Özlem Özgür Özcan / ozgur@sanatindibi.com

(Fotoğraf Apf’ye aittir)

Uzunca bir zamandır dönen “kültürümüzde yeri yok”, “bizden değil”, “aşina değiliz”, “yerli değil” tartışmalarına bugün yenisi eklendi, “Anadolulu olmamak”! Konuyu hepimiz az çok biliyoruz. 25 Eylül Cumhuriyet Davası sonrasında serbest bırakılan Kadri Gürsel ve eşinin buluşma fotoğrafları. İki erişkin insanın öpüşmesi üzerinden bir kavgadır gidiyor. Öpüşme görüntülerinden son derece rahatsız olan bir kesim var ve çifti “laik, terbiyesiz, Kemalist, Anadolu’ya uzak ve müşahhas” olmakla suçluyor. Çok şükür ki yine ne Ahmet Şık’tan, ne de Cumhuriyet Davası’nın usulsüzlüğünden bahseden yok aralarında. Hatta bu üsülsüz ve keyfi yargı durumuna “öpüşmeli” görüntülere kızdığı kadar kızmıyor bile. Eşine duyduğu özleme takıldığı kadar Gürsel’in “Çok fazla sevinecek bir durum da yok. Haksız mesnetsiz suçlamalarla tutuklanan Cumhuriyet çalışanları söz konusu” sözleriyle de ilgilenmiyor.

Kim bu kendine “Anadolulu” diyenler peki? Ne yaparlar, ne ederler? Hiç mi sevmez bu Anadolular? Aklıma Yakup Kadri’nin Yaban romanı geliyor. “Kuşlar nasıl sevişir? Kediler nasıl sevişir? Biliyorum. Lakin Köy halkının nasıl seviştiklerini tahmin edemiyorum.” satırları tam da bu olayın üzerine yazılmış gibi değil mi? Ne oldu sana Anadolu? Sen değil misin Eros’un vatanı? Kibele senin kızın değil mi? İlk şarap senin toprağında biten üzümden yapılmadı mı ve nice aşık senin kızlarının göz süzüşüne türküler yakmadı mı? Nereden çıktı şimdi bu sevgiye tahammül edememe halleri?

Sapla samanı birbirine karıştırmayalım beyler. Kendi uyduruk hassasiyetlerinizi ne Anadolu’ya ne de Türkiye’ye yükleyemezsiniz. Kötü olan sizlersiniz. Vicdansız olan da.. Ne Kadri Gürsel ve eşi, ne sevgileri ne de Cumhuriyet sanıklarının vicdan dolu kalpleri gitmeyecek bu topraklardan. Siz gideceksiniz tüm kötü niyetlerinizle birlikte. Ahmet Şık konuştukça, Cumhuriyet basılmaya devam ettikçe pılınızı pırtınızı toplayıp tarihe gömüleceksiniz.

Hiç kimse, sizlerin sonradan uydurma  gelenek görenek kurallarınıza göre  yaşamak zorunda değil. Nasıl istiyorsak, canımız nasıl istiyorsa öyle yaşayacağız. Aklımızda, gönlümüzde ne varsa onu söyleyeceğiz. Ahmet Şık gibi mesela. Mert olacağız, dik duracağı. Sizin safsatalarla dolu karanlık beyninize bakıp “eller ne der” diye düşünmeden yaşayacağız aşklarımızı. Bu aşk belki bir insana belki bir fikre olacak ama bunu size sormayacağız. Karanlığınızda, sapkınlığınızda yitip gidene kadar bildiğimizi, gün kadar ortada olan doğruları söyleyeceğiz.

Biz bir gün köylüleri öldüreceğiz efendiler. Sapla samanı ayırıp birbirinden, iyi ile kötüyü bilerek… Şükrü Erbaş’ın mısralarında saydığı tüm nedenlerden dolayı öldüreceğiz köylüleri. Köyleri sizin karanlığınızdan kurtarana kadar öldüreceğiz aklınızdaki fitneyi, fesadı ve insanlık onuruna sığmayan ne kadar sapkınlığınız varsa hepsini tek tek yok edeceğiz. Bazen sevgilimizin dudaklarından kana kana öperek bazen yüzlerinize gerçekleri vura vura yapacağız. Sevgiyle, aşkla, inatla savaşacağız vicdansızlığınızla. Kadınımızla erkeğimizle duracağız karşınızda. Biz kazanacağız beyler, size rağmen yaşam kazanacak, sevgi kazanacak…

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR