Seray ŞAHİNLER DEMİR / seray@sanatindibi.com

Nijeryalı yazar Ayọ̀bámi Adébáyọ̀’nun ilk romanı, 2017 Baileys Kadın Yazarlar Kurmaca Ödülü finalisti “Benimle Kal” ilk kez Türkçede… hep kitap etiketiyle yayımlanan roman evli bir çift olan Yejide ve Akin’in öyküsü. Roman, çocuğu olmayan çiftin kültürel kodlar kıskacında, aile ve toplum baskısı altındaki serüvenine odaklanıyor.

1980 yılında başlayan romanda başrol Yejide’nin. Annesiz bir çocuk olan Yejide, babasının dört eşiyle birlikte büyüyor. Üniversitede Akin ile tanışıyor ve evleniyorlar. Hikaye tam da burada başlıyor çünkü çiftin -hiçbir tıbbi gerekçesi yokken- çocukları olmuyor. Çocuk sahibi olmak için her yolu deneyen Yejide ile eşinin ruh sağlığı zamanla bozuluyor. Akin için yeni bir eş arayışında olan ailesi ise Yejide’yi iyice baskı altına alıyor. Yejide’nin anne olamayışıyla birlikte önce aileden sonra çevresinden gördüğü muamele, dönemin arka planındaki siyasi ve toplumsal tablo ile sunuluyor okura. Nijerya’nın darbe ve çalkantılarla geçen siyasi tarihi, roman boyunca varlığını hissettiriyor.

1988 doğumlu Ayọ̀bámi Adébáyọ̀’nun ilk romanı, meselesini ilmek ilmek işleyen, anlatımıyla derdine hizmet eden bir kurguya ve dile sahip.

Ayọ̀bámi Adébáyọ̀ ile “Benimle Kal” hakkında konuştuk…

-Sizi Yejide’nin hikâyesini anlatmaya iten şey ne oldu?

Üniversitedeyken birkaç arkadaşımı orak hücre anemisinden kaybettim. Bu benim için son derece üzücüydü ama bir süre sonra, insanın birkaç kez yas tutup alıştıktan sonra olduğu gibi, tüm vaktimi onları düşünerek geçirmeyi bıraktım. Yine de ne zaman annelerini görsem, çocuklarının başına gelen şeyin onları fiziksel olarak değiştirme şeklinden çok etkilendim. 2008 yılında son sınıftayken tek çocuklarındaki bu hastalık nedeniyle evlilikleri bozulan bir çift üzerine kısa bir hikâye üzerinde çalışıyordum. Bir noktada hikâye nedeniyle çok sinirlendim. Bir gece hikâyede neyin yanlış olduğunu anlamak için yürüyüşe çıktım. Kurgunun yüzde ellisini bulduğumda, Akin ve Yejide’nin romanda buluştuğu Oduduwa Salonu’nun önünde duruyordum. Bundan iki yıl sonra Benimle Kal’ı yazmaya başladım.

-Yejide kitap boyunca töre ve gelenekler ile savaşmak zorunda. Aslında temelinde birçok kadının gerçek hikayesi. Yejide neyin temsiliyetiydi sizde?

Ben yazarken karakterle çok özel bir ilişki kurarım. Onları birer birey olarak düşünürüm ama Yejide karakterini oluştururken, bir ya da daha fazla çocuğunu kaybetmenin acısıyla mücadele eden, tanıdığım kadınlardan ilham aldım. Onların, hayatın getirdiği olumsuzluklar karşısındaki sağlam psikolojileri ve güçlü duruşları bu karakteri oluşturmamı sağladı. Bu nedenle olumsuz koşullarla karşılaşmış ancak bunların karşısında ayakta durabilmiş pek çok kadın için Yejide gibi bir karakterin bir metafor olabileceğini düşünüyorum.

-Hikâyenin 1980’lerde geçmesinin nedeni neydi?

Her zaman Nijerya tarihiyle ilgiliydim, 1980’lere ilişkin bir şeyler okuduğumda bu dönemin büyüleyici olduğunu düşündüm.

-Romanın arka planında ülkenin siyasi atmosferi de kendisini hissettiriyor. Darbeler, siyasi çalkantılar gibi pek çok gelişmeye tanık oluyoruz. Bu bilinçli bir tercih miydi? 

Evet, öyleydi. Benimle Kal son derece siyasi oldu, bu büyük oranda benim siyaset takıntımla ilgili. Ama bu kitabın üzerinde çalıştığım yıllarda bu kitabı toparlayamamamın nedenlerinden birinin karakterleri doğrudan politikaya girmeye zorlamam olduğunu fark ettim. Nihayetinde, romandaki politikayla ilişkili bölümleri silip kendime Akin ve Yejide’nin neyi eleştireceklerini, neyi umursayacaklarını sordum. Bu bana, bir kitabı neyin bir roman haline getirdiğini, neyin getirmediğini öğretti. Akin ve Yejide çalkantılı bir dönemde yaşasa da kendilerini en kötü zorluklardan olabildiğince uzaklaştırıp koruyor, yalnızca göz ardı etmeleri mümkün olmayan şeylerle ilgileniyorlardı.

-Akin’in Yejide’nin hikâyesindeki rolü neydi? Erkeklerin kadın mücadelesindeki yerini nasıl görüyorsunuz?

Bu Yejide’nin olduğu kadar Akin’in de hikâyesi; roman ataerkil yapıların erkeklere de nasıl zarar verdiğini inceleyerek her iki perspektiften de anlatılıyor. Toplum kendini eşitliğe adadığında, bundan hem erkeklerin hem de kadınların faydalanacağını düşünüyorum. Bu nedenle erkeklerin de kadınların eşitliği için mücadele etmesi lazım, ancak ne yazık ki her zaman böyle olmuyor.

-Yejide’nin öyküsüne tanık olurken, “çocuk” kavramının sembolik bir çığlık olduğunu hissettim. Kadının üzerindeki tüm baskıları “çocuk sahibi olmak” üzerinden tek bir paydada buluşturuyorsunuz. Moomi, Iya Bolu gibi karakterler de bu baskıların farklı temsiliyetleri aslında. Kadının bu denli kuşatılmasının sorumlusu kim sizce?

İnsanın değerini bir fonksiyona ya da diğerine bağımlı kılan bir dünya görüşüne sahip olduğunuzda adaletsizliğin yerleşmesi çok kolay. Böyle bir durumda, kadının değerinin doğurganlığına bağlı olduğu ve topluluktaki hem kadın hem de erkeklerin içselleştirdiği bir dünya görüşüne sahipsiniz demektir. Bu tarz bir düşünce, romandaki Moomi karakteri gibi pek çok insanın, kadını aşağılamaya hakkı olduğunu düşünmesine neden oluyor.

-Hikâyenize çok uzak bir coğrafya değiliz. Dünyada kadın haklarının gasp edildiği, kadın cinayetlerinin giderek katlandığı bir ülkede yaşıyoruz. Dolayısıyla bizim de birçok Yejide’miz var. Kadına yönelik bu tavrı işlemiş birisi olarak meseleyi nasıl değerlendirirsiniz?

Her şeyden önce kadınlar insandır, toplumların kadınları bir insandan daha aşağı bir varlıkmış gibi görmekten vazgeçmesi gerekiyor. Kadın hakları ayrıcalık değil, insan haklarıdır. Ayrıca özel hayatında ya da toplumsal yaşamda kadın haklarını reddeden toplumlar kendi gelişimlerini en az yarı yarıya yavaşlatıyorlar.

Benimle Kal
hep kitap
264 s.

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR