gayekapak

Gaye Taşkan

Masumiyet, Kader, Kıskanmak, Yeraltı, Bekleme Odası ve Yazgı gibi filmleri ile hafızada yer eden; kapalı alanlarda sınırlı sayıda karakter ile düşük bütçeli iyi filmler yapabilen ender insanlardan Zeki Demirkubuz’ un yeni  filmi Bulantı vizyonda…

Filmde Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sında kendi içsel hesaplaşmaları içinde kaybolan  Raskolnikov’dan bir parça bulabilirsiniz, yaşadığı olaylar karşısında kayıtsız donuk bir karakter bağlantısı ile Albert  Camus’nun Yabancı’sından izler hissedebilirsiniz yada Nietzsche’nin nihilizmden -toplum ve olaylardan yabancılaşarak uzaklaşan bir Zerdüşt esintinden ama Sartre’nin  Bulanıtı’sından bulabileceğiniz  ise sadece  filmin ismi ile örtüşmesi diyebilirim.

Filimin ana karakteri Ahmet, Demirkubuz’un daha önceki filmlerinden de aşina olduğumuz duygusuz ve bir o kadarda durağan erkek karakterlerinden biri. Ahmet karakterine ve filmin akışına değinmeden önce Ahmet’in donuk ve soğuk karakteri ile yaşadığı çok renkli olmayan loş mekânlar arasındaki bağ Demirkubuz’un bu filminde de kuvetli. Aynı zamanda kendi içinde sıkışıp kalan bir adamın sürekli dar açılı Demirkubuz tarzı ile yansıtılmış olması yine karakterin seyirciye geçmesi için kullanılanbir teknik olduğu net.

Film genel olarak Ahmet karakteri ve onun çevresinde bulunan kadınlar üzerinden ilerliyor filmi izlerken geleneksel tekniğe alışkın olan izleyici kitlesinin ilk yarım saati atlatması biraz zor görünüyor. Ahmet’in bütün kadınlar ile olan ilişkileri anlık kesitler halinde birbirinden zaman ve mekan anlamında  bağımsız ve kendi içerisinde neden sonuç ilişkisine dayanmayacak şekilde yansıtılması izleyicideki takip algısını zorlaştırsa da Ahmet karakterinin  psikolojisini tamamen seyirciye geçirmesi açısından oldukça kuvvetli.

İzleyiciler ve eleştirmenler tarafından Filimin başlarında eşi ve çocuğunu kaybeden ve ölüm hissini bastıran sevgilisi ile bile donuk ilişkiler yaşayan ve Özge karakteri ile cinsel hazzı yaşayan Ahmet karakterinin bir profesör olması ve saygın bir kişiliğe sahip olması ile ilişik düşünülmesi ve bu yüzden toplumsal ya da sınıfsal temellendirmeye dayalı yanlızlık ve bireyselleşme olgularını yansıttığı çoğu kez söylenip yazıldı. Ama ne gariptirki bende uyandırdığı his tam aksine sınıf yada toplumsallıktan uzak tamamen içsel çözümlemeler ve bireysel yanlızlık teması oldu. Tabi bunları söylerken filmin içinde bulunan varoluşçu anekdotları unutmuyorum.

Durağan olarak devam edilen filmin şaşırtıcı  ve bir o kadar da başarılı bulduğum final bölümde bastırılmış duyguların dışavurumunu gözyaşı ile birleştiren Demirkubuz’a bu film bu sonu hak etti diyebilecebileceğimiz  türden.

Zeki Demirkubuz  filmleri seven bir  sinema izleyicisi olarak diğer filmlerden belki bir tık üstte olmasını beklediğim Bulantı’yı diğer filmlerinden ayrı tutabileceğim bir etkisi olmadığını belirtmem yanlış olmaz sanırım. Ancak başından sonuna izlerken diğer filmlerinde olduğu gibi keyif aldığım her anı ile Demirkubuz‘u hissedebileceğiniz bir film olduğu gerçeğini değiştirmez. Film bu hafta boyunca  Başka Sinema  salonlarında siz değerli seyircileri ile buluşmayı bekliyor olacak…

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR