Fuat Sevimay (2)

Seray ŞAHİNLER DEMİR / seray@sanatindibi.com

İhtişamıyla hepimizi büyüleyen, atmosferiyle sanata ilham veren Kapalıçarşı bu kez bir romana konu oldu. Fuat Sevimay’ın kaleme aldığı “Kapalıçarşı” romanı okurla buluştu.

2015 yılında, henüz yayımlanmadan Ahmet Hamdi Tanpınar Roman Yarışması’nda ödüle layık görülen roman, gerçekle hayalin, ciddiyetle mizahın iç içe geçtiği tıpkı Kapalıçarşı’nın kendisi gibi büyülü bir dünya sunuyor okura. Farklı milletlerden, dinlerden birbirinden renkli kişiliği Kapalıçarşı’da buluşturan roman aynı zamanda okura yüzyıllar arasında da bir yolculuk yaptırıyor. Sevimay’ın güçlü kurgusu ve dili ise romanın büyüsünü pekiştiriyor.

Özetle, çok sesli, çok renkli bir romana hazır olun.

Sevimay ile “Kapalıçarşı” hakkında konuştuk…

-“Kapalıçarşı” romanının çıkış serüveninden bahsedebilir misiniz? Kapalıçarşı’yı bir romana konu etme fikri nasıl oluştu?

Kapalıçarşı benim ilk gençliğim. Ortaokul ve lise yıllarının yaz mevsimlerinde iki ayımı çarşıda çalışarak geçirdim. O gün bugün Kapalıçarşı benim için nefeslenme mekânıdır. İnsanlar deniz kenarına gider, kıra bayıra gider, sinemaya gider, bense kimi zaman Kapalıçarşı’ya gider, sokaklarında avare dolanır, orada yitmenin tadını çıkarırım. Belki tüm bunlardan süzülen birikim tetiklemiştir çarşıyı romanın ana unsuru olarak kullanma fikrini. Ve bir de mekanın önemine çok inanırım. Bu mekan Kapalıçarşı olur, bir park olur, sokaklar olur, fabrika ya da işyeri olur, bir şekilde bizi bütünleyen, toplum kılan unsurdur. O nedenle beni ben yapan, bizi biz yapan mekanlardan birisi, Kapalıçarşı, bu romanın merkezine yerleşti.

-Kitapta esnafından, zanaatkarına Müslüman’ından gayrimüslimine uzanan çok sayıda karakterle tanışıyoruz. Bu karakterleri ve hikayelerini Kapalıçarşı’nın etrafında buluşturmak nasıl bir süreci beraberinde getirdi?

Mozaik klişesine girmeyeyim. Ama şurası kesin; Kapalıçarşı yüzyıllar boyunca çok sesliliğin merkezlerinden ve yolların kesiştiği bir mekan olagelmiş. Ben çarşıda çalıştığım dönemden de hatırlıyorum, her köşeden ayrı bir dilin tınısı yankılanırdı kulağınıza. Sadece çalışanlar ve esnaf anlamında değil bu, yolu çarşıya düşen binbir milletin insanından bahsediyorum. O nedenle romanı kurgularken de bireysel hikayeleri çarşı nezdinde bütünlenen, kişilik özellikleri farklı karakterler hayal ettim. Cenova’dan kalkıp nereye gittiğini bilmeden yolunu çarşıya düşüren kardeşlerle, ataları İran’dan gelme taş ustası, saray erkanıyla sizin benim gibi insanlar Kapalıçarşı’da bir araya geliyorsa, yüzlerce yıldır bu buluşmalar gerçekleşmeye devam ediyorsa, bugün bizim kendi gettolarımızı yaratmak yerine, tüm yaşam biçimlerine saygılı hayatlar sürmemiz gerekir diye düşünüyorum. Bu roman biraz da bu nedenle yazıldı sanırım.

ZİHNİMDE VE YÜREĞİMDE BİRİKENLER DEMLENDİ

-Daha öce Kapalıçarşı’da çalıştığınızı öğrendik. Romanı da sizi küçüklüğünüzde Kapalıçarşı’ya götüren babanıza ithaf ediyorsunuz. Bu romanın hayal dünyasının tohumları o zaman mı ekilmişti acaba? Tanıklığınız romanın seyrinde nasıl etkili oldu?

Çarşıyı yazmakla ilgili tohumun o zaman atıldığını söylesem yalan olur. Çünkü o zamanlar okumaktan yazmaktan ziyade gezip tozmayı, yazar olmaktan ziyade hayta olmayı hayal eden bir delikanlıydım. Sanatçının delikanlılık portresi beni anlatmıyor yani Ama elbette hem o zaman hem sonrasında zihnimde ve yüreğimde birikenler demlenmiş ve romanın yazma aşamasına geldiğimde ortaya çıkmışlardır. Edebiyat öyle değil midir zaten. Yaşayıp gördüklerimizden, okuyup hayatımıza temas edenlerden bir şeyler damıtıp, kalem oynatma becerimiz varsa insanlara sunuyoruz. Hayal gerçek içinde, gerçek hayal içinde.

Kapalicarsi

BU DUYGUYU AVM’DE HİSSEDEMEZSİNİZ

-Yüzyıllardır her milletten her meslekten kişiyi ağırladı Kapalıçarşı. İhtişamını, büyüsünü hiç kaybetmedi. Kapalıçarşı neyin temsiliyeti sizce?

Kapalıçarşı bana kalırsa İstanbul’un yüreği. Birkaç başka mekan gibi. Taksim Meydanı gibi, Sultanahmet Meydanı gibi, Haydarpaşa gibi, Boğaziçi gibi. Şimdi bu mekanlara baktığımızda, önemleri sadece hoş ve büyüleyici yerler olmalarından kaynaklı değil. Aynı zamanda büyük bir birikimin mekanları buralar. Anıların, seslerin, tarihin, gidip gelmelerin, aşkların, hüzünlerin, ışığın, belleğin biriktiği, kent insanının kalbinin attığı mekanlar. Bunu bir AVM için hissedebilir misiniz? Ahmet Hamdi’nin “Huzur”da Boğaz’ı bir mekan olarak kullanırken yakaladığı etkiyi, bilmem ne rezidansın arasına kondurulmuş dandik su birikintisinde yakalayabilir misiniz? O bakımdan, yolu bu olağanüstü kente düşmüş herkesin ama herkesin ortak mirası olan bu mekanlara gözümüz gibi bakmalıyız. Çünkü belleğimiz buralarda saklı. Betonların arasında değil. O nedenle Kapalıçarşı’ya bir temsil yükleyeceksek “bellek” üzerinden yüklemeliyiz. Ve belleklerimizi yitirdiğimiz takdirde suni solunum yaşayan bir memleket haline geliriz. Maalesef yavaş yavaş geliyoruz da o hale.

-Romanda hem bir tarih hem de oldukça büyülü bir şekilde kurgulanmış bir akış var. Bu ikisini harmanlamak nasıldı?

Bu aslında mekan olarak Kapalıçarşı’nın marifeti. Zira engin bir tarihi de, o tarihin kesinliğinden bağımsız olarak müthiş bir büyüyü de ruhunda barındıran Kapalıçarşı’nın ta kendisi. O büyüyü hissetmek hareket noktası oldu muhtemelen. Sonra, resmi tarihin sıkıcılığından uzak durmaya, hatta kimi yerde bununla dalga geçmeye çalıştım. Çünkü çarşıların tarihi aslında bizim hayal gücümüzdür biraz da. Bir de bile isteye zamanları birbirine katmayı arzuladım. Çünkü Kapalıçarşı’ya adım attığınız anda 2017 senesinin bilmem ne ayını gününü geride bırakırsınız. Orada zamanlar birbirine karışmıştır. Tınılar, ışıklar, dokular iç içe geçmiştir. Ben de romanda hikayeleri iç içe geçirerek sağlamayı denedim bunu.

-Karakterlerin etrafında şekillenirken hem dini hem kültürel, çok sayıda bilgi var aynı zamanda. Osmanlı’nın kültürel kodlarına uzanan bölümler hem bilgilendiriyor hem keyiflendiriyor. Özel bir araştırma yaptınız mı bu konuda?

Elbette. Çarşıya dair kişisel geçmişimden süzülen bir bilgi dağarcığı vardı ama romanın lezzetinin artması için bundan çok daha fazlası gerekiyordu. Dönem ritüellerine dair, Ahilikle ilgili, denizcilikle ilgili, çarşının köşe bucağıyla ilgili çokça kitap, evrak ve sair karıştırmak gerekti. Burada da sanırım edebiyat açısından önemli bir nokta var. Kurgu bir romana bu bilgileri malumatfuruş sıfatıyla yüklemekten kaçınıp, fırın sütlacın üstüne fındık serper gibi kararında serpiştirmek, romanın dokusuna yedirmek gerekiyor. Yoksa laf kalabalığına dönüşebilir tüm bunlar. Kapalıçarşı özelinde bunu başarmış olduğumu umuyorum.

-Roman henüz yayımlanmadan Ahmet Hamdi Tanpınar Ödülü’ne layık görülmüştü. Ödülün açıklanmasının üzerinden epey bir zaman geçtikten sonra okurla buluştu Kapalıçarşı… Bu bilinçli bir tercih miydi? Romanın demlenmesini mi beklediniz?

Açıkçası biraz zorunluluktu. Çünkü arada James Joyce’un meşhur ve zorlu “Finnegan Uyanması” çevirisiyle uğraşıyordum. Ve o çeviri bitip de yayınlanmadan başka bir metne bakma şansım yoktu. Zamanı şimdi geldi ve yerini buldu ama. Geç olsun, güç olmasın.

-Romanın sonunda ise bizi bir tiyatro karışılıyor. Kapalıçarşı etrafında serüvenine tanık olduğumuz karakterleri bu sahnede buluşturuyorsunuz. Ayrıca bugüne uzanan bir final var. Roman bitince hepsini zihninde birleştiren okur için tadından yenmez bir eser çıkıyor ortaya… Bu tercihinizin özel bir nedeni var mıydı?

Çok teşekkür ederim. Tiyatro başka bir sürü romanda da kullanılan bir tekniktir. Elbette benim icadım değil. Fakat çarşının milyonları aynı çatı altında toplaması gibi, benim, hikayeleri ve kökenleri farklı karakterlerimin de tiyatro çatısı altında toplanıp sözlerini çok sesli dile getirmelerinin doğru olacağını düşündüm. Hikayenin sonu da bugüne bağlanıyor çünkü daha önce andığım gibi, büyülü bir mekan olan Kapalıçarşı geçmişle bugünü bir arada barındırıyor aslında. Çarşının mermerleri, dükkanlarına sinen çehreler, tavanından süzülen ışık ve sokaklarında yankılanan sesler bugüne ta geçmişten geliyor. O nedenle okurun da bu hissi yaşamasını arzu ettim. Şimdiye kadar gelen yorumlarda da bu amacıma ulaştığımı görüyor ve çok mutlu oluyorum. Çünkü Kapalıçarşı ve benzeri mekanlar, zamandan, dönemden, bireyden bağımsız, toplumsal belleğimizin emanetini taşıyan hazineler.

KÜNYE

Kapalıçarşı
Fuat Sevimay
Hep Kitap
272 Sayfa

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR