Sevilen yazar Canan Tan‘ın bir süredir merakla beklenen yeni kitabı Issız Kadınları Sokağı okurla buluştu… Tan bu kez Doğan Kitap’dan çıkan Issız Kadınlar Sokağı’nda taciz, tecavüz ve şiddet mağduru yirmi kadının hikayesiyle karşımızda. 

Harun KARABURÇ / [email protected]

“Anlı şanlı Şehr-i İstanbul’un, adı sanı duyulmayan uzak bir köşesine sıkışıp kalmış, mahalle seviyesine erişebilmek için fırınlarca ekmek yemesi gereken, kendi yağında kavrulmaya şartlanmışken verdiği cansiperane çabası sonucu tescillenmiş bir sokak adına kavuşmuş yepyeni bir adres: Issız Kadınlar Sokağı! Bir kenara not edin. Toplum içinde hak ettiği yere ulaşamamış kadınların sessiz çığlıklarını mutlaka duyacaksınız… Yanı sıra, küçük bir tavsiyem olacak sizlere: Bu sokağı yakın ya da uzak çevrenizde aramaya kalkmayın. Benzerleri dört bir yanınızda zaten…” diyor Canan Tan. Piraye, Hasret, Yüreğim Seni Çok Sevdi, Eroinle Dans, En Son Yürekler Ölür gibi çok satan ve çok okunan kitapların yazarı Tan, taciz, tecavüz, şiddet mağduru 20 kadının hikayesini Issız Kadınlar Sokağı isimli son öykü kitabında kaleme aldı. Doğan Kitap etiketiyle okura sunulan Issız Kadınlar Sokağı’nda hem gerçek hem de kurgu öyküler bulunuyor. Bu öykülerin ardındakileri ve edebiyatta kadının yerini konuşmak üzere Canan Tan’ın kapısını çalıyoruz.

Kadına karşı uygulanan şiddet, çağdaş bir kadın yazar olarak sizi nasıl etkiliyor?

Kadına şiddet her dönemde olmuştur. Bu cumhuriyet döneminden önce de başlar. Daha gerilere gider, günümüze kadar gelirsiniz. Yanı sıra şiddet belli bir kesime karşı uygulanan bir şey değil. Her kesimden kadın şiddet görmektedir. Benim öykülerimden birinde bir profesör, bir doktor hanım da var. Bizim Türkiye’mizde ben kadınlarımızı da suçlu buluyorum. Mesela büyük şehirlerde kadınlar günü kutlanıyor. Anadolu’daki kadınlar kadın haklarından ve gününden haberdar mı? Hiçbir şekilde haberdar değil. Ben yıllarca Diyarbakır’da yaşadım. Diyarbakır geliniyim. Orada şunu gözlemledim: 12 yaşındaki gencecik kızlar evlendiriliyorlar. Sığıntı gibi yaşıyorlar. Her türlü şiddeti, hakareti görüyor. Ne zaman ki bir erkek çocuk dünyaya getiriyor, statü kazanıyor. Orada kadının kadına zulmünü gördüm. Bu sefer erkek oğlunu evlendiren bu kadın gelinine aynı zulmü yapıyor. Kısır döngü. Güneydoğu’da yaşamayan o havayı solumayan yazar veya herhangi bir insan bunu tam olarak anlamaz ve anlatamaz.

EMİNE BULUT SEMBOL OLDU

Bu kitabı yazarken çıkış noktanız ne idi?

Aslında bu kitap Issız Erkekler Korosu’ndan daha önce çıkacaktı. Piraye’deki Haşim, Yüreğim Seni Çok Sevdi’deki Murat onlar için benim okurlarımdan yoğun istek geldi. Lütfen bu kitapların devamı olsun diye. Ama zaten çok satmış kitapların devamını yazmak çok kolaycılık olurdu. Bunun yerine 35 şarkının beste ve güftesinin yer aldığı Issız Erkekler Korosu’nu yazdım. Çok uğraştım ama çok keyifli bir kitap oldu. Yalnız, Issız Kadınlar Sokağı da yıllarca bende yaşadı. Ben zaten bir konuyu uzun süre kendimde olgunlaştırdıktan sonra kaleme kağıda büründürüyorum. Issız Kadınlar Sokağı’nın da tam zamanı olduğunu düşünüyorum.

Issız Kadınlar Sokağı’ndan da bahsedelim biraz… 

Issız Kadınlar Sokağı adında hayali bir sokak yarattım. Burada yirmi farklı şiddet görmüş kadın hikayesi var. Ben çok araştırmacı bir yazarım. Sığınma evine gitmeyi çok istedim fakat prosedürlerden dolayı giremedim. Bana bazı sosyal yardım dernek temsilcileri yardımcı oldu, orada yaşamış iki kadınla tanıştım. Onların hikayelerini kendi ağızlarından dinledim. Bu hikayeleri de kaleme aldım. Tamamen afaki değil yazdıklarım.

Emine Bulut da var kitapta…

Tam kitabı bitirip editöre teslim etme seviyesindeyken Emine Bulut’un öldürülmesi yaşandı. Tabii ki hepimiz çok etkilendik. O güne kadar pek çok kadın cinayeti olmuştu ama o bir sembol oldu. Ben de kitabımın ilk kısmında, Çığlık diye bir bölümde onun hikayesini yazdım. “Sesimizi duyan var mı?” diye başlıyor. Arkasından bir Matem. Burada benim gazetecilik yönüm devreye girdi. İlk iki bölüm birazcık hikayeden çok gazetecilik ürünü.

Biraz önce Diyarbakır deneyimlerinizden bahsettiniz. Burada kişisel tarihinizden izler var mı?

Ben mümkün mertebe yazdıklarımı kendimden uzak tutuyorum. Çünkü pek çok kimse hayatının roman olduğunu söyler ama en fazla bir romanla kalır.

ıssız kadınlar sokağı ile ilgili görsel sonucu

KADININ SANSÜRÜ KENDİNE

Peki siz en başlarda yayın dünyasına girmeye çalışırken zorlukla, engellemeyle psikolojik de olsa şiddete maruz kaldınız mı?

Hayır, maruz kalmadım ama ben “Türk Edebiyatı’nda Kadın” diye bir inceleme yaptım. Kadının edebiyattaki azlığı öteden beri var. Ancak saraylı kadınlar ufak tefek şeyler yazıyorlar. Aşka filan hiç dokunmuyorlar. Kadın şair ve yazar ne kadar geriden geliyor! Erkek öyle değil. Ne zamandır özgürce yazıyorlar. Kadının sansürü kendine. Kadın yazar birazcık cinselliğe kaysa hemen irkiliyorlar. Genel olarak dünya edebiyatında da böyle. Ben hiçbir şekilde bunlara kulak asmıyorum. Benim için bir eşitsizlik yok. Ben kendi eşitliğimi kendim sağladım.

Şiddetin azaltılmasında edebiyatın nasıl bir rolü olabilir?

Bir kere çok az okuyan bir toplumuz. Pek çok şey yazılıyor, çiziliyor, anlatılıyor ama bunlar insanlara ulaşmıyor ancak gazete haberleri görüyoruz, içimiz dağlanıyor bu kadar. İnsanlar biraz da bu konulara eğilen kitapları okusa belki daha iyi olacak. Özellikle erkeklerimizin okuması lazım. Ama bu çok zor. Erkeklere okutmak çok zor.

Televizyon dizilerinde özellikle kadına şiddeti özendirici çok fazla sahne var. Siz bunlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Onlar kendilerince kötü örnek olarak gösteriyorlar ama sonu kendine sindirip de oradaki kötü karaktere bürünen insanlarımız çok. Bu olmayacak bir şey.

Issız Kadınlar Sokağı’nda hem gerçek hem de kurgu hikayeler var. Gerçekle kurgu yazmak arasında nasıl farklar var? Siz hangisini yazarken daha rahat oluyorsunuz?

Diğer yazarlar nasıl bir yol çizer bilmiyorum ama ben kafamda bekli bir hikaye yaratıyorum. Ben bir eseri sahneye koyar gibi çalışıyorum. Odamda yazmaya başlamadan evvel hikayeleri sahneliyorum. Ağlıyorum, gülüyorum, konuşuyorum. Ondan sonra yazmaya başlıyorum. İnsanlar bu yüzden tiyatro veya sinema eseri izlemiş gibi oluyorlar benim kitaplarımı okurken. Ben de o samimiyetle yazıyorum. Edebiyat parçalayacağım diye bir derdim yok. Ama metinlerim son derece düzgündür. Hiçbir düzeltme yoktur.

 

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR