farkındalıklarında unutulmadığı 88. Oscar töreni 28 Şubatta …

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR