muratşen
Hava o kadar güzeldi ki, İstanbul yüzü kan içinde, saçları darmadağın, kolları, bacakları kırılmış, bereketli sol memesi paramparça edilen elbisesinden fırlayan, tırnakları sökülmüş ve yıllardır tecavüze uğramaktan ölemeyen dünya güzeli; gülümsüyordu. Aah Cumartesi! Fenerbahçe Sahili’ nde güneş denizi masmaviye boyarken, bacaklarımıza sürtünen kedilere, ama en çok o sarı olanına, soframızdan pastırma verdik. Çay sıcaktı. Kahvaltısını bitirip, parkın yeşilliği içinde kaybolanlardan kalan sahanda yumurta, peynir ve bal artıklarını, garsonlara hissettirmeden didikleyen kargalar keyifliydi, kargaları görmezden gelen garsonlar keyifliydi, deniz kıyısındaki diğer masalarda oturan herkes keyifliydi, gökyüzü açık, üstünde martıların süzüldüğü deniz pırıltılıydı ve etraf iyotla karışık bok kokuyordu…

Vakit öğleyi geçmiş, biz yan masalardan kulaklarımıza dolan karışık sohbetlere inat iki satır daha yazabilmeye uğraşmaktan yorgun düşmüştük. Neyse ki hava çok güzeldi. Hesabı ödedik, kalktık, yürüdük… Yahya Kemal’in insanı heyecanlandıran şiirinin önünden geçtik. Solumuzda deniz, denizde bembeyaz parlayan yatlar… Kim bilir kimlerin? Ayhan Işık, Belgin Doruk, Sadri Alışık ve yanlarında uzun bir çubuğun ucundaki tüylü mikrofonu tutan sesçi… Makaraları olmayan, dijital makinelere benzer bir kamera, sağlı sollu iki spot ve boş bir “yönetmen” sandalyesi; acayip bir heykel! Taştan yapılma yönetmen sandalyesinde oturan şişman adam, taştan Sadri Alışık’ ın beline sarılmış sırıtan kadının fotoğrafını çekiyor… Daha önce de böyle şeyler yapan insanlar görmüştük orada, kimi Ayhan Işık’a sarılıyor, kimi Belgin Doruk’a iki kulak yapıyordu. Ama o kenardaki sesçiyle kimse fotoğraf çektirmiyordu, yazık! Ben bunu söyleyince bayağı bir güldük… Hava güzeldi, yürüdük. Daha da yürüyebilirdik ama dolmuşa binip Caddebostan’a gittik. Vakit öğleyi geçmişti, ışıltılı bir gündü ve şimdi tam sinema saatiydi.

Çocukluğumun Çılgın Max’ i geri gelmişti! Kucağımızda kova dolusu patlamış mısır, büyük bardaklarla ekşi sidik tadında Pepsi’ler, içimizde Max’ in yeni halini görecek olmanın heyecanı ve merakıyla mısırları ağzımızda çatlamaya başladık. Kova yarılanıncaya kadar reklamlar vardı perdede. Ama biz sabırlı ve istekliydik! Bir taraftan sol yanımı koklayıp, bir taraftan yağlı mısırları avuçlarken gözüm bir reklama takıldı: Bütün renkler aynı hızla kirlenirken birinciliği verdikleri beyazı, o güzelim rengi tekeline almış bir banka, Türkiye’de sanatın her türlüsünün yanındaymış, galerileri, klasik müzik orkestrası falan varmış, tiyatroya, sinemaya destek oluyormuş… Hayat nasıl da çelişkilerle dolu! Sağ alt azı dişime mısır yapıştı, hem de dişim bu kadar ağrırken! Afife’yi de bir banka sahiplenmişti değil mi? Hani cenazesinde topu topu dört kişinin olduğu, yobazların dünyasında her şeye rağmen sanat yapan, cesur ve yoksul Afife. Hani Brecht’in meslektaşı olan Afife. Brecht? Canım şu “Banka soymak, banka kurmaktan daha namussuzca değildir” diyen adam. Mısır satarken yanında ıslak mendil de vermeliler, filmden sonra sigara sararken kağıt yağlanacak!

Arkadaş o nasıl film öyle? Adamlar yapmış! Filmin ilk yarısı göz açıp kapayana kadar bitti. Perdede bir reklam daha belirdi: Başka bir sinema sever banka beleşe mısır mı ne veriyormuş. Biz ilk yarıda mısır yemiştik. Ama ikinci reklam; Frigo! Hemen koşup, lunapark gibi yanıp sönen büfeden frigolarımızı aldık, sarı yaldızlı kağıtlarını özenle sıyırırken yerlerimize otruduk tekrar. Bizim frigolar daha filmin ikinci yarısı başlar başlamaz bitti. Tanesine dokuz kağıt bayıldığımız frigolar bitti! Ama hava o kadar güzeldi ki, hem Çılgın Max geri gelmişti! Sol Yanım’ a eğilip, “Max’ in dünyası bizimkinden daha iyi” dedim. O da bana, “Yok canım!” dedi. “En azından bizdeki kadar yalan, riya yok, güçlü olan her şeyi alıyor, kaba faşizm. Şimdikinden iyidir” dedim, O cevap vermedi, ben onu kokladım. Ya da O’ nu koklarken cevap verip vermediğini anlamadım. Film bittiğinde ağzımız kulaklarımızdaydı. Yıllardan beri seyrettiğimiz en iyi macera filminden çıkmıştık! (Biz öyle her şeyi beğenmeyiz!) Yine yürüdük, bu sefer eve kadar. Yürürken lafladık biraz. Amerika Suriye’ye girecekmiş falan… Bizden de seçimlerden sonra destek bekleyecekmiş, ciddi ciddi savaşa gireceğiz iyi mi? Grevler, gösteriler, imamın bilmem ne kadarlık Mercedes’ i, dondurmanın sakızlısı mı, mojitolusu mu? Ama zaten onda da alkol yok, yasaklamışlar… Bazan her şey çok bildik geliyor, eski filmlerin yeniden çevrimi gibi yaşıyoruz. Ama hava o kadar güzeldi ki!

Bağdat Caddesi çok uzun bir caddedir ve her iki yanında adım başı direkler dizilidir. Direklerden daha seyrek olsa da dev reklam panoları her tarafatadır. Onun için biz yürürken etraftan çok, gelip geçen insanların yüzlerine bakarız. Yine de sıra sıra direklerin üstündeki bayrakları görmemek mümkün değildi: İktidar partisinin seçim mitingi varmış, onun reklamı. Beyaz, küt ve kısa kesilmiş bıyıkları, şişe dibi gibi gözlüğü, edepli gülümsemesiyle Başbakan. Yaşlı bir orta okul öğrencisinin yıllık fotoğrafı gibi her direkte o ufak tefek adam sallanıyor. Reklam panolarında da iktidar partisinin seçim için hazırladığı başka ilanlar var. Bunların birinde bıyıkları Başbakan gibi kesilmiş tombik bir adam “Artık istediğim eczaneden ilaçlarımı alıyorum” gibi bir şey söylüyor. Bunda ne var ki? Biraz daha ileride yanyana iki panoda hükümetin yol yaptığı bilgisi ve takdire şayan bulunma isteği. Başbakan’ın bıyıkları da Cumhur Başkanı’ nınkiler gibi kesik değil mi? Öyle evet. Eskiden olsa buna gülerdik. Şimdi gülmüyoruz. Gülünç buluyoruz ama artık gülmüyoruz, olgunlaşıyoruz her halde. Bu Başbakan’ la kısa boylu diye dalga geçiyorlar. Küçük Enişte diyorlar adama. Geçenlerde de –üniversite öğrencileri galiba- “çeyrek Başbakan” demişler! Ben kendi adıma bu üsluba katılmıyorum. Bence politikacının boyu değil, işlevi önemlidir.

Bunları konuşa konuşa yürüdük. Belediyenin özel gıdalarla beslediğini sandığımız sivri sinekler tarafından emilmemek için pencerelere tel aldık, parasını banka kartıyla ödedikten sonra nihayet eve geldik. Ben hala Max’in dünyasının bizimkinden daha iyi olduğunu düşünüyordum, hava çok güzeldi ve yarın Pazar’dı.

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR