rehost%2f2016%2f9%2f14%2f499f3b6f-cf78-4d8b-86dd-ed58929b8630
Görkem Önal

“Big Brother is whatcing you” (Büyük birader seni izliyor.) George Orwell’ın 1984 isimli romanında kullanılan bir slogan. Kitap, ilk kez 1949’da basılıyor ve en bilinen distopyalar arasında yer alıyor. Kitapta bir otoritenin – ki bu otorite big brother oluyor – sürekli olarak seni izlediğinden bahsediliyor. Daha sonraki yıllarda “Big brother” iktidar sahiplerine gönderme yapmak üzerine bir çok çevre tarafından kullanılıyor. Yaklaşık 70 sene önce ortaya atılan bu söz bizleri bugün şu soruyu düşündürmeye itiyor. Peki gerçekten biri bizi gözetliyor mu ?

Snowden filmi, bu konu çerçevesinde Edward Snowden karakterinin hayatının belli bir bölümünü bizlere aktararak, bazı konular üzerinde düşünmeye itiyor. Oliver Stone genellikle politik tabanlı ve bir mesajı olan filmler yapıyor. Snowden gibi bir karakterin Oliver Stone’un elinde şekillenmesi ise bize görsel bir haz yaşatıyor. Ya da paranoyağa çeviriyor da denilebilir.Ayrıca Joseph Gordon-Levitt’in, Snowden performansı da takdire şayan…

Filmde, Snowden’ın CIA ve NSA ile olan iş ilişkilerini, yazdığı güvenlik programlarını ve bunarın kullanım amaçlarını Snowden’ın gözünden izliyorsunuz. Snowden’ı izlerken dönemin bir çok önemli istihbarat ajanını da olay görgüsünde görüyoruz. Bu da bizi filmsel gerçeklik ve normal gerçeklik arasındaki bağı kurmaya itiyor. Film bittiğinde ise, bu kurgu tarzının ne kadar başarılı olduğunu anlıyoruz.

Filmin konusuna değinmek gerekirse; Snowden’ın devlete hizmet etme konusunda aileden gelen bir geçmişi var ve bu yüzden o da orduya katılmaya karar veriyor.Kendisi Cumhuriyetçi, yani muhafazakar bir idelojiye sahip. Talihsiz bir kaza sonucu, ordudaki görevinden ayrılmak zorunda kalıyor ki bu da hayatında dönüm noktası yaratacak olaylar zincirini başlatıyor. CIA ve daha sonra NSA’a giriyor ve siber casusluk konularında çalışmalar yapıyor. Siber casusluk çalışmaları sırasında karşılaştığı bir çok sorun onu rahatsız ediyor ve film bu konu üzerinden ele alınıyor.

Filmi izledikten sonra Althusser, McLuhan ve hatta Goebbels gibi isimlerin düşünceleri aklınıza gelecek. Belki siz de kameralara yara bandı yapıştırmaya ve onlardan kaçmaya başlayacaksınız. Belki siz de bireysel özgürlükler ve ulusal güvenlik arasındaki ikilemde gidip geleceksiniz. Kredi kartları, sim kartlar, telefonlar, laptoplar, kameralar belki de bunları kullanmak gözetlenme hissini de beraberinde getirecek fakat Snowden’ın hikayesini izlemek sizde kesinlikle bir iz bırakacaktır.

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR