Untitled-1

Özlem Özgür Özcan / ozgur@sanatindibi.com

Çocukken bile devamlı beni izleyenlerin olduğunu düşünen ve her an kaçırılıp annemden ayrılacağımdan korkan bir çocuktum ben. Bu potansiyel kaçırıcılarım bazen vampirler olurdu bazen uzaylılar bazense cinler. Aklımı yerinden oynatırdı izlendiğim düşüncesi. Gecenin bi yarısı korkudan uykumun kaçtığı, o korkuyla annemin koynuna sğındığım ve kaçırırlarsa uyansın diye koluna var gücümle sarılıp uyuduğum çok olmuştur.

1984’ü okuduğumda lise çağlarımdaydım. O zamanlar sakıncalı görülen her şeyi yapma gibi bir hevesim olduğundan bu kitabı da edebiyat öğretmenime inat okuyordum. Kitap beni çocukluk korkularıma sürüklediği yetmediği gibi günümüzdeki teknolojik cihazlardan da işgillendiriyordu. Bilgisayarın olduğu odada giyinip soyunmamaya hatta uyumamamaya başlamıştım kitapla beraber. “Ya o kameradan beni görüyorlarsa!” korkusuyla düşman olmuştum bilgisayara bağlı web cam’e. Cinler, periler, uzaylılar, vampirler bitmiş şimdi de kameralardan köşebucak kaçar olmuştum. Arkadaşlarım “Ya salak mısın kızığm seni niye izlesinler, bi senin evinde mi var web cam” diye dalga geçse de emindim ben o elektronik gözde bir haltlar olduğuna.

Kitabı bitirdiğim günü hiç unutmuyorum. Sınav haftasına girmiştik. Bizim okulda sınavlar -kopyayı önlemek amacıyla- sınıflarda değil bodrum kattaki büyük sınav salonunda yapılırdı. O gün ilk sınavımız edebiyet dersindendi, 100 Temel Eser’i yazarlarını aklımdan saya saya girdim salona. Tam Don Quixote’un yazarını ve konusunu kendime hatırlatıyordum ki onunla göz göze geldim. Gözlerimin içine bakarak tehdit edercesine kırmızı kırmızı göz kırpıyordu. Benim dışımda kimsenin pek umrunda olmamış olsa gerek herkes yerine geçip oturmuş bense kapının girişinde öylece kalakalmıştım. Edebiyat öğretmenlerimiz -tüm branş öğretmenleri gözetmen olarak girerdi sınavlara yine kopyanın önüne geçmek için- teşrif edene kadar o elektronik gözle bakıştım. Aklımdan, akıl almaz senaryoların biri bitip biri başlıyor annemin kolunu arıyordum adeta.

O gün en sevdiğim ders olan edebiyattan tarihimin en düşük notunu aldım. Ne soruları anlayabildim ne de cevaplar geldi aklıma. Cervantes’in şapşal şövalyesi gibi ben de kamerelarla savaştım durdum tüm süre boyunca. O an edebiyata dair aklıma gelen tek cümle “Big Brother is Watching Us” oldu. Sınav kağıdının altına bunu yazdığım için de “Bazı arkadaşlarımız kendi dilinde edebiyatı bitirip sorulara İngiliz Edebiyatı’ndan cevaplar vermiş” diye tüm sınıfın içinde parmakla gösterildim.

“Big Brother”ın kim ya da ne olduğunu açık ve net bana işaret eden adam, iyi ki doğdun George Orwell!

Orwell’ın Çocukluğu

  • George Orwell, asıl adı ile Eric Arthur Blair 1903 yılında Hindistan’ın Bihar kentinde doğdu. O sırada Hindistan bir İngiliz sömürgesi olduğu için ilk öğreniminden sonra İngiltere’ye gitti. O dönemin en elit okullarından olan Eton Koleji’ne yazıldı.
  • Burayı iyi bir dereceyle bitiren Orwell için yine bir başka ülkenin kapıları açıldı o da Mynmar’dı.

Mynmar’da insanlara yapılan şiddet, onun duygularını da etkiledi.

  • Eton Koleji’nden mezun olan George, Mynmar’da yani o günün Burma’sında bir polis olarak teşkilata girdi.
  • Burada gelen mahkumlara yapılan muamele onun emperyalizme olan öfkesini daha da arttırdı.
  • Burada mutlu olup para kazanamayacağını anlayan Orwell için bir sonraki durak Paris’ti.

İlk romanı ”Paris ve Londra’da Beş Parasız” oldu.

  • Paris’e gelen George Orwell’ı çok büyük bir yokluk bekliyordu. Büyük bir sefalet çeken Orwell, günler boyu aç gezdi ve parasız kaldı.
  • Bunu konu alan ve asla otobiyografisi olduğu yönünde bir açıklama yapmadığı kitabını, Paris ve Londra’da Beş Parasız eserini piyasaya çıkarttı.
  • Bu eserde ismi asla zikredilmeyen bir kahraman kendi ağzından kısaca hayatını anlatır. Paris’te İngilizce kursu açan ana karakter, müşteri bulamayınca işsiz kalır ve sokaklara düşer. O sırada bir iş teklifi gelir.
  • Engelli bir çocuğun eğitimini üstlenmek üzere Londra’ya gittiyse de burada da sefalet peşini bırakmaz.

”Zambak Solmasın” ile artık tamamen tanınır.

  • Paris ve Londra’da Beş Parasız’da sonra iki roman daha yayınlayan Orwell aradığını bulamaz. Ama Keep the Aspidistra Flying (Zambak Solmasın) eserini yayınladıktan sonra Orwell’ın yıldızı parlar.
  • Bu kitapta ise kendisini de konu edindiği, dar gelirli orta direk ailenin yaşantısına ayna tutar. İnsanların umutlarını öldüren yoksulluğa dikkat çeker.
  • Gittikçe sevilmeye başlanan Orwell için edebiyat bir sürelik kesintiye uğrayacaktır. Çünkü Nazi lideri Adolf Hitler’in desteğini alan Franco birlikleri İspanya’da iç savaşın fitilini ateşleyeceklerdir…

İspanya İç Savaşı ve Orwell

  • Orwell Franco kuvvetlerine karşı direnen İspanya halkının yanında yer alır. Orwell bu savaşa gidişini şu şekilde anlatır:
  • ”POUM milisine 1936 yılı sonunda katıldım. Bir başkasına değil de bu milise katılmamın başlıca nedenleri şunlardı: İspanya’ya gitmeye gazete makalelerim için malzeme toplayabilmek amacıyla niyetlenmiştim.
  • Bunun yanı sıra, eğer çarpışmaya değer gibi görünürse, belki de savaşırım diye muğlâk bir düşünce de vardı kafamda.
  • Ne var ki hastalıklı bünyem ve nispeten az sayılabilecek askeri tecrübem hesaba katıldığında, savaşmak hususunda pek bir kuşkuluydum.”
  • Orwell dilencilerin sokaktan çekildiği, fuhuşun ortadan kalktığı ve herkesin sadece zafere koşarcasına ellerinde ne var ne yoksa bağışlamalarına hayran kalır.

Savaşta Orwell gırtlağından vuruldu

  • Savaşçılık bakımından tecrübesiz olan Orwell, keskin nişancının hedefine girer ve gırtlağından vurulur. Ölümden son anda kurtulan Orwell hemen cephenin gerisine taşınarak tedavi edilir.
  • Fakat gördükleri karşısında şoka girer. Çünkü o çok beğendiği düzen tamamen yok olmuştur. Tüm bunların sorumlusu olarak Stalin’i görür.
  • Katıldığı POUM örgütü yasadışı kabul edilir ve Orwell ile arkadaşları İspanya’dan sürülür.

”Aspidistra” kitabında sınıf farkını mizahi bir dille eleştirdi

  • 1930’ların İngiltere’sinde yaşayan George Orwell, o dönemde yaşanan sınıf ayrımına oldukça karşıydı. Aspidistra eserinde de birçok insanın bu sınıf atlama hevesini komik bir tutumla eleştirdi.
  • Aspidistra yükselmek isteyen insanların evinde bulundurduğu bir zambak türüydü.
  • Reklam şirketinde çalışan ana karakter, kapitalizmin getirdiği reklamcılık anlayışından nefret eder ve şairliğe soyunur. Sevgilisini bu uğurda kaybeden adam için sürpriz sonu yine sevgilisi belirler.

”Hayvan Çiftliği” kitabı klasiklerden…

  • İspanya’daki yıllarında gördüğü ”İhanete Uğramış Devrim” tablosundan oldukça etkilenen Orwell bir tragedya yazar. İsmini ise Hayvan Çiftliği koyar.
  • Sürekli ezilen, kırkılan hayvanların olduğu bir çiftlikten bahsedilir bir kitapta. Köpeksi olan eşek Benjamin, fedakar at Boxer veya serçelere kardeş olduğunu söyleyerek onları pençelemeye kalkan kedileri bile konu edinir.
  • Siyasi eleştirisini yıllar öncesinin fabl yazarları gibi yapmayı tercih ederek akıllıca bir yöntem izler:

“Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar diğerlerinden daha eşittir”

Ve en çok bilinen eseri: 1984

  • 1984 bir korku ütopyasıdır. Big Brother (Büyük Birader) ismindeki biri büyük bir ekrandan tüm halkı bilgilendirir.
  • ”Düşünce Polisi” kavramını hayatımıza sokan eserde Totaliter bir merkezi tek parti iktidarı vardır.
  • Bu partinin yönetiminde korku, propaganda ve beyin yıkama ile halk ve hayatı manipüle edilmektedir.

”Geçmişi denetleyen” diyordu Parti sloganı, “geleceği de denetler; şu anı denetleyen geçmişi de denetler.”

Büyük Birader seni izliyor.

Orwell bir verem hastasıydı

  • Uzun zaman süren yoksulluktan dolayı yaşamına çok özen gösteremeyen ve sokaklarda yatan, soğuktan dolayı oldukça fazla akciğer rahatsızlığı geçiren Orwell’da kronik verem vardı.
  • Zenginliği giderek artsa da bu hastalıktan bir türlü kurtulamadı. 1984’ü de bu veremin ağır olduğu bir dönemde yazmıştı.
  • Hayatının son dönemlerini çoğunlukla hastanelerde geçirdi.

Eşinin kaybettikten sonra hastalığı ağırlaştı…

  • 1945 yılında yanlış bir ameliyattan dolayı 41 yaşında eşini kaybetti. II. Dünya Savaşı’na denk gelen bu dönemde Observer gazetesinde yazmaya devam etti.
  • 1949 yılının ortalarına doğru Orwell tekrar evlendi. Hastalığının ilerlediği bu dönemde artık tek beklentisi kendisine yardımcı olabilecek bir eşti.

Orwell 1950 yılında hayatını kaybetti.

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

  • PLASTİK SANATLAR

Abdülmecid Efendi Köşkü “İçimdeki Çocuk” ile kapıları açıyor