Özlem ERTAN

Dağların arasında sıkışıp kalmış, çevredeki diğer yerleşim yerlerinden uzak düşmüş bir Ezidi köyündeyiz. Bu köyün ahalisi, Ortadoğu’nun farklı ülkelerine yayılmış diğer dindaşları gibi, dışlanmanın, zulme ve haksızlığa uğramanın ne demek olduğunu çok iyi biliyor. Bu yüzden de etraflarını koruyucu bir kalkan misali kuşatan dağların ötesine geçmemeyi ve bildikleri küçük çevrenin sınırları içinde yaşamayı tercih ediyor.

Ne de olsa kendini koruma güdüsü, kadim inançlarının yanlış yorumlanması nedeniyle “şeytana tapmak”la itham edilen Ezidilerin tarih boyunca ayrılmaz bir parçası olmuş ve bu durum, yazımızın konusu olan romanda bahsi geçen Hamduna Köyü’nün sakinleri için de geçerli. Müslüman köylerinde yaşayanların nefretle söz ettiği, yakınından bile geçmek istemediği Hamduna’ya bir ilkokul öğretmeni atanır. İçinde ve dışında esen rüzgârların Anadolu’nun kıyısına savurduğu bu öğretmen, önyargısız yaklaştığı Ezidiler hakkında pek çok bilgi edinir ve bir de aşka düşer.

Doğu coğrafyasının uzak bir köşesinde sıkışıp kalmış Hamduna Köyü’nü, Ezidileri ve her türlü kontrol mekanizmasını bertaraf etme gücüne sahip aşkı gözünden gördüğümüz o öğretmen, İlhami Sidar’ın İthaki Yayınları’ndan çıkan romanı “Başka Gökyüzü”nün karakteri ve aynı zamanda anlatıcısı. Her şey onun yolculuğa çıkmasıyla başlıyor ve sonunda ulaştığı “başka” gökyüzünün altında devam ediyor.

Edebiyat okurlarının “Şiirli Dağ”, “Melekler de Ölür”, “Sadakat” gibi romanlarıyla ve şiirleriyle tanıdığı İlhami Sidar’ın bu kısa romanı insanı derinden etkileme gücüne sahip. “Başka Gökyüzü”nün, kısalığıyla tezat etkileyiciliğinin temelinde yazarının şiirsel dili kadar Ezidi kızı Hezar’la romanın anlatıcısı öğretmenin kökü gerçeğin toprağında bulunan öyküsü yatıyor. Evet, “Başka Gökyüzü”, 1970’li yılların sonunda yaşanan ve yıllar boyu halk arasında anlatılan bir vakaya dayanıyor. Ezidi kızı Hezar’ın, âşık olduğu Müslüman öğretmenle kaçmasına ve sonrasında meydana gelen olaylara… Hezar’ın öğretmenle kaçtıktan sonra İslam dinine geçtiğini düşünen Müslüman ahali, kızlarını geri almak isteyen Hezar’ın ailesine saldırıyor ve sonrasında olay farklı bir noktaya taşınıyor.

İlhami Sidar, aklında yer eden bu yaşanmış öyküyü temeline koyduğu kurgusunda, sadece başkarakteri öğretmenin gözünden Doğu coğrafyasının bir kesitini ve aşkın duvarlar yıkan gücünü aktarmakla kalmıyor; Ezidilerin acılı hayatına da ayna tutuyor. Dışlanan, toprakları ellerinden alınan, linç girişimlerine maruz kalan Ezidilerin… Dönemin siyasi gelişmelerinin Doğu kırsalındaki yansımaları da şöyle bir görünüyor İlhami Sidar’ın romanında.

İlhami Sidar, birinci tekil şahsın ağzından yazdığı “Başka Gökyüzü”nde lirik, acıklı ve güçlü bir öykü anlatıyor. Bunun yanında, evrenin iyilik ile kötülük arasındaki denge üzerinde durduğuna, biri ortadan kalkınca diğerinin anlamsız olacağına inanan, Melek-i Tavus’a sonsuz saygı duyan Ezidi halkının sesini de duyuruyor. Ezidi inancını tanımasında öğretmene yardımcı olan Hamduna köylülerinden Muavi’nin sözleri, “Başka Gökyüzü”nün okurlarına da farklı bir dünyanın kapılarını açıyor: “Biz dinimizin temel ilkelerinden olan iyi ve kötüye eşit saygının gösterildiği bir dualiteye inanırız…”

Kapağındaki Melek-i Tavus figürleriyle de dikkat çeken “Başka Gökyüzü”, farklı bir kültürle, coğrafyayla ve insanlarla tanışmanın, buluşmanın ve onları kaybetmenin romanı aynı zamanda.

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR