Son-İç-Haber

Özlem Özgür Özcanozgur@sanatindibi.com

“Son”, Şehir Tiyatroları’nın bu sezon sahneye koyduğu, bilim kurgu tadında distopik bir oyun. Korkunç bir geleceği sahneye yansıtan oyunda, yazılı kaynakların yok edilmesi ve sonucunda insanların gerçeklik algılarının saldırıya uğraması, manipüle edilen hafızalar ve gerçeklerin peşinde sisteme kafa tutun bir avuç insan konu edilmiş. Oyunun hem yazarı hem de yönetmeni olan Özgür Kaymak ile Son’dan, gelecekten, korkularımızdan ve geleceği dair umutlarımızdan en çok da tiyatrodan konuştuk.

TÜRKİYE’NİN İLK BİLİM KURGU TİYATRO OYUNU! 

Son oyunu nasıl ortaya çıktı?

Bize yansıtılan ve aktarılan bilgilerin gerçekliğine dair sorgulamaya başladığımda oyun da şekillenmeye başladı. Sorgulanacak bir durum da kalmamıştı gerçi. Şahit olup yaşanılan bir durum sizin çırpınışlarınıza rağmen, çarpıtılıp yanlış aktarılıyorsa ve durum çok olağan ve hafifletilerek yansıtılıyorsa böyle kusuyorsunuz. 2013’te cümleler dökülmeye başladı.

Son, konu ve yapı itibari ile tiyatro sahnesinde görmeye alışkın olmadığımız türden bir oyun. Bilim kurgu – distopik kurgu gerek sinema gerek yazınsal alanda yaygın olsa da riskli bir konu. Bilim kurguyu sahneye taşırken çekinceleriniz oldu mu?

Benim bildiğim kadarıyla yerli oyunlar içinde ilk. Yer yer değinen yazarlarımız olmuş ama bütünüyle kullanılan ilk metin.  Bilim kurgu bir tiyatro oyununun, sinema karşısındaki rekabeti tabi ki düşünülemez. Ama tiyatronun her şeyi yaratabilme gücünü küçümsemeyelim. Sağlam dramaturji çalışmasıyla her şey mümkün. Bunun yanında,  özellikle ülkemizde bir klişe içine sıkıştırılmış reji bakış açısını kırıp, bu riski göze alıp, mümkün olabileceği konusunda inatlaştım. Tabi ki bu risk en büyük çekincemdi. Büyük riske girdim. Böyle riskler almaya devam edeceğim. Çünkü elimdeki tuğlayı bir üstte, desteksiz duracağı yere koyuyorum, aşağıdaki sağlam yerini geçiyorum. O sağlam yere tuğla koyan var nasıl olsa. Ben bir üst katı inşaa etmek derdine giriyorum. En azından bunu deniyorum. Yoksa Türk tiyatrosu olarak yeni hiçbir şey söylemeyip, ilerleyemeyeceğimizi düşünüyorum.

Son Afiş

Son, aslında hepimizin geleceğe dair korkularını taşıyor. Bir gün tüm yazılı kaynakların dijital ortama dökülmesinden, gerçeklik algımızın değiştirilmesinden hepimiz biraz korkuyoruz aslında. Bunun için hepimizin kendine özgü gerekçeleri var. Son’da da yazılı kaynakların manipüle edilerek dijitale aktarıldığı bir dünya görüyoruz.  Gerçekten dijital dünya bunun için çok mu müsait? Gözümüzle gördüğümüz, elimizle dokunduğumuz yazılı kaynaklar daha mı güvenli?

Yazılı kaynakları bilmem ama en azından gözümüzle gördüğümüz şeylerin yanlış aktarıldığına şahidim. Bu da yazılı olanları sorgulamama sebep oluyor doğal olarak. Ve bu dijital dünya git gide sadece kendi doğrularını yazan ve buna inanan insanlarla dolu bir dünyaya dönüştü. Ben de bu dünyanın son noktası konusunda hayal gücümü devreye soktum. Belki acımasızdı ama bu gidişle bu öngörünün gerçekleşmesi mümkün.

Hayatımızda birebir maruz kaldığımız bireysel ya da toplumsal her türlü durumda, artık gerçeklik şüphesi yaşıyoruz.

Oyunda, gelinen nokta aslında bir bilim, teknoloji insanı tarafından iyi niyetle çıktığı yolun kötü niyetli güçlerin eline geçmesinden kaynaklanıyor. Sanki biraz Nobel’in hayat hikayesinde olduğu gibi bir ortam var. Gerçekten de cehenneme giden yollar iyi niyet taşları ile mi döşenmiş?

iyi niyetten daha çok muhtaç bırakılma durumu. Kimse durduk yere kötülük yapmaz. O taşın, bir bütünü oluşturacağı bilinci yok o oyun kişisinde. Sadece kendi ve hayatındakiler var. Birileri tarafından bir kumpas içine alınmışsa iyi niyetinin kurbanı oluyor. O taşı ne için döşediğini öngörmeli, ki bu da zor bir meziyet.

Siz bir yazar olarak eserlerinizi dijital platformda mı depoluyorsunuz yoksa oyundaki kaygılarınız gerçek hayatınızı da etkiliyor mu? Kağıt üzerindeki yazı ile dijital ortamdaki yazı arasında güven farkı gerçek hayatınızda da geçerli mi?

Eserinize hemen ulaşıp değişiklik ve yeni fikirlele anında müdahale edebileceğiniz bir araç olunca, tercihiniz dijital platform oluyor. Ama o el yazısının dokusu başka bir his yaratıyor. O kağıdın üzerindeki en ufak leke, bir yazı hatası sizi o güne ve o ana taşıyor. Müthiş bir duygu. Benim gerçeklerin aktarılmasına dair şüphelerim hep vardı. Hayatımızda birebir maruz kaldığımız bireysel ya da toplumsal her türlü durumda, artık gerçeklik şüphesi yaşıyoruz. Ve güveninizi direk sarsılıyor.

EMPATİ YETENEĞİNDEN YOKSUNUZ HALA
Özgür Kaymak

Özgür Kaymak

Oyunda “şanslı” karakteri ile yabancı olanın dışlanmışlığını da görüyoruz. Aslında çoğu distopyada olduğu gibi tek tipleştirilen insanlar arasında en farklı olanı “şanslı” ve akıbeti pek de şanslı bitmiyor karaktermizin. Gerçek hayatta da pek farklı değil aslında bakılırsa. Yabancı, farklı olana niçin daha az şans tanıyoruz sizce?

Bu oyundaki bütün insanlar o distopik dünya karşısında yabancı. Sadece Şanslı değil. Birinin farklı bir durumu tercih etmiş olması onu insanlıktan çıkarmaz. Bunu nasıl kabul edersen et ama senin kırmızıyı tercih etmenden farklı değil. Ve bir insanı kırmızıyı tercih ediyor diye dışlayamazsın. Ya da o kırmızı sevdası onu yaratığa dönüştürmez. İşte biz aynı olmayana tahammül edemeyen ve dışlayan bir noktada duruyoruz maalesef. Empati yeteneğinden yoksunuz hala.

Oyundaki bağımsız 3 karakterden ikisi, gelecekte kurulan dünyanın yemeklerinden yedikleri için düşünme kabiliyetinin zayıfladığını görüyoruz.  Oyunda niçin yemeklerle düşünce gücü engelleniyor?

Distopya’nın yöneticileri insanları manipüle etmek zorundadır. Yenilen yemekler insanların hatırlama yetisini kaybetmesine neden oluyor. Geçmişe dair hiçbir şey hatırlayamayan insanlar geçmiş, bugün ve gelecekle ilgili manipülasyonlar karşısında savunmasız bırakılıyor. Kendi yarattıkları tarihle geleceği şekillendirmeleri için, önlerindeki en büyük engel ortadan kalkmış oluyor.

Gerçek hayatta da pek farklı bir durum söz konusu değil. Sizce neden sistemler düşünen insanları istemezler?

Tüm dünya için geçerli bu. O yüzden evrensel bir metin olması gerekiyordu. Sistemler kendi gibi düşünen ama sorgulamayan insanları tercih eder. Kaç kişi kendini eleştiren birini ister? Hangimiz herhangi bir çalışmada sorgulayan insanları seçiyoruz? İşte o sistemin temelini her türlü insan zaafı şekillendiriyor. En büyük zaaf da güçlünün yanında olma isteği.

Oyunda kaybolan yazıların yanı sıra insani özelliklerimiz, bizi biz yapan renklerimiz de yok edilmeye çalışılmış bir dünya görüyoruz. Sistemin siyah giyen kardeşlere dönüştürdüğü insanlar ve gerçekliğin peşinde olan insanlar arasında görünmez bir savaş var bir yandan da. Sizce bu yarışın kazananı kim olacak?

işte o yazılar yok edilince o renklerin varlığından haberimiz olmayacak ve yok edilen değil zaten hep böyle olan bir dünya bilinci yerleşecek. O siyah giyen kardeşler de önceki dünyayı bilmedikleri için bir türlü anlamıyorlar ve doğal olarak bir yarış içinde değiller. Onların dünyasında iş ve yükselmek var. Her şey net, grisi yok. O griyle karşılaşınca da afallıyorlar.

son-iç-haber

Tiyatro ne hedef olur ne de hedef gösterir. Sadece olanı sunar.

Şehir Tiyatroları da son dönemde gerek sansürler, gerek oyun repertuarı kısıtlamaları ile yaşadığımız sistemin hedefi halinde. Bu konu ile ilgili neler söylemek istersiniz?

Yaşadığımızın ne olduğu konusunda toplumsal bir bilincimiz yok. Sana göre sistem, bana göre beklenen sonuç olabilir.  Şehir Tiyatroları 103 yıllık tarihinde hep ayakta kalmış. Hiç bir hedef onu yolundan saptırmamış. Bu da kalıcı olanın sanat olduğunu gösterir. Benim ilgilendiğim; Tiyatroyu ne kadar evrensel kıldığın? Nasıl aktardığın?

Dert anlatır tiyatro ama dermanı da anlatır. İster dertlenirsin, ister arınırsın. Tiyatro ne hedef olur ne de hedef gösterir. Sadece olanı sunar. Sansürlenecek ve baskı altında yapılacak bir sanat değil. O zaman neresinden tutarsanız elinizde kalır, karşınıza 3000 yıllık hatta daha eski bir tarih çıkar. Söylenenlerden hangi birini engelleyebilirsiniz. İstesek de başaramayız. Tiyatro doğduğu günden beri, dünyanın her yerinde sayısız baskıya maruz kalmış ama üretimi engellenememiş hatta çözümünü bularak ilerlemiştir.

Distopik bir dünyada yaşadığımız hissine kapıldığınız oluyor mu? Oyunda olduğu gibi sizin de gereçeğe, doğruya ulaşmak için sığındığınız bir yer var mı?

Oyun, gelecekte bir zaman ve yer. Dünyamız hala renkli ve çok çeşitli ama gelecek beni endişelendiriyor. Ben hala insan hafızasına sığınıyorum. Yaşanmışlıklara şahit olup aktaran her hafızayı araştırıyorum.

Son-Slide-1-950x415

Kurum ve özel tiyatrolardaki oyunları takip eidyor musunuz? Gidişatı nasıl buluyorsunuz?

Çok yoğun değil ama ediyorum. Kurumların seyirci sayısını hedef haline getirmelerini yanlış buluyorum. Bu da oyun seçimlerini etkiliyor ister istemez. Ama kurumların korunmaları gerekliliğini de düşünüyorum. Devletin, ülkenin her köşesine yollar yapma zorunluluğu sanat içinde geçerli. Bunun zorunluluk bilinci gelişmeli. Daha büyük hedeflerle daha büyük adımlar atılmalı. Ama lütfen ve lütfen her işi uzmanına danışarak. Hiç ev yapmamış birine bir bina yaptıramazsınız. Oyunlara ise yaratıcı, yeni buluşları olan, sunan, deneyen cesur rejisörler gerekiyor.

Özel tiyatrolara gelince; onlarında  desteklenmesi devletin görevidir. Ama adil ve yargılamadan. Merak etmesinler zaten seyirci en acımasız yargıçtır. Özel tiyatroların bazıları var ki yaratıcı ve özgür olma fikirlerden uzaklaşmadan risk almaya devam ediyorlar. Çok mutlu oluyorum, umutlanıyorum ve takdir ediyorum. Ama bazıları hobi olarak yapacaklarsa lütfen evlerinde yapsınlar ve alanı bu işi büyük özveriyle yapan tiyatrolara bıraksınlar.

Gelecek dönem projelerinizden bahseder misiniz? Yakın dönemde yeni bir oyun bekliyor mu bizleri?

Ankara Devlet Tiyatrosu ‘nda yönettiğim oyun “Akıl Defteri” seyirciyle yeni buluştu. Bir kaç proje teklifi var değerlendiriyorum ve tabi ki yazmaya devam,  “Cadılar Orkestrası” adlı oyunumu yazmaya başladım.

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Her türlü zorluğa ve kolaycılığa rağmen risk alarak, tiyatroyu bir adım ileriye götürmek hedefi edinen ve bu hedefte yaratmaya inat eden tüm sanatçılara (ki çoğunluğu kadınlardan oluşuyor) alan tanıyınız ve destekleyiniz (özellikle kadınlar).

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

  • GÜNDEME TAKILANLAR

Müze ücretlerine zam! Ayasofya ve Topkapı Sarayı’na giriş 72 TL